Şarabın Öncesi-Sonrası

Gece Gündüz
A A

Şarabın Öncesi-Sonrası

Merhaba. Yeryüzünün dayanılmaz acılarını aldım koynuma ve sana bu mektubu yazmaya karar verdim. Sonsuz bir döngüdeyim. Çıkış kapılarını kilitleyip gitmişler, senin gibi gidenler. Elimdeki şarap kadehini kırıyorum bunları düşünüp sana öfkelenirken. Çabama ihanet ediyor ses tonun, ellerindeki yumuşaklık ve solmaya ramak kalmış yüzün. Katran gibi çöreklendi içime fakat ne yapacağım bu sefil ruh ile bilemiyorum. Soru sormaya ve buna cevaplar aramaya mecalim yok. Oturup beklediğim kaldırım taşı dile geliyor pek tabii. Kalemimin mürekkebi bitmeden ya ben bitersem? Kendime ve taşımakla yükümlü olduğum geçmişime rağmen ineceğim sahneden. Belki bir gün bir sokak arasında öpeceğim dudaklarından. Karışıyor zihnim, berrak değil bu yalanlarla yoğrulan düşüncelerim. Neler güzelse onlardan başla. Bir bir tekrarla, elimdeki kadehi atmadan gel yanıma. Sevmek çok güzel bir eylem, sevsene beni…

Hep unutuyorsun, hep hatırlatıyorum. Aramızda yaşanan tüm bunlar bir savaş değildi, bunların hepsi senin bana reva gördüğün katliamdı. Şimdi kim sağlam kaldı? Öldürdün ama bak ben hâlâ buradayım. Düpedüz şurada kaldım, ayakta kaldım; birer birer yürüdüm bana bıraktığın o yolu. Yokuş aşağı yuvarlandım belki ama gittim. Ters istikamet de olsa, yanlış da olsa durmadım. İstediğin bu değil miydi? Hep bunun arzusunu taşımadın mı içinde? Doğru, taşıyamadın fakat unutma ki gözlerinin içine de saklasan, alıp bazanın altına da kaldırsan silemeyeceksin varlığımı. Buna ne ben izin veririm -kaldı ki benden geçti- ne Tanrı ne de diyalektik. Şimdi bunun yüküyle bas pedala, git gidebildiğin kadar benden uzağa. Durma, yapsana, gitsene. Tanrılarını küstürsene.

En büyük lanetlerden biri; bir insanı tanımaktır. Aldığı nefes ile doğru orantılı tartabilmektir hislerini. Şimdi sen de lanetlendin. Bunu sen istedin üstelik. Sen geldin, sen izin verdin, sen açtın kendini. Dur demedim, gerek yok demedim, bir insan tanıyacak daha gücüm yok demedim. Niye demedim? Çünkü hissetmem gerekiyordu. Mermer soğukluğundaki bir hayatın da arzuları olabilirdi. Muhtaçtı her insan bir şeylere, aldırmadım. Ben bu yılları ve yolları daha evvel zaten yaşadım, tadıp tükettim. Oysa şimdilerde yeni bir şeylerin arayışında dahi değilim. O mermer halimi, bilhassa özümü özlüyor, daha doğrusu özlemek istiyor fakat bir şey hissedemediği için canı yanıyordu içimdekinin. İnsanoğlu bağışıklık kazanınca cenaze töreninde dahi gülümseyecek şeyler bulabiliyor. Bunun yongası da yordamı da ne tuhaf. Al bu canı, benden geçti diyerek eline vereceğim deste deste para sayar gibi. Kimin bilmem fakat vereceğim elbet bir gün.

Mevzu bahis kaçmak ya da yakalamak değil, tutsaklık ve aidiyet hiç değil. Mevzu insanlığın gidip de dönemediği yerlere bir hayat bırakması. Milim milim dahi olsa azalarak çoğalması, yollar bulması, yollara sokması kendini. Şehirlerce gidiyorsun, gerekirse kaçıyorsun fakat aklında çocukluğu var, gül yüzü var o yaştaki masumiyetin verdiği. Aklında hep beşikte sallayamamışlığın var onu ya da seni o beşikten düşürüşü; her şeye ve sana rağmen. Bu yılların kavgasıysa eğer, silip atamamışsan onca birikmiş insanlara ve gelip giden hayatlara rağmen, hâlâ korku varsa içinde yaşamaya ve yüksekten bakmaya dair; bir şeyler hep ters gider. Bunu unutma. Bir şeyler hep ters gider.

Tam ayağa kalkıyorum, karın boşluğuma bir tekme; yine yerdeyim. Karıncalara ahbaplık ediyorum saatlerce. Hayatın içinden su gibi akıyorum fakat ben hariç kimsenin genzi yanmıyor. Yanmaz. Sigaran bile kendi kendine yanar lakin diğer gönüller tıpkı hasretini çektiğin hali gibidir, soğuk ve beyaz. Kabullenememe bu; bir nevi suyun altında nefesini bir inat uğruna tutmak… İnat ettiğin şey ölümün güzelliğini göstermek yaşama. Mantıklı mı bu yaptığın? Bilemiyorum Güney. Cenin pozisyonundan öteye gidemeyen duruşlar ve bu minvalden sapağa doğru giden bir hayat var avucumda, yakıyorum kendimi onunla. Ne olduysa ve ne olacaksa ve ne olmak istiyorsa ömür; senden bağımsız her şeye ve herkese rağmen yaşandığını, yaşanabildiğini tekrar tekrar kendine söylesen dahi, içinde akıp giden o nehirde boğulmak bu. Çukuru kendin kazıp usulca içine oturmak ve yıllarca beklemek bu; neresinden tursan elinde kalan, çaresizlik daimi… Cehennemi cennete çevirdiğini sanıp aslında cayır cayır yanan saçlarını söndürmek için giriştiğin bir kalış bu; ne yapsan bozamazsın. Nereye gitsen aynı yere dönersin. Bilmiyor muydun sanki, oyunu sen kurdun, hatırlasana. Elbette biliyordun.

Yaren Yaldız

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...