Ben Seni Çok Sevdim

Gece Gündüz
A A

Ben Seni Çok Sevdim

Yeniden sevmek, bilmem ki nasıl olurdu… Hani bir şarkı var bilen bilir. “Bin kere tekrarı olmaz insan sever bir kere.”

Ya da insan hep kendini kandırır durur. İnandırır bir şekilde sevdiğine. Küçük bir ilgiye bir su gibi ihtiyaç duyar. Günlerce susar. Damakları çatlayana kadar tek bir cümleyi bekler durur. Ben hep babamın şefkatinde birini aradım. Hiçbirinin eli babamın elleri kadar temiz değildi. Kolları hiç babamın kolları gibi saramadı beni. Hep sarılırken bir düşme korkusu vardı içimde. Belki bu yüzden hiç aşık olamadım ben.

Biliyorum ben bir salıncağa bindim. Öyle kimseye “Salla beni” diye bağıramadım. Çünkü düşmekten korktum. “Tamam yeter” dediğimde daha fazla sallanmaktan korktum. Çünkü bilirim, herkes herkesin yerine kararlar veriyor bu cümbüşte. Birkaç önyargı, birkaç kendilerince bir yorumla yaklaşıyorlar birbirine. Eğlendiğimi sanıp beni hırpalarlar diye çok korktum sanırım.

Öyle değil mi zaten? Bir tek ben mi böyle hissediyorum? Herkesin ağzında önceden verilmiş bir karar. Üzerine düşünülmediği her halinden belli bir söz: “İnan senin iyiliğin için…” Ah evet benim iyiliğim… Bana iyi gelen tek şeyi elimden alıyorlar bazen. Ya da içimde hissettiğim anda bir şekilde bitiriyorlar. Bir yönetmen bağırıyor sanki “Kestik!” diye. Yarım kalanları düşünmüyorlar. Evet evet, ben bayağı kısa film olarak kalıyorum. İçimden ne gelse yapmak istesem de bu yüzden olduğum yerde kalakalıyorum. Hala düşmekten korkuyorum. Sevmek. Yeniden sevmek değil. İlk defa böyle sevmek. Mideme yumruk yemiş gibi. Saçlarımın uçlarının kırgınlığını hissedebilecek kadar kendime, içime çekildim. Söyleyemediklerimi duvara bağırıyorum. Duvarlar şansa inceyse, belki duyar biri sesimi. Salıncağa binersem ve beni sallayacak olursan. Benim istediğim hızla salla olur mu? Öyle bir gün olsun ki düşmekten korkmayayım, düştüğümde dizlerime sayılarca yara bandı koy. Babamın elleri gibi tertemiz ellerinle tut ellerimi.

Leylakların bizi kıskandığı, kuşların özgürlüğümüzü görünce hayrete düştüğü günleri görmek istiyorum. Nazım’ın sözlerinin iliklerimizde gezdiği bir gün olsun. Şehrin bütün o çirkinliğinde dünyaya yeni gelen saf bir bebek gibi. Öyle masum, öyle mis kokulu bir şey… Öyle yumak yumak, öyle sıcak ki! Bir bebek gibi doğsun umut. Bütün güleç yüzüyle ve bütün haylaz çığlıklarıyla… İnsanlar kaçsın, boş ver onları. Onları kaçırmak değil mi zaten maksat? Bir çığlık büyüsün. İki sokağın birleştiği yerdeki bir ağaç… Heybetli ve güçlü. Mutlu bir ağaç olalım. Baltalar bilese de bileklerimizi, ellerimiz ayrılmasın mesela. Çığlık çığlık büyüyorum. Bütün kelimeler içimde bir salıncakta sallanıyor işte. Düşmeliler, düşmeliler! Bir şekilde düşmeliler. Ve büyümeliler yeniden sokaklarda.

Yağmur Eylül

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...