Sergüzeşt – Samipaşazade Sezai

Gece Gündüz
A A

Sergüzeşt – Samipaşazade Sezai

“Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı, vücudumuzda kalan son kuvvetin acı bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o iktidarın da artık mahvolduğu ve yerini tesirli bir sükunete bıraktığı anlardır. Bu türlü sükunet ise en şiddetli elem gözyaşlarından daha gönül yakıcıdır.”

Sergüzeşt; 1800’lü yıllarda, II.Abdülhamit devrinde yazılmış fakat yüzyıllar boyunca; kitaptaki karakterin okuyanlarla ve yaşayanlarla birlikte hayat bulduğu bir kitaptır. Ele alındığında bir çırpıda bitirilecek kadar küçük fakat içerdiği konu ile geçmişin “esirlik” ve “kölelik” mezbahalarını; şimdinin esir olmasa da bir o kadar hor görülen, öldürülen kadınlarına yansıtabilmek mümkün.

 

-Spoiler-

Sergüzeşt macera anlamına gelmekte. Bir aşk hikayesini kölelik ve o zamanın kültürel ve geleneksel izleriyle birlikte harmanlamış, Tanzimat döneminin en ünlü eserlerinden biri olmuştur. Kafkasya’nın köyünden esir tacirlerinin eline düşerek İstanbul’a sürüklenen küçük bir kız çocuğu Dilber; 9 yaşında hayatın çilesini çekmeye, kahrını sırtlanmaya layık görülmüştür. Esir olarak Mustafa Efendi isimli bir memura satılır, karısı Dilber’in korkulu rüyası olacaktır. İşkenceler, hakaretler Dilber’in esirlik hayatına bir o kadar da cefa ekler. Geceleri odasına çekilip küçük yüreği fakat kocaman gözyaşlarıyla bulunduğu durumu kabullenmeye çalışır.

Osmanlı’nın “Müslüman” bir devletin, esirliği en son kaldıran devletlerden biri olması, tokat gibi çarpar yüzümüze kitabı okurken. Dilber alınıp Burjuvazilere satılırken ise eğitimli, batılılaştıklarını düzenledikleri salon davetlerinden kazanacaklarını sanan yüzlerce zihniyet; bizim yanlış batılılaşmanın sürecine tanıklık etmemizi sağlar. Tayini çıkan Mustafa Efendi Dilber’i başka bir aileye satar. Ana kucağından uzak, memleket özlemiyle yanıp tutuşan Dilber günden güne büyümekte, güzel bir genç kız olmaktadır. Paşa konağına düşer ve buradaki ailenin ona daha iyi davrandığını görür. Ona okuma yazma, müzik ve ev işleri öğretilir. Hatta mektebe bile verilir.

Bu sıralarda okuyucu, yani biz; Dilber’in sahibesinin şefkatli ve eğitimli bir kadın olduğunu düşünürüz. Ne yazık ki eğitimin ve hayatındaki kolaylıkların kalbine işleyemediği bir kadındır. Bunu geç de olsa öğrenir ve o zamanın paşa karısının; hor gördüğü esirlere ve aklından geçen düşüncelere şahit oluruz. Ailenin oğlu Celal Avrupa’da eğitim görmüştür. Dilber’in gönlünü kolayca kazanır ve habersizce kendi kalbini de ona kaptırır. Celal’in Dilber’e olan aşkı ve düşünceleri bir şiir gibi betimlemeler ve ahenkli cümlelerle Samipaşazade’nin kaleminden dökülürken; şimdinin sevmelerini bir kez daha küçümsersiniz… Konağın hanımı da bu duyguları fark eder. Oğlunun bir köleye âşık olmasının utancıyla daha fazla dayanamaz ve Dilber’i konaktan uzaklaştırarak bir esirciye satar. Dilber artık Mısır’da bir esirdir. Celalin aşkı gibi üzüntüsü de dünyadan ağır olur. Büyüklüğü onu altında ezer ve günden güne yakar. Hasta olur, annesi oğlunun bu haline dayanamaz ve pişman olur. Fakat Dilber Mısır’ın hareminde, gözyaşlarını bu sefer de burada akıtmaktadır. Hareme girmek istemez ve karanlık bir odaya kapatılır. Saraydaki bir hizmetkâr ona acır ve kaçma teklifinde bulunur.

Artık kaçacak… Artık firar edecek… Fakat gecenin devlere mahsus, müthiş azametli siyah kanatlarının altı böyle küçük bir mahluk için güvenli olamaz. Gidecek ama nereye… Kendince meçhul olan bir kuvvetin şevkiyle bir şey arayacak. Kendisinin haberi olmadan ayaklarının rehberliğiyle ve delaletiyle bir yere gidecek. Kendisini güvende hissedebileceği, insan gibi davranılacağı bir sığınak arayacak. Eziyet edilmekten, dayak yemekten kurtulmak, teselli edilmek, kucağına atılıp ağlamak için annesini bulacaktı.

Mahzenin camından atlayarak inmeye çalışırken, ona yardım etmeye çalışan Cevher acı bir şekilde yere düşer ve oracıkta Dilber’in kollarında ölür. Kaçmasını ne olursa olsun koşmasını tembih eder ve son sözlerini söyler.

Dilber kendini Nil nehrinin kenarında bulur. Gecenin derin sessizliği içinde, akıntılara tabi olan Dilber’in uzun siyah saçları suların üzerinde dalgalanıyor; ay ışınları güzel yüzünü aydınlatıyordu. Bütün elemlerini ve ıstıraplarını susturmak isteyen Dilber, kendini Nil Nehri’ne bırakarak intihar eder.

“Nil’in o müthiş, o tehlikeli akıntıları, bu zavallı Dilber’i, bu talihsiz esiri nereye götürüyordu?.. Hiç şüphesiz hürriyetine!..”

-Spoiler-

Zeynep Kabadayı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...