Hâlâ Yaşıyorken

Gece Gündüz
A A

Ben geceleri kolay uyuyamıyorum. Günüm çok güzel de geçse gece oldu mu gözlerim doluyor benim. Mutlu olduğum bir anda bile içimden “Ya bu anı bir daha yaşayamazsam?” diyorum. Ya da ailemi, sevdiğim dostlarımı kaybetmekten, onlara bir şey olmasından deli gibi korkuyorum. Yatağın içinde ölümü düşününce yüreğim ısınıyor ve yatak beni sıkıyor. Sanki içine çekiyor. İşte o an fırlıyorum yataktan. Bir bardak su doldurup yavaş yudumlarla içiyorum. Bu son birkaç aydır iyiden iyiye nüksetmeye başladı. Hastalık derecesinde bu konuya takıntılı olmamın sebebini anlayamıyorum. Biliyorum tabii ki her insan korkabilir ölümden ama bu korkunun her gece beni ağlatmasını kabullenemiyorum. Asıl kabullenemediğim, üzüldüğüm şey de: Benim için aşırı değerli olan zamanı çok iyi değerlendiremediğimi düşünmek. Aslında bütün korkum tek cümlede toplanıyor: “Zamanı en iyi şekilde geçirememek, boş yaşamak.”

Kendimi mutlu olduğum yerde görmüyorum. Yanımda duran, birçok zaman aynı yerde bulunmak zorunda olduğum insanların birçoğunun yapaylaştığını görüyorum. Susuyorum. Onlara hiç ses etmiyorum. Bu da beni azaltıyor. Sevmediğim bir yerde, sevmediğim insanlarla olarak, sanki kendime saygısızlık ediyorum. Oysa bir avuç mutluluk yaşadım ben bugün. Bir dostumla, bir tiyatro oyununun ikinci perdesinde birbirimizin omzuna yatarak ağladık. Aynı salonun içinde, aynı duygularla, aynı hayranlıkla izledik oyunu. Belki ben böyle bir mutlulukla güçlenirim, korkularımı yenerim. Ben para ile güçlenenlerden değilimdir belki he? Belki o kadar çok mutlu olurum ki “Ey ölüm! Sen öl, ben yaşıyorum.” derim. Belki kendimi bir bok sanır, bir tirat bile okurum ölüme; bilmiyorum. Azrail’in hoşuna giderim belki. Allah’ım ne saçmalıyorum?

Ben bir hayatı terk ettim, diğerine gidiyorum. Herkesin çok para kazanması gerekiyormuş gibi davrananlardan, acelecilik yaparak tüm maymun iştahıyla tüketenlerden kaçıyorum. Aşkı basite indirgeyerek herhangi bir şeymiş gibi harcayanlara da; her gün başkasını sevebilen insanlara da; zenginlikle mutluluğu doğru orantı sananlara da bağırıyorum. Ben boğuluyorum lan! Ne zaman biteceğini bilmediğimiz ama bir sonu olduğundan emin olduğumuz bu yolun, birtakım insanlar yüzünden en boş şekilde geçmesinden iğreniyorum. Edip Cansever’in bir şiirindeki dizeleri düşüyor aklıma;

“Size baktığım yol uzamakta
Kendime baktığım yol uzamakta
Yoruldum, bunaldım, canım sıkılıyor
Eve dönmeliyim, iyi bir yemek, uyumak istiyorum sonra”

Üzerimde her an baskı ve yaptırım gösterenlerden soğuyorum. Her gün biraz daha; biraz, az daha. Yaşamımı başkaları için inşa etmek neden? “Onlar benden ne bekler, onu nasıl mutlu edebilirim, nasıl rezil olmam, ne yaparsam beni anlarlar? Burada ne giymem uygun olur, toplum içinde gülmek ayıp mı olur?” Her şey gerçekten kimin için? Kendimiz için. Kendi hayatımız için; en azından böyle olmalı. Belki tam olarak bunu yapamadığımdandır, hayatımı istemediğim bir şekilde yaşadığımı düşünmemin sebebi.

Ben bir yoldan çıktım, diğerine gidiyorum. Sevmediğim, içinde olmak istemediğim her anın içine sıçıp gidiyorum. Midemi bulandıran insan sohbetlerinden, ayıp olmasın diye gülmek zorunda olduğum bütün o anlamsızlıklardan, derste iki kelimeyi bir araya getiremeyip doçent olmuş hocalardan, karşındakini sürekli eleştirmeyi marifet sayan adilerden bıkarak gidiyorum. Halkın fakir; “hâlâ aç” zenginlerin zengin olduğu bu yerde yaşamayı sürdürememekten korkarak gidiyorum.

Yastığa kafamı huzurla koyabileceğim bir hayata gidiyorum. Ölümü düşünemeyecek kadar mutluluktan aklımı çıldırdığım bir yere gidiyorum. Minimal bir hayat ve devasa bir mutlulukla…

Yağmur Eylül

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...