Kırgın Seyyah

Gece Gündüz
A A

Kırgın Seyyah

Evimin birkaç kilometre ötesindeki tren yolundan odama dolan ses ile irkilerek kalktım yatağımdan. Buraya taşınmamın üzerinden neredeyse bir ay geçmişti ama hala alışamamıştım arada bir yükselen bu gürültüye. İşin ilginci her ne kadar gürültü desem de bana tatlı geliyordu. Sanki uzaktaki bir sevdiğim arada bir beni yokluyordu. Bir kez daha irkildim, bu sefer düşüncelerimin yarattığı şaşkınlıktan. Bu kadar yalnız hissettiğimi bilmiyordum. Pek çok şey gibi onun da farkına varmamıştım. Demek Nalin haklıymış, içimi sadece karşılıksız bir aşkla doldurmuştum. Kendimi, yanımdan öylece akıp giden hayattan soyutlamakla kalmamış, olmayan bir aşkın gölgesine, sonsuz boşluğuna bırakıvermiştim aynı zamanda. Oturur pozisyonda olduğum yataktan çıkarak babaannemden kalma eski tuvalet aynasına, yeni nesil adıyla makyaj aynası, yaklaştım. Pufa oturduktan sonra hayretle aynadaki yüzü seyrettim. Kendimle ilgili fark etmediğim bir başka şey de yüzümün bu kadar soluklaştığıydı. Gittikçe derinleşen bu rüyadan bir an önce uyanmam gerektiğini o an anladım. Aksi halde içime battıkça acı veren şu ağırlık, beni daha da hapsedecekti bu loş eve. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ama ellerim istemsizce çekmecede uzun süredir bekleyen kâğıt ve kaleme gitti. Evet, belki de ona dair ruhumda tuttuğum kelimeleri özgür bırakırsam ışığı bulacak, kendime gelecektim.

Senelerce biriktirdiklerimi daha rahat toparlayabilmek için salondaki kanepeye geçtim. Katlanabilir küçük masamı da önüme aldıktan sonra dokuz yaşından bu yana içime bir kayanın oturmasına sebep olan yaşadıklarım, bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. “Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Bu, fazlasıyla selamsız sabahsız bir giriş gibi gelebilir ama öyle değil. Yıllardır kendi kendime öyle çok konuştum ki seninle yazmaya karar verdiğim şu anda, içimden taşan sözcükleri tutamıyorum. Öncelikle bilmelisin ki afili cümleler kurmada çok iyi değilim. O yüzden belki de birkaç satırdan sonra bırakacaksın, bu kimden geldiğini bilmediğin mektuptan sıkılacaksın. Lütfen bırakma. Senden gözlerini, gülüşünü, sevdanı istemedim. Tek isteğim, yazdıklarımı sonuna kadar okuman… Çocukluk arkadaşım, ilk ve son aşkım. O zamanlar cesurdum, okuldan her dönüşümüzde yanında, yüzünü ilk kez görmüş gibi inceleyerek yürürdüm. Bazen fark etmez, bazen aldırmazdın. Ama çocuk kalbi işte. Nasıl da vazgeçmiyor sevmekten, kırılıyor da nefret etmiyor. Sonra büyüdük. Köşe bucak kaçmaya başladım senden. Mahalleye her gelişinde odalara saklandım, evin evimize yaklaşınca da semt değiştirdim. Şimdi ise raylardan yükselen sesi bir dost belliyorum. Bu kadar yoğun, kelimeleri taşıra taşıra severken neden kaçtığımı sorabilirsin elbet. Kaçtım, çünkü sen bir bana gülmedin Halit! Herkesi sevdin, herkese kalbinden bir parça iyilik ihsan ettin. Bir bana çattın kaşlarını, beni kalbinin o sonsuz sevgi deryasına hiçbir zaman almadın. Herkes senin dostundu, ben senin hiçbir şeyin…”

Nefes almakta güçlük çekince beni başka bir boyuta götüren kalemimi bıraktım. Mutfağa geçip bir şeyler atıştırırken dalgınlığımı, beni yerimden hoplatan telefonumun sesi bozdu. Saat 11’di, Nalin olmalıydı. Her gün bu saatte arardı. Herkesten hatta kendimden bile kaçabilmiştim ama ondan kaçamamıştım. Vicdan gibiydi vesselâm, yakama yapışmıştı. Telefonu kapatırken bir kez daha kendimi hapsettiğim dünyadan çıkmamı öğütledi. Suyu hızlıca yudumlayıp şeffaflaştığım masanın başına yeniden geçtim. Hem maziyle hem bugün ile yüzleştiğim kalemi kavradım. Başladım tekrar içimde düğümlenenleri bir bir açmaya.

“…Merak etmeyebilirsin fakat ben yine de bu çığ olmuş sevda yanığının bana yaptıklarını anlatmak istiyorum sana. Bana kalırsa Halit, en kötüsü içimdeki ışığın sönmüş olması. Bunu arkadaşım kafama vura vura öğretmeye çalıştı ama ben bugün fark ettim. Düşün, öyle karanlık ki ruhum, evimin loş olması umurumda bile değil. Dahası gözümün önünü bile göremez hale gelmişim. Yüzümün solgun bir renge büründüğünü de bugün fark ettim. Sevdiklerimi gözden çıkarışımı yazmıyorum bile. Annemin yalvarmalarına rağmen sen oradasın diye mahalleye gelmeyişimi ya da. Kalemim git gide sitemkâr bir hal alıyor ama ben bunu istemiyorum. Çünkü senin beni sevmeyeceğini hep bildim, bu ihtimali yaratan ve onu her zerresine dolduran bendim. O yüzden burada kesiyorum. Sana da Nazım ile veda ediyorum;
‘Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil…’ Hoşça kal. Belki bir gün, kalbimi ve gözlerimi gördüğün bir zamanda…”

