Kuşlar Kadar Minik Ve Özgür

Gece Gündüz
A A

Kuşlar Kadar Minik Ve Özgür

Şu soldaki balkon gibi bir balkonun olacak. Minik ama mutlu edecek kadar. Fazlasına gerek yok. Öyle fesleğenlerinle, papatyalarınla konuşacaksın. Yaşlı teyzeler ya da minik çocuklar gibi. Akşam da orada sigara tüttüreceksin. Bazen şarkı söyleyeceksin. Geceler daha anlamlı gelecek. Daha fazla susup izlemeyi öğreneceksin. Belki telefonda birini arayıp ona geceyi dinleteceksin. Belki o kişi yanında olacak, öpeceksin. Saatlere bakmayacaksın, şafak ne zaman gelir demeyeceksin. Umurunda olmayacak. Bazı günler gün doğumuna da kalacaksın. Bazen şarabı, rakıyı geceye hediye ettiğin gibi, çayı da gün doğumuna hediye edeceksin. Şafak sökmeye başlayınca yan apartmanın çatısındaki kedileri izleyeceksin. Belki sonra pisi pisi diyeceksin. Gazete ve ekmek almaya çıkacaksın. İnsanlara selamlar vereceksin. Oralar hep senin olacak. Her kaldırım güzel kokacak. Çöpçüler türkü söyleyecek sen eşlik edeceksin. Simitçilerden sıcak simit alacaksın. Simit poşette terleyecek. Topu arabanın altına kaçan çocuklara yardım edeceksin. Bir balık alacaksın eve, kırmızı bir balık. Onun gözünün önünde her gün rakının yanına balık yiyeceksin. Sonra dönüp ona yem vereceksin. Belki biraz da suyuna rakı katacaksın. Kafası bulanacak, yaşadığı küçük akvaryumu okyanus sanacak.

Bir gün gecene dahil olmak isteyen biri gelecek kapına. Alacaksın içeriye, sarılacaksın ona. Perdeleri takamamışsan ona taktıracaksın. Kanepede uzanıp film seyretmek yetmeyecek size. Ona kendini tanıtmak için onu balkona çıkaracaksın. Diyeceksin ki “Bak bu fesleğen yakın arkadaşım. Çok konuşmaz ama arada söylediklerime güler durur kıs kıs. Şu içeride solda duran kırmızı balık yeni dostum. Geceleri pek uyumaz, televizyon seyreder. Bir de rakı içerken bana eşlik eder. Şu dışarıdaki sokak lambası, o benim minik ışığım. Ne zaman bir şeyler yazmak istesem ona bakarım. Masanın üzerinde duran çaydanlık, o benim derdimi, tasamı çok iyi bilir. Öyle rakı gibi ağlatmaz beni. O rengiyle bile bana huzur verir. O dinler beni. Gel gelelim ki balkondaki şu eski sandalye. Dışarıdan gelir gelmez o köşede onunla oturur dururum. Bütün yorgunluğumu o taşır. Bir tek bedenimi değil, ağırlaşmış ağrılarımı da taşır. İşte bu benim yaşantım. Dostlarım var, dışarıya pek ihtiyacım yok. Çaydanlığım var, sırdaşa da ihtiyacım yok. Bu da benim gecem, benim şafağım ve benim gökyüzüm. Kuşlar kadar yuvam var. Minik ama özgür.”

Ve eğer o insan işte “O” insansa “Yuvana beni de kabul eder misin?” diyecek. Masaya bir bardak daha eklenecek, çaydanlığa suyu fazla koyacaksın. Sandalye de yalnızlıktan ölüyordu, onun yanına bir sandalye daha alacaksın. Onlar da bazı bazı sohbet edecekler aralarında. Kanepene bir yastık daha koyacaksın. Banyoya bir diş fırçası daha. Yalnızlığının yanına yalnızlık. Fikirlerine fikir koyacaksın. Ne eksiğin olacak ne fazlan. Yarım kalan yerlerini tamamlayacaksın, fazlasında gözün olmayacak. Ona sarıldığında bütün dünyaya doyacaksın. Balkonda onla birlikte günün doğmasını bekleyeceksin. Bir gece öyle bir gece olacak ki şafak gelmesin isteyeceksin. Şafağını da gökyüzünü de onun gözlerinde göreceksin.

Yağmur Eylül

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...