Ne Kadar da Masum Ne Kadar da İyi Niyetli

Gece Gündüz
A A

Ne Kadar da Masum Ne Kadar da İyi Niyetli

“Kadınlarımız” kelimesinin bol bol ortalarda dolandığı günler… Oysa bilinmiyor mu, her şeyin bu sahiplenme belasından gerçekleştiği? Benim bilmem neyim, bizim şuyumuz, buyumuz derken kendimize de her hakkı veriyoruz. Ama hayır efendim kimse kimseyi tekeline alamaz, herkes öncelikle bir birey. “Ne var bunda, seviyoruz sahipleniyoruz.” denebilir fakat öyle değil. Çünkü biz sahiplendiğimiz şeyi kırıyor, öldürüyoruz. Bazen de görmezden geliyoruz. Kendimizi üstün gördüğümüz doğaya yaptığımız gibi. Sahipsek zarar verme hakkımız var gibi davranıyoruz.

Kapitalizmin kadın bedenini metalaştırıp reklamlarda kullandığına ne yazık ki aşinayız. Aynı durum artık erkekler için de geçerli. Dizilerde artan duş alan erkek sahneleri, şu meşhur “biscolata erkekleri” falan malum. Kasın yoksa, ideal ölçülere sahip değilsen gözümüze görünme. Hata “kızlı-erkekli” ölün de kurtulalım şu “çirkinliğinizden” diyor sistem. İşin kötüsü, ataerkiyle beraber hareket eden kapitalizm, bin yıllardır etkiliyken iliklerimize öyle işlemiş ki biz de ideal olanı, bizi “normalleştireni” yakalamaya çalışıyoruz. Halbuki nasılsam öyleyimdir, kim ne karışır!

Kapitalist sistemin kadınlar gününü malzeme edişi, ataerki üzerinden aslında kadını zayıf göstermeye çalışan unsurları reklamla pekiştirmesi, kadın mücadelesini bu şekilde görünmez kılmaya çalışması daha da dayanılmaz. “Haydi onlara değerlerini gösterin, çiçek alın.” reklamı falan. Hı-hı tamam. Sonra da neden “çiçek babandır” sloganı? Tarih boyunca erkeklerden daha az ücret alarak çalışan kadınlar yokmuş gibi, kadınların ekonomide eşit, güçlü olduğunu anlatan reklamlar boy boy. Parfümler, çiçekler, tek taş pırlanta reklamları havada uçuşurken yıl boyu kadın bedeninden para kazananların “duyarlı” reklamları, cinsiyetçilikte ön sırada giden, kadını aşağılayanların 8 Mart mesajları ise beni bitiriyor. Tarlada saatlerce, günde 10 liraya çalışan kadınların elleri çorak topraklara dönüyor ama ürünümüzü alanlara, bugüne özel dev kampanya; kargo bedava! Çünkü kadınları çok seviyoruz. Onlar bizim canımız, çiçeğimiz, böceğimiz, kalemimiz, değerlimiz, paspasımız; ay pardon, bu yanlış oldu!

Bir kişi, “Çiçek aldık çok güzel, çiçeğimize baksana.” ya da “Kitaplarımızı bulamıyorum.” diyebilir. Ama “kadınlarımız” diyorsa durup düşünmeli. Acaba içten içe bir tahakküm arzusu barındırıyor mu? Ben bu kelimeyi duyunca Nazım dışında, onun döneminde bunun sorgulandığını sanmıyorum, uzaklaşıyorum o kişiden. Sahiplenmek belası, eşitliği öldürüyor ve bu kelime, öyle eğreti bir şekilde çıkıyor ki ağızdan, tansiyonu çıkıyor insanın. Çünkü tarih boyunca hiç değişmedi, bu sahiplenmenin sonu “Ya benimsin ya kara toprağın!” cümlesiyle geliyor. O yüzden cinsiyetler arası tahakkümün son bulması için sanırım “kadınım, erkeğim” kelimelerinden kurtulmak gerekiyor. Tabi bu sadece bir adım, köklü bir değişim için pek çok alanda mücadele gerekiyor.

Eh, madem bugün o mücadelenin günü ve madem daha yapılacak çok şey var, neden işe dilden başlamıyoruz? Ötekileştiren, alttan alta kadını yok sayan dilden, reklamlardan, pembeyi ve çoğu zaman evlenmeyi dayatan sistemin diğer unsurlarından kurtulmak, ufak bir adımla başlayacak belki de. Hah, unutmadan. Yanlış anlaşılmasın; yüceltilmek istemiyoruz, eşitlik istiyoruz!

Zozan Çetin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...