Sonsuz Bir Gün Batımı Şairi: Füruğ Ferruhzad

Gece Gündüz
A A

Sonsuz Bir Gün Batımı Şairi: Füruğ Ferruhzad

“Gece mi gündüz mü?
Hayır, dostum. Sonsuz bir günbatımı.
İki güvercinin rüzgârda geçişi ile
İki beyaz tabut gibi.
Ve birtakım gürültüler, uzakta, o tuhaf bozkırda.
Belirsiz, başıboş, anıların dolaşması gibi
Bir şey söylemeli,
Bir şey söylemeli
Yüreğim birleşmek istiyor karanlıkla…”

Dünyaya düşerken yara almış bir kadın, öpülesi yaralarından güller açtıran. İran İslam devrimini yaşamayan fakat İran’ın totaliter gelenekçi yönetiminden nasibini alan. 1935’te Tahran’da doğmuş kendisine. Kara bulutlarından, kuşlarından ve baharlarından hiç vazgeçmemiş, gittiği her fersaha götürmüş şarkılarını. Hüzün bulutları etrafını sardığında da neşesinden çiçekler açtırdığında da efkârının da umutlarının da en çok yakıştığı kadın o.

Füruğ Ferruhzad. İranlı kadın şair.

Böyle büyük bir ruhun bulutlarının ağırlığı, sadece yağmur olup şiire yağmamıştı elbet. Hayallerini, gerçeklerini ve umutlarını saniyede 24 kere gerçeğe dönüştüren, başarılı bir kadın yönetmen kimliğine de sahip.

Bir anne Füruğ. Çocuğundan koparılmış. Ve bir eş, erken yaşta evlenip gönül bağından kopmuş. Hayatındaki insanlardan çok etkilenen Füruğ’un babası Albay Muhammed Ferruhzad, kızını zorlu koşullarla ve acımasız hayat görüşüyle baş başa bıraktı. Evlerinde büyük bir kütüphane vardı. Babası okuyan bir adam, annesi ise Füruğ’un şiirlerinden anlaşılacağı üzere dindar ve saf bir kadındı. Ataerkil bir toplumda büyüyen küçük Füruğ’un büyük isyanları kendini göstermekteydi. Fazla kırılgan ve utangaçtı. Bir o kadar da açık sözlü ve korkusuz. Evden kaçma planları yapıyor, şiirlerini ve kalbini valizine sığdırıp uçmak istiyordu penceresinden kuşlarına. “Bir pencere yeter bana, bir tek pencere… Kıyısındayım ve güneşle bağlantıda.”

Her genç kız gibi evden, bir adamın ona gösterdiği aşk ipine tutunup kaçmayı düşünen Füruğ, kendisinden 15 yaş büyük olan Perviz Şapur’a âşık olmuştu. Yedinci sınıftayken tanıştığı Şapur’la babasının itirazlarına rağmen, açlık grevi yaparak evlendi. Sade bir düğünle, bir fısıltı gibi girdi evlilik kervanına, dev ayak sesleriyle ruhunun. Sessiz başlayan evliliğin can yakıcı cam parçaları, ancak bir sene sonra Füruğ’un ayağına batmaya başladı. Kimseye ait olmayı sevmeyen bir kuş gibi tutsak kaldıkça ölen ruhu, Şapur’la kendini kafese tıkılmış gibi hissediyordu. Aynı senede Kamyar adında bir oğlu oldu. Ondan şu şekilde bahseder:

“Seni istiyorum ve biliyorum. Asla koynuma alamayacağım.”

“Sen, o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün. Ben, bu kafeste bir tutsağım.”

İran devletinin, boşanma sonrasında çocuğu baba tarafına verdiğini bilmesine rağmen Kamyar’dan ömür boyu vazgeçti ve Perviz Şapur’dan boşandı. Şapur, intikamını oğlunu ona göstermeyerek alacaktı. Füruğ, zaman zaman oğlunun hasretinden evine kapanacak, sinir krizleri geçirecekti. 1955 yılında ilk kitabı “Tutsak/Asir” yayımlandı. Kalp kırıklıklarıyla büyümek zorunda bırakılan Füruğ, “Düşler ne kadar safsalar o kadar yükseklikten düşer ve ölürler.” derdi. Şiirlerinde kadınlığından asla utanmayan, kendi dünyasının ve düşüncelerinin büyük bir savunucusu olan Füruğ, hiçbir zaman kendini sansürlememişti. İran hükümeti, şiirlerine müdahale ediyor, onu deli olmakla suçluyor ve müstehcenlikle itham ediyordu. Şiirlerinin en ağdalı sözlerle eleştirilmesinden zevk duyardı Füruğ. Acılarını şiirlerine meze ederdi. Röportajlarında, oğlunun eski kocası tarafından alınmasından bahsederken bile, oğlunun acısına yazdığı şiirlerinin, güzelliğinin buna değer olduğunu söylemişti. Dikenlerini okşayan ve güllerini tercih etmeden koparan bir kadındı o.

“Ben, insanların sanatı, kendi varlıklarını açıklamak için seçtiklerini düşünüyorum.” derdi. Füruğ 1958’de bir film çekmek istedi, ilk filmi “Bir Ateş” sayesinde Ebrahim Golestan’la tanıştı. Aşka âşık oldu onunla. Yine kendisinden büyük bir adama. Golestan, Füruğ’u kültürel açıdan daha iyi anlıyordu bence. Çünkü ona armağan ettiği şiirleri vardı. Füruğ, ancak ruhunu besleyebilen birine bağlı kalıyor olabilirdi. Filmleri çok başarılı oldu fakat evlat hasretini gideremedi. Hüseyin adında evlatlık bir çocuk edindi. Fakat Füruğ, cüzamlı ömründe sayılı günleri kalmış olduğunu bilmemekteydi. Büyük bir trajedi olan ölümü, araba kazasından gerçekleşti. O, artık yoktu.

Beraberinde götürdü kuşlarını. Belki de kendi bir kuş oldu, dayanamadı. “Bu bayat hava kederlendiriyor beni.” dizelerinde anlıyordum ölümünün neşesini. 32 yaşında Tahran’da, karlı bir günde ebediyetine gömüldü.

“Keşke bir güvercin olsaydım, bu dünya sevmek için çok küçük.”

Füruğ’u okumak, anlamak ve tanıtmak içinse yaşamaya değerdi bu dünya…

 

Zeynep Kabadayı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...