1900’lerden 2017’ye Kadınlar Yürüyor!

Gece Gündüz
A A

1900’lerden 2017’ye Kadınlar Yürüyor!

“Kadının giyotine gitme hakkı varsa kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır!”
Olympe de Gouges

Dünya tarihindeki pek çok dönüm noktasından biri de Sanayi Devrimiydi. Nitekim sanayileşme, beraberinde birçok değişimi getirdi. Bunlardan biri de çağlar boyu aşağı olarak görülüp ezilen kadınların, ucuz işgücü tanımına maruz kalmasıydı. Fabrikalarda, evdeki küçük işletmelerde emeği sömürülen kadınların bu eşitsiz durumu, yüzyıllarca devam etti. Günümüzde ise tam anlamıyla ortadan kalkmadı. Tabii bu, ataerkil tarih tarafından anlatılmayan sayısız yaşantı ortaya çıkardı. Tıpkı 1911 yılında New York’ta ateşler içinde bırakılan, çoğu göçmenlerden oluşan kadınlar gibi.

14-15 yaşlarında, saatlerce çalıştırılan gencecik kadınlar, çığlık çığlığa gitmişti ölüme, kapılar ise mola verilmesin diye kilitlenmişti. Yangın, sayısız kadının hayatını çalmakla kalmadı, sahipsiz yüzlerce hayal bıraktı geriye. Kül olmuş genç yaşamlara sebebiyet veren ihmaller, kısa süre konuşuldu, sonra o da rafa kaldırıldı. Yangın, geçmiş kayıtlarının satır arasına itildi. Tarihin arka sayfaları tarafından gizlendi, tek kurtuluşu camdan aşağı savrulmak olan küçük kadınlar. Fakat siz bakmayın Triangle Yangını için böyle hafif öyküyü anımsatan bir dil kullandığıma. Bu, arşivlerde belgelenen, dönemin basınında manşetlere taşınan bir acı. Ve hatta acının da ötesinde, kadınların yürüyüşünde bir dönüm noktası.

Andree Michel’in dediği gibi, “Kadınların tarihi; baskı altına alınışlarının tarihi olduğu kadar bu baskılara ve eve kapatılmalarına karşı asırlardır direnmiş olmalarının da tarihidir.” Kadınlar, uğradığı haksızlığa karşı mücadeleye 1911’deki yangından çok önce başladı. Eşitlik, yazma özgürlüğü, oy hakkı gibi söylemler her daim dillendiriliyordu. Genel olarak kadın hareketlerinin başlangıcı 18. yüzyılın sonu olarak kabul edilse de 17. yüzyılda ilk kıvılcımların yanmaya başladığını gözlemlemek mümkündü. Nitekim 18. yüzyıl, kıvılcımın ateşe dönmeye başladığı çağdı. Kadınlar eve kapatılmaya karşı direnmeye başlamıştı. Fransız Devrimi, başta Fransa olmak üzere diğer kadınların hayatlarında da direnme isteğinin canlanışı açısından etkili olmuştu. Fakat bu canlanışın büyük sonuçlar doğurduğunu söylemek zordu çünkü devrim yapıcı da olsalar; erkekler, kadınların süs bebek olarak kalmalarından yana olmuşlardı. 18. yüzyılın sonunda tam anlamıyla başlayan kadın hareketi, 19. yüzyılda daha hızlı bir hal almış, bu alanda somut adımlar atılmıştı. Bu adımların atılması kadınların hakları için kalem savaşı vermesi ve alanlara çıkması sayesinde olmuştu.

Pankhurst ve arkadaşları İngiltere’de, yoğun baskılar altında oy hakkı mücadelesi vermeye başladı. Tutuklanmalar, derneklerin kapatılması ile sesleri kesilmeye çalışıldı. Fakat geri adım atılmadı. Kadınlar, oy kullanmak, eşit konuma gelmek ve ev içine hapsedilmekten kurtulmak istiyordu. 4 Haziran 1913 tarihinde ise tüm taleplerin başı olan oy hakkı için unutulmaz bir eylem gerçekleştirildi. Emily Davison, İngiltere kralının atının önüne attı kendini. Kadınların gözü kara mücadelesi, ilk meyvesini 1918’de verdi. 10 yıl sonra kadınlar siyasal haklar bakımında eşit konuma gelmişti.

Alice Paul, Margaret Brent gibi isimler de Amerika’da oy hakkı mücadelesini verdi. Burada da çetrefilli bir süreç yaşandı. Açlık grevleri, eylemler oldukça sert geçiyordu. Triangle Yangını öncesi başlayan iş yaşamı, eşitlik yürüyüşleri, oy hakkı ile birlikte daha da hızlandı. Seslerini duyurmaya çalıştıkça engelle karşılaştılar. Alice Paul’u durdurabilmek adına pek çok yol denendi. Hapishanedeyken delirmiş olduğu umuduyla bir sanatoryuma bile götürülmüştü. Fakat kötü hapishane koşulları, baskılar kadınları engelleyemedi. Oy hakkı ile ilgili zafer, Amerika’da 1920’de kazanıldı. Fakat bu yürüyüşün bittiği anlamına gelmiyordu. Nitekim kadınlar yürümekten vazgeçmedi. Ocak 2017’de Amerika’da oy hakkı için değil ama haklarının gasp edilmemesi için yürüdü. Binlerce kadın, 1900’lerden gelen bir ruhla alanları doldurdu ve yürüyüşünü gerçekleştirdi.

Hak mücadelesi, İngiltere ve Amerika ile sınırlı kalmadı elbette. 20. yüzyıl Ortadoğu’daki kadınların da hareketine tanıklık etti. Osmanlı’da Nuriye Ulviye, Emine Semiye gibi kadınlar kalem mücadelesi verirken; Mısır’da da Safiya Zaghloul, Huda Sha’arawi mücadelenin öncü isimlerinden olmuştur. Dünyanın her yerine yayılan kadınların özgürlük için yaptıkları bu yürüyüş hala devam ediyor ve bütün coğrafyalarda şiddetsiz, eşit bir şekilde yaşamaya başlamadan adımlarını kesmeyecek… 8 Martlarda da bilhassa yanan, şiddet gören ve atların önüne kendini atan kız kardeşleri için sesini daha çok yükseltecek!

Zozan Çetin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...