Mektubu birkaç kere okudum. Daha uzun yazacağımı düşünüyordum. Fakat kırık kalbimin kaleme hükmü benden de üstün olmuş, bir şelale halini alan tümcelerim sitem etmeye başlamıştı. Bir kez daha ama tekrarlanmayacak bir şekilde sustum o yüzden. Yazdıklarımı değiştirmeme kararımdan emin olarak zarf bulmak için evin envaiçeşit yerlerini kurcalamaya başladım. Aramalarımdan eli boş dönünce yıllar sonra kazandığım cesareti, kaybetme korkusu ile üzerime bir palto alıp saçlarıma çekidüzen verdikten sonra dışarı fırladım. Postane için kilometrelerce yürümem gerekti, bu beni nefes nefese bıraktı ama amacıma ulaştırdı. Aylardır hatta yıllardır hayattan köşe bucak kaçan biri için bu fazlasıyla heyecan vericiydi. Binadan çıkınca bu his artarak devam etti. Çok tuhaftım, tanımsız bir duygunun içimde kol geziyor olması adımlarımı hızlandırdı. Ruh halimi tanımlamak için sözcüklerim kifayetsizdi o an. Kelimelerim serbest, ben özgürdüm artık.

Rayların üzerine gelince yavaşladım. Aylar sonra ilk kez buradan geçiyordum. Tren yolundan uzaklaşıp istasyona doğru yürüdüm. Burada bir şey vardı, beni çağırıyordu sanki. İlerledikçe insanların telaşları görünür bir hal aldı. Bir banka oturdum. Ben onları incelerken onların hedefindeki de bendim. Üstü başı standartlara uymayan, ilk kez gördükleri, onlara göre ne idiği belirsiz olan bu kadına, tüm mahalle sakinleri göz ucuyla bir tarama yapıyordu. Alışık olmadığım bu sahne, oradan hızlıca uzaklaşmama sebep oldu. Zaten kol saatim, annemin aramak üzere olduğunu söylüyordu.

Eve varınca telefona sarıldım, ilk kez ben önce davranmıştım. Annemin şaşkınlığına şaşkınlık ekleyen şey ise kabuğumdan çıkma kararımı açıklamam oldu. Evet, o birkaç dakikalık ray yürüyüşü, duvarların ardına hapsettiğim ruhumun artık serbest kalması gerektiğini fısıldadı bana. Benim kaygıma düşmekten kurtulamayan, bazen bu yüzden isyan eden annemle konuşmamızın ardından düşüncelerime onun kadar sevinecek olan Nalin’i aradım.

“Bitti rüya. Sen haklıydın. Artık bu hapis hayatı, beni çürüten karanlık sona ermeli.” Biricik arkadaşım bana telefonda adeta sarıldı. O cıvıl cıvıl, sevinçten uçan ses, benim darmadağın ettiğim ruhuma gitmek için bir ateş, bir sebep daha verdi. Uyandım yıllar süren kâbustan ama hala kendimde değildim. İnanamıyordum daha düne kadar hayatı bezgin bir şekilde geçiştirirken, evet, geçiştiriyordum. Zira buna yaşamak denemezdi, şimdiki hareketime. Neydi bu bir anda ortaya çıkan kıpırtının sebebi? Demek her şeyden üstündü kalem ve benim ihtiyacım olan haykırmaktı çocukluğumdan beri içimde tuttuklarımı. Kırgınlığım geçer miydi bilmiyordum ama artık kapanmayacaktık odalara ve solgun bakmayacaktım aynalara.

Ertesi gün, her sabah beni uyandıran sesin saatinde vardım istasyona. Tren, yolcuları almak için beklemedeydi. Yanıma aldığım beyaz valiz gibi hayatı temize bir anda çekemeyeceğimi bilincindeydim. Gişeye doğru yönelirken bana en bilinmez gelen yolculuğa çıkma kararı aldım. Tebriz’e uzanan ekspresse atlarken gözlerim onunla karşılaştı. Senelerdir ondan, hayattan, kendimden kaçarken şimdi bambaşka bir diyar yolculuğu esnasında onu görmek fazlasıyla tuhaftı. Hep düşlediğim gibi sarsıcı değildi ama karnıma bir yumru oturdu. Birkaç cadde sonrasına çabuk gitmiş olmalı mektup. Okurken ne düşündüğünü ya da okuyup okumadığını bilmeyi tüm kalbimle isterdim. Yüzünde, beni görünce aşinalık belirmedi. Tıpkı önceden olduğu gözlerini ona diken bu kadına bakmadı bile. İstemsiz bir ah döküldü dilimden. Bir de her neyse… İyice yerleştim yerime kalbimde bir sızıyla. O sırada beni uğurlamak için kalkan ellere karşılık verirken uzun süredir pek çok şey gibi küstüğüm şairleri dinlemeye, onları eskisi gibi sevmeye karar verdim. Yol benliğinizi bulacağınız yerdir, diyenlerin sözünü kulağıma küpe yapacaktım. İçimde yaralı bir kelebek uçuşuyordu. Hangi istasyonda ineceğim, nerede soluklanacağım belli değildi ama hep yolda olacaktım. Küstüklerimle bilhassa kendimle ilişkimi onarıp barışana kadar siyahın dışındaki renklerle gidecektim. Ruhuma kavuşmadan da dönmeyecektim.

Zozan Çetin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...