Kaybolmuş Nesil

Gece Gündüz
A A

Kaybolmuş Nesil

İmparatorluklar yok, Orta Çağ’da kralın balosuna katılmak için dans ayakkabılarını da parlatmıyorsun. Düelloya çıktığın köylü senden güçsüz olduğu için kazanacağına eminsin. Amazonlarda ava da çıkmıyorsun, istediğin her gıdayı paketlenmiş, son kullanma tarihi uzatılmış, hormonlarla şişirilmiş halde bulabilirsin. Doğada yeri olmayan yüzlerce lezzet, ad ve karışım. Amerika’daki yerel bölge süpermarketinde aradığın çikolatanın onlarca farklı versiyonu.

Olmak istenilen insanların hayalleri kuruluyor artık, icraat ise önüne çitler konulmuşçasına imkânsız geliyor onların gözlerine. Hâlbuki o çitler hayal ürünü. Hâlbuki önlerine çıkan engeller dinlenme noktasından ileri gitmemeli. Hâlbuki tarih okunduğu gibi yazılıyor da her nesilde inanmayı seçen insanlar tarafından.

İstenilen motivasyon için ellerinden gelen tek şey akıllı telefonlarını açıp arama butonuna mutluluk yazmak. Yahut sokakta uzatılan bir kişisel gelişim semineri broşürünü yarım saat sonra buruşturmak üzere alıp anlamsız gözlerle incelemek.

Modern insanlarımızın, kaybolmuş neslimizin aralarında bu oyunda bir amaçları olanlarda mevcut. Fakat oyunun nasıl oynandığı konusunda hiçbir etiğe sahip değiller. Kariyerlerinde, hayatlarında o amaca ulaşana kadar kendilerine mutluluğu yasaklayanlar var bir de. Asıl mutluluğun amacın uğruna savaşırken hissedildiğinin farkında değiller. O amaca ulaşmak için ise insanları itiyor, bazen itmekle de kalmayıp çelme takıyor yahut çamur atıyorlar. Sonuçta hedeflerine ulaşmak var. Sonuçta “Mutlu” olacaklarını sanıyorlar. İllüzyondan başka bir şey olmadığının farkında değiller, kafalarındaki narkozlu mutluluk resminin.

Okunanlar; alışveriş listesi ya da sosyal medya açıklamalarından ibaret.

Bilgiler bile çöpleşmiş. Yazılan haberler, gerçekleşen olaylar hiçbiri birinci ağızdan değil. Evlerimizde kanepelerimizde bir elimizde telefon, dizimizde Laptop, önümüzde televizyon, posta kutumuzda gazete… Haberleri kimden dinlemek istediğimiz, olayları ne şekilde çarpıtmalarına izin verdiğimize bağlı. Olayların o anki psikolojisi bir hiç sanki. Bir dehşet yaşandığında vatandaşlar polisten önce gazetecileri arar halde. İlk yayınlayan eşik bekçisi ödülü kapar.

Yürüyen ego derler ya hani. Öyle işte. Bir ego olarak yiyorsun, bir ego olarak okuyorsun, bir ego olarak izliyorsun vizyondaki Hollywood saçması filmi. Önümüze seçenekler sunulduğunu sanıyoruz mesela. Bir mağazada gördüğün kreasyonda yüzlerce parça var. Kendin seçtiğini sanıyorsun ne giyeceğini. Hâlbuki seçeneğin yok. Herkeste zaten zorla dayatılmış, birbirinin aynı olmasa da hiçbir farkı olmayan kıyafetler var. Bir bak etrafına. Seçeneksizliğin içinden bir seçim hakkı bu… Yılın en moda rengi bile var. Allah’ın yılının. Evet yılın. Peki, en sevdiğimiz araba rengi ne? Sonuçta hepimizin en son bineceği arabanın rengini yeşil… Yine bir seçeneksizlik işte. N’olacak yeşil sevmeyen Pelinsu?

Ya da egonu giydiriyorsun Prada’larla. Egon hangi araca binmene, hangi uçak firmasıyla uçmana müsaade ederse o şekilde gidiyorsun sana verilen bir haftalık tatile. Kaybolmuş neslimiz vicdanının, aklının ona bir köle olduğunu haykırmasına rağmen susuyor. Bazılarında o ses fısıltı olarak çıkıyor. Maaşı iyi, hafta sonu iki gün izni var, hayalindeki modernitesinde tasarladığı hapishanesini güzel döşemiş, oyuncak arabasının markasından da memnun. Peki ya farkında olanlar? O çığlığı bastırmak için uğraşmayanlar? Edebiyata, felsefeye sığınanlar; vicdanını geliştirecek şekilde okumayı öğrenenler. Üçüncü sayfa haberlerini “Yüreği el vermediği” için okumayanlara nazaran çözümler üretenler.

“Avrupa’nın Apple mı Samsung mu? Afrika’nın su mu ekmek mi? Suriye’nin ise yaşam mı ölüm mü?” seçeneklerinin açık olduğu bir kutsal kitap serili gözler önünde. Bu sayfalardan mütemadiyen gözlerimizi ayırıp; sahte dünyanın Survivor’ındaki paralı askerlerin, kendi isteğiyle bir hiç uğruna aç kalıp ödül oyununu kazanmasına çeviriyoruz gözlerimizi. İmamın da, hahamın da kitaptaki sayfalar umurunda değil. Gelecek nesle seslendiği vaazlarında kullanılmayacak gibi görünüyor.

Çarpık kentleşmenin gururlu binalarının arasından sızan gün batımı gibi hayatımız. O çirkinlikte umutla kanıtlamaya çalışıyor kendini. Modern dünyanın yıkıntıları arasından…

Zeynep Kabadayı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...