Son Sayfalar Başlangıcı

Gece Gündüz
A A

Son Sayfalar Başlangıcı

Senelerin başlangıcını ve sonlarını sevmezdi. Hayatı boyunca ortalama bir insan olmuş, standart neyse onu öğrenmiş, ona ayak uydurmuştu. Girdiği bir ortamda dikkat çekmek, büyük bir günah işlemiş de yaratıcısının her şeyi gören gözlerinden sakınırmış gibi kaçacak yer aramasına neden olurdu.

Hayattaki düzeninin yeniliklere kapalı olması, tuhaf takıntılarını beraberinde getirirdi. Sadece ekim aylarında yatağını toplardı. Alt komşusu yaşlı teyzenin faturasını, sadece ekim ayında evine kadar bırakırdı. Bir konuşmamızda sonbahardan nefret ettiğinden ve sonbaharların adının bile güzel olmadığından bahsetmişti. Kendi küçük dünyasını kurar, içinde evcilik oynardı. Sabahları hayatı yolundaymış gibi davranmak için yatağını toplaması yeterliydi. Ölen anneannesinin yasını hep bu aylarda tutardı. Faturayı bırakmak için indiği alt komşusu yaşlı teyze onu içeri davet eder, tarçınlı çayından ikram ederdi.

“Ümit, o evin kokusu bana iyi geliyor, ruhuna yaklaşmış hissediyorum rahmetlinin.” derdi.

O alt komşunun vefat ettiği haberi geldi bir gün. Bahar ayıydı.

“Görüyor musun bak? Son baharı oldu kadının.” dedi.

O sabah çarşafları katladığını gördüm.

Bugün ve birkaç gün daha gençtik işte. Dizlerimiz yara bere, ellerimiz birbirine kenetli balkonda yattık o gece. Gözlerini benden kaçırmasına alışmıştım fakat yüreğinin benden uzaklaştığını hissetmek, ruhumu kan ter içinde bırakmıştı. Uzun uzun araştırdım internetten. Tarçınlı çay yapan bir mekân buldum. Giydiği babetler her zamanki gibi ayağını vurmuştu. Elleri terlediği için otobüste tutunamamıştı. Evden çıkarken tembihlememe rağmen peçetesini unutmuş, gribinden utanmıştı. Her koşulda kendini zor duruma sokabilmek gibi bir yeteneği olduğunu düşünürdüm. Kafeye geldik, içerideki tarçın kokusu şimdiden burnumuza gelmeye başlamıştı.

İçi ısındı mekâna hemen. Gözlerinden anladım. Oturur oturmaz burnunu sildi peçete isteyip. Garsonlarla konuşmaktan çekindiği için çayları ben istedim. Marksist tutumu, onu köşe bucak kovalardı sistemin göbeğinde.

“Kalbim ağrıyor, Ümit.” dedi. Gözlerimi devirdim istemsizce. Manik Depresif tanısı konmuştu geçen yaz. Bence sorunu, kendi düşünceleriyle fazla yalnız kalmasından ibaretti.

Ellerini sertçe masaya vurarak; “Çiçeklerimi koparıyorlar diyorum sana!” dedi. “Bir bir dallarından söküp alıyorlar. Hüzün, içimdeki samyeline ulaşılamayacak kadar sert dağlıyor yüreğimi. Ben senin yanında her zamankinden daha kimsesizim. Yüzlerini sırtlarını dönen insanlar büküyor belimi. Bakışlarının içinde ölüyorum her birinin o pis gözlerinin.” dedi.

Bana duygularını anlatmasını sağladığım için bir zafer kazanmış gibi hissetmeye başladım.

“Günlük tutmaya ne dersin? İçindeki bütün esintileri yazarsın. İyi gelecek sana, biliyorum.”

“Hiçbir tarihi hatırlamak istemiyorum. Günler, bir karganın ekin tarlasını harap etmesi gibi mahvediyor beni. Ne günlüğü Allah aşkına…” dedi.

Dünyayla alıp veremediği neydi ya da gerçekten dünyadan almak istediği bir şey var mıydı, bilmiyordum. Beni yanında istemediği, o an bildiğim tek şeydi.

“Güneşi gördüğüm her sabah, tekrar doğdum diyorum. Dememe kalmadan dünya, daha hızlı döndürüyor eksenini. İçinden savurmak atmak istiyor beni Ümit. Durmuyor işte. Hiç kimse sırf sen korkuyorsun diye dönme dolabı durdurmuyor.”

Tarçınlı çay da yüreğim de buz kesmişti artık. O istemediği sürece hiç kimse ona yardım edemezdi. Anlamıştım.

“’İnmek istiyorum lan!’ diyorum. Durmuyor Ümit. Tepedeyken aşağısı çok küçük görünür ya hani. İnsan da böyle aslında. Siz kendinizi çok yüceltiyorsunuz. Kuşlar bile dikten bakıyor yerdekilere.” dedi.

“Boyuna mutluluk var. Ama sen kendi boyuna göre olanını bulabilir misin, bilemem.”

“Hayatın neresinden dönülse kârdır.” demiş Nilgün Marmara. Sen hayata kafa tutmaya gidiyorsun.

“Bu gökyüzü, sahip olabileceğin tek hikâye. Alabildiğine sev, sevil Göksun. Sevdiğim kadar sevil.”

Zeynep Kabadayı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...