Bir Aktörün Not Defteri – II

Gece Gündüz
A A

…Reklamdan kazandığım paranın hızla bitmesine rağmen baya işime yaradı aslında. Güzel bir yerde yemek yedik bir kere, normalde gidemeyeceğimiz bir yerde. Mantıksız bir harcama gibi görünebilir ama onun fazlasıyla hoşuna gitti. Normalde kendim yemek yapmayı planlıyordum ancak fazla parasının olması fakirliğe alışkın insanlara batar ve saçma harcamalar yapmalarına neden olur. Ben de çok mantıklı hareket eden bir insan değilimdir zaten. Allah aşkına, böyle bir hayatın peşinde koşturuyor olmam bile bunun bir kanıtı değil mi?

Fazla içgüdüsel davranıyor olabilirim ama böyle olmaması gerektiğine inanmıyorum. Sanatçı dediğin ruhunun emrettiğini yapar. Yapmalıdır yani. Romantik şair William Wordsworth; şiirin kaynağının, insanın içinden fışkıran güçlü duygular olduğunu söyler. Bu duyguları takip etmeyen ve sanatı amaçlamayan sanatçılar, sanatın ruhunu kavrayamazlar. Biz yeraltı sanatçıları, kalburüstü sanatçılar gibi yazar-kasa sesi peşinde dolaşırsak sanata ruhunu kim üfleyecek?

Gelenek diye bir şey vardır. Hiçbir fikrimiz olmadığı konularda genelde geleneğe, yani bizden önce gelenlerin bilgeliğine sığınırız. Şu sıralar sanatın başına gelenler ise geleneklerde katiyen yeri olmayan, birçoğu daha önce yaşanmayan olaylar. Ben, küçük tiyatrolarda hem rolümü çalışıp hem de prodüksiyona yardım ederken büyük şirketlerin büyük alışveriş merkezlerinde, büyük kanalların büyük şovlarının oynanması hangi tiyatro geleneğinde görülmüş? Shakespeare’i Shakespeare yapan, arkasındaki sponsorları veya üzerinde oynadıkları sahne değildi. Eserdi ve ortaya çıkan performans… Sanattı yani, uzun lafın kısası. Anlatılmaz bunlar, görülmeden anlaşılmaz. Daha iyi oyuncularla daha iyi oyunlar oynarken boğazımızdan doğru düzgün yemek geçmiyor. Kötü oyuncuların oynadıkları kötü oyunlar ise tüm ülkede turneler yapıp herkese adını ezberletiyor.

Geceleri böyle düşüncelere daldıkça karşı apartmandan, kapalı perdelerin arkasından gelen ışığın defterimi aydınlatışını izlerdim. Artık ben de kapalı perdelerinin arkasından dışarıya ışık verenlerdenim. Perdeleri astığım anda farkı apaçık anladım. Perdesiz olmayı özlüyorum aslında. Sadece camın arkasındayken dünyadan kopuk olduğunu pek fark etmiyor insan. Ancak perdelerini indirmesi ve görüşünün daralması onu, başkalarının uzun süredir böyle hayatlar yaşadığını fark etmeye sevk ediyor. İnsanlık, kendini dünyadan soyutlayalı baya olmuş, ben de bunu yeni fark edebilmişim.

Kendimi iyi bir gözlemci zannederdim ama bu yeni fark ettiklerim beni, aksine inandırmaya başladı. Sanatçıların iyi gözlemciler olması gerektiğini de düşünmüyorum artık. Hatta kötü olmalılar. Kulaktan kulağa oyununda her şeyi yanlış anlayan ya da bilerek çarpıtan insanlar gibi olmalılar. Başka türlü gerçekliğin, o kişilerin süzgecinden geçmesinin ne manası var? Süzdüğünü aynen geçiren ve sadece bunu amaçlayan alete süzgeç denir mi?

Onu gözlemliyorum ama. “Ciddi manada dikkat ettiğin bir şey var mı?” derseniz “O.” derim. Lüks bir yere gideceğimizi söylediğimde beklediğim aşırı tepkiyi vermemişti. Sevindiğini gözlerinden anlamıştım ama kazandığım paranın çoğunu ona harcamak istediğimi düşündüğü için sevindiğine karar vermiştim. Oraya gidince ise bambaşka bir insan gördüm yüzünde. Sanki her akşam yemeğini orada yiyormuş gibi duruyordu. Orayı hak ettiğini düşündüğünü görebiliyordum ve bana kalırsa gerçekten öyle bir hayatı hak ediyor. O kadar zarifti ki… Muhteşem biriyle birlikte olduğumu bir kere daha gördüm. Ama bu olay bende, içimde uyuduğunu bilmediğim bir korkuyu da uyandırdı: İstediği hayat bu muydu? Öyle gözüküyordu. Peki, ben ona böyle bir hayat yaşatabilir miyim? Çok zor.

Onun hak ettiği gibi biri olabilmek için kendi prensiplerimden vazgeçmem gerekiyor. Ne kadar klişe! Ben bu ilişkiye böyle girmemiştim. Neden bu kadar uzun vadeli düşünmeye başladım? Zaten prensiplerimden vazgeçip paralı aktör olmaya çalışsam bile başarılı olmam çok zor. Dışarıdaki paralı aktörlerin kaç tanesi aktör, Allah aşkına? Güzellik yarışmasına katılıp ilk üçe girip yedinci ya da sekizinci dizilerinde oyunculuk öğrenmeye başlayan çocuklar… Televizyonumu satarak iyi yapmışım yoksa her çıkan yeni oyuncu, öfkelenmem için yeni bir sebep olacaktı.

Saate bak! Üç saat uykuyla provaya gitmek insana çok koyuyor. Bir de “Sanatçılık, serbest bir meslektir.” derler. İşinden kaçamıyorken nasıl serbest olabilirsin ki? Mesaisi yedi yirmi dört resmen. Az uyumaya alışkınım zaten, sabah kahveyi dayar kendime gelirim. Gençken de sanat yapmayacaksak “Ohoo…”

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Yavuz Selim Şen

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...