Temiz Hayat – Bölüm 3

Gece Gündüz
A A

Adam, zor zamanlar geçiren güzel kadını böylece burada bırakıp gidemezdi. Sandalyesine geri döndü. Aralarında yaşanan gerginliğin dağılması için bir süre yaşadıkları mahalle ve semtin insanları hakkında konuştular. Adam aniden panikleyerek:

“Ah! Adınızı bile sormayı unuttum.”

Kadın, gülerek: “Yeliz.”

Adam, çocuksu bir heyecanla: “Ben de Can.”

İkisinin de suratında çok tatlı bir gülümseme oluştu. Yarım saatten fazladır beraber balkonda oturmalarına rağmen tam olarak tanışamamışlardı. Sanki şimdi birbirlerini daha iyi tanıyor/biliyor gibiydiler. Aralarındaki sizli-bizli muhabbet, yerini “sen”e bırakabilmişti. Yeliz, Can’ın artık kendisine acıyan gözlerle değil, şefkatle baktığını düşünüyordu. Birinden hoşlanmayalı uzun bir zaman olmuştu. Baygın duran hislerini yeniden uyandırmaya başlamıştı. Karşısında oturan adama kendisini anlatması gerekiyordu. Hayat, onları biraz romantiklikten uzak, tuhaf bir şekilde karşılaştırmış olabilirdi ama isterlerse her şey daha güzel olabilirdi. Yeliz, bütün güzel düşüncelerine ara verip anlatmaya başladı:

“Daha neşeli bir insandım. Şu an suratımın bu hâline bakarken söylediğime inanmak zor, biliyorum. Daha sağlıklı ve dolayısıyla daha güzel bir kadındım… Çok arkadaşım vardı ama bir tek yakın arkadaşım vardı, o da Beril’di. Fotoğraflarda gördüğünüz o güzel, ela gözlü, simsiyah saçlı kız. Çok güzel bir kız, değil mi? O, benim çocukluktan beri her şeyimdi. Bir insanın, gelip de senin her şeyin olmasını anlayabiliyor musun? Düşünsene; her şeyin… O giderse hiçbir şeyin kalmaz. İşte benim hiçbir şeyim kalmadı. Kendinden utanan ellerim, kendini uykuya bırakmaktan korkan gözlerimle baş başa kaldım. Onun ölümü, beni çok kötü etkiledi. Defalarca kez hastalandım. Delirecek gibi oldum. Onunla konuştuğumu sandım, zaman zaman sesini duydum. Ailem doktordan doktora götürdü beni. Kafamda, benden izinsiz bir sürü düşünce dönüyor ve bunları, ne zaman ailemle paylaşmaya çalışsam hastalığımın daha da kötüye gittiğini söyleyip duruyorlardı.”

“Beril de hastalanmıştı, Can. Kanser olmuştu, tedavi için geç kalmıştı. Ailesine uzunca bir süre söyleyememiş, iş işten geçince anlatabilmişti. Ben de ancak hasta olduğunu öğrendiğimde gerçekten yanında olabilmiştim. Çünkü bu hastalığa yakalanmadan önceki son zamanlarda sık sık tartışıyorduk. Tartışmalarımız dostluğumuzu koparacak noktalara varıyordu. Onunla çok az ilgilenebildim. Oysa şimdi o olsa; kim bilir, yanı başımdan ayrılmazdı. İyileşmem için elinden geleni yapardı. Onu, hiçbir zaman böyle sonsuza dek kaybedeceğimi düşünememiştim. O kavga ettiğimiz anları hatırlayıp kendime o kadar kızıyorum ki… Sevdiklerimizle kavga edip kalp kırarken çöp olan bir sürü vakit… Keşke şu an burada olsa da bütün kavgaların sonunda ben özür dilesem… Mesele, tartışmadan kazanan taraf çıkmak değilmiş, mutlu çıkmakmış.”

Yeliz’in gözyaşları, elinde tuttuğu çay bardağına doluyordu. Gözlerini bardağa kilitlemiş, donakalmıştı. Can’ın, onun sandalyesine doğru yaklaşıp dizlerinin yanına çömelmesiyle biraz olsun yüzündeki ifade değişmişti. Yara tutan ellerini kenetleyerek tuttuğu bardağı, Can yavaşça elinden alıp sehpanın üzerine koydu. Şimdi bir kuş kadar serbest kalan elleri, Can’ın avuçlarında dinleniyordu. Can, elinden geldiğince onu teselli etmeye çalışıyordu:

“Yeliz, kendine kızmayı bırak. Hasta olması hiç kimsenin suçu değil. Ettiğiniz kavgalar da senin suçun değil. Bütün arkadaşlar, zaman zaman tartışabilir. Arkadaşlar, beraber güler beraber ağlar. Hem eminim ki o, senin şu anki hâlini görse çok üzülürdü. O da seni çok seviyordu; tıpkı senin onu çok sevdiğin gibi. Beril, senin üzülmeni hiç istemezdi.”

“Ölüm denilen gerçeğe kimse engel olamaz. Ne zaman kime geleceği hiç belli olmaz. Kendini boşu boşuna üzüyorsun. Bak, üzüntüden ne hâle geldiğini sen de söyledin. Lütfen, yapma artık. Yeteri kadar kendini incittin. Haydi, gel biraz dışarı çıkıp hava alalım. Bak, yağmur da çiseliyor, çok keyifli olur bu havada yürümek…”

Yeliz, onu başıyla onayladı. Can’ın kendi dairesine, üzerine ceket almaya gidişinden sonra, o da banyoya gidip gözyaşlarını temizledi, soğuk suyu birkaç kez yüzüne vurdu. Başını kaldırıp aynaya baktı. Ağlamaktan kızaran yüzüne ve sürekli akan burnuna baktı. Gözlerine odaklanıp fısıldadı:

“O, beni seviyordu sevmesine ama ben, bütün arkadaşlığımızı berbat ettim…”

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Yağmur Eylül

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...