Tam Ortasındayız Yağmurun

Gece Gündüz
A A

Tam Ortasındayız Yağmurun

Bir çiseleme değilim, bir yaz yağmuru da olamadım pek ben. Ben sağanağım. İçim çığlık çığlığa. Durulamıyorum. Bütün pencerelerde asılı olan çamaşırları yerle bir edip, yokuşlardan aşağı taşkınlık yapıyorum. Küçük çocukların üzerine örtü gibi dökülüyorum. Sevgilileri olmadık yerlerde sırılsıklam edip onlara deli gibi öpüşmek için davetiye çıkarıyorum. Sonbaharın sağanak yağmuruyum ben. Uslanmazım. Camları yeni silen kadınların pencerelerine atıyorum kendimi. Bir kaç tarifsiz küfür ediyorlar bana. Ben ne zaman gökyüzünü bırakıp yeryüzüne düşmek istesem, herkes benden kaçıyor. Oldum olası bu insanları anlamıyorum. Neden kaçılması gerekenin burnuna kadar girip, onları huzura sarandan bu kadar korkarlardı. Alışık değillerdi belki de kim bilir.

Gökyüzü çok başka mesela. Kuşlar benden kaçmıyor. Beni yanlarına alıp sokak sokak gezdiriyorlar. Özgürlüğü bana onlar anlattı. Bu yüzden bu kadar özgürlük hasretim. Yeryüzü benim hapsim oluyor.

Çok uzattım, size bir anımı anlatayım. Sakın gülmeyin içinizden, küçük bir yağmur damlası alay ediyor bizle diye.

Yüzyıllardır ziyaret ettiğim bir sürü yer oldu. Tenlerine nüfuz ettiğim insanlar oldu. Ne kadar seviyor gibi görünmeye çalışsalar da sevmiyorlar beni biliyorum. Geçenlerde bir sokağa başladı yolculuğum. Büyük bir süratle sokak taşlarına çarptım. Bu sefer hakikaten sert düşmüştüm. Gecenin üçüydü. Kimsecikler yoktu. Bu çarpışımın yaptığı ses boş sokakta yankılanmıştı. Ya da bana öyle gelmişti. Bu gece rahatım dedim, kimse benden durduk yere kaçmayacak. Ve derken biri duruyordu biraz ilerideki bir bankta. Başında bir kasket, elinde bir sigara. Ceketinin sol cebinde bir defter. Gözlerinde küçük bir koşturma. Belli ki harıl harıl bir şey düşünüyor. Sigarasını bankın alt tarafına bastırdı attı. İçini öyle bir çekti ki, nefesi yönümü değiştirdi. Ve ayağa kalktı. Beni görür görmez kalktı ve gidiyor işte. Bu sefer insanoğlu benden kaçmadan ben kaçayım dedim. Adam yanıma doğru gittikçe yaklaşıyordu. Bir kaç küçük taşın arasından toprağa karışmaya çalışıyordum. Bu yeraltı bana bir kurtuluştu şu an. Sokakta sayısız aynı boyutta ve aynı renkte taş vardı. Adam bu taşlar arasından benim saklandığım taşa doğru eğildi. Kocaman adam sokağın ortasında çömelmiş, benim yanıma yatmıştı. Yağmur damlalarını okşuyor, benim kaçtığım yeraltını gökyüzüne çeviriyordu. Hiç yabancılık çekmiyordum. Bir adamın avuçlarında dökülüyordum. Sevdalanmış mıydım yoksa aklım bana küçük oyunlar mı oynuyordu, bilmem. Bunu çok sorgulamadım. Çünkü kendimi ilk defa yeryüzüne de ait hissetmiştim. Bir adamın saçına, gözlerine sadece yağmamış, ona karışmıştım. Bir bedene iki ruhu sığdırmıştık. Ben yüzyıllar boyunca kimsesiz oradan oraya yağan herhangi bir yağmur damlasından biriydim, şimdi bir adamın yağmuru oldum.

Yağmur Eylül

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...