Stajyer Azrail – Sonun Başlangıcı

Gece Gündüz
A A

Stajyer Azrail – Sonun Başlangıcı

Yeniden merhaba günlük. Ben bu yazma işine yavaştan alıştım sanırım. Yazmadığım zamanlarda sanki bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum. Bu durum susuz, aç veya uykusuz kalmaktan çok farklı bir şey. Olayların temeline inmek istiyorum. İnsanlardan neden bu kadar nefret ettiğimi sana anlatmak istiyorum. Daha önce de dediğim gibi sana içim dökmek beni gerçekten rahatlatıyor. Gelelim insanlara; para için dostunu satan, en yakın arkadaşının sevgilisine yavşayan, kendi çıkarları için başkasını kullanan, saçma sapan nedenlerden dolayı ailesini üzen o zavallı yaratıklara… Babamdan bahsetmek istiyorum sana. O her ne kadar dışarıdan bakıldığında iyi bir aile babası gibi görünse de aslında tam bir alkolikti. Annem her gece merakından babamın yolunu gözlerdi. “Acaba başına bir şey mi geldi?” diyerek endişe içerisinde hep camdan dışarıya bakardı. Üşüdüğü hâlde camın önünde titrerdi ama yine de öylece beklerdi. Babam ise genellikle eve sarhoş geldiği için annemi ve beni döverdi. Hem de ortada hiçbir neden yokken. Bir keresinde annem babama karşılık verdi. Babama, artık bu hayattan bıktığını ve ayrılmak istediğini söyledi. Babam, annemin bu sözlerini duyunca daha çok sinirlendi ve kemerini eline aldı. Hiç acımadan kemeriyle ona vurmaya başladı. Babam sanki cinnet geçirmiş gibiydi. Annemin çığlıkları, babamın onu dövmesine engel olamıyordu. Kemerin metal kısmı ardı ardına annemin kafasına çarpıyordu. Bir süre sonra annemin çığlıkları yerini sessizliğe bıraktı. Kadıncağız kanlar içinde öylece yere yığıldı. Babamı durdurmak isterdim ama beni de döver diye çok korkmuştum. Zaten o yaşta kim olsa korkardı, karşılık vermeye cesaret edemezdi. Annem yere yığıldıktan sonra babam elindeki kanlı kemeri yere fırlattı. Ceketini alıp hızlı bir şekilde dışarıya çıktı. Bir yanda annemin kanlar içinde yerde yatması, bir yandan babamın verdiği korku derken ne yapacağımı bilememiştim. Annemin zorlukla nefes aldığını fark etmiştim. Koridora çıkıp bağırarak komşulardan yardım istedim. Kısa bir süre sonra ambulans geldi ve annemi hastaneye kaldırdılar. O gün tüm gece annemin başucunda beklemiştim.

Babam kendisini suçlu hissettiğinden olsa gerek annemi görmeye hastaneye bile gelmemişti. Sarhoş olduğunda kontrol edilemeyen biri olduğunun o da farkındaydı. Tüm gece annemin yanından ayrılmadım. Bir süre sonra uyumuşum. Sabaha doğru annemin elimi sıktığını fark ettim. Hemen koşarak hemşireye haber verdim. Daha sonra doktor odaya gelip annemin durumunu kontrol etti. Elindeki kâğıtlara bakıp birkaç şey yazdıktan sonra annemin iyileştiğini söyledi. İlerleyen günlerde annem kendine gelmeye başlamıştı. Fakat hiç konuşmuyordu ve öylece duvarları izliyordu. Bazı zamanlar onu konuşturmayı denedim ama bir türlü beceremedim. Günlerden bir gün el işareti yaparak benden su getirmemi istemişti. Kantine gidip su aldım ve annemin yatmakta olduğu odaya tekrar gittim. Odanın kapısına doğru yaklaşırken dışarıdan çığlık seslerinin geldiğini duydum. Odaya geldiğimde ise annemin yatağında olmadığını fark ettim. Kapalı olan pencere açıktı ve annem yatağında yoktu. Kötü şeyler düşünmek istemiyordum ama mantığım kalbimin düşüncelerinden daha ağır basıyordu. Pencereden aşağıya baktığımda annemin intihar ettiğini gördüm. Çaresiz bir şekilde aşağıya koştum. Kalabalığın arasından sıyrılıp yerde kanlar içinde yatan annemin cansız bedenine son kez sıkıca sarıldım. Annemin elinde bir not vardı: “Sorumsuzluluğumun sorumlusu sensin.” yazıyordu; altına da titrek bir yazıyla babamın adını eklemişti. Annemin intihar etmesine neden olduğu için babamdan nefret ediyordum. Annemin ölüm haberini alan babam bir süre sonra hastaneye geldi. Annemin cansız bedenini görünce bana bakıp ağlamaya başladı. Daha sonra yanıma geldi ve sıkıca sarılıp “Bundan sonra bir daha asla içki içmeyeceğim. Sana daha çok zaman ayıracağım…” vb. gibi sözler fısıldadı kulağıma.

Yeni bir hayata başlamak için o kötü anılarla dolu olan evden taşındık. Yeni taşındığımız evden ise babamın işi nedeniyle tekrar başka bir yere taşındık. Sürekli okul değiştirmek zorunda kaldığım için çevreme pek uyum sağlayamıyordum. Bu birkaç yıl böyle sürdü. Annemin kendini öldürmesi hayatımı büyük ölçüde etkilemişti. Yaptığım hiçbir şeyden tat almıyordum. Onsuz sanki her şey anlamsız ve saçma geliyordu. İlerleyen günlerde babamın da desteğiyle kendime gelmeye başlamıştım. Beni mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Bu karamsar süreç içerisinde kendime gelmemi sağlayan en önemli şeylerden biri de kitaplardı. Bu zamana kadar onlardan bu kadar uzak kaldığım için kendime kızmıştım. Meğer ne çok dostum varmış! Daha sonraki zamanlarda kendimi ders çalışırken buldum. Bugüne kadar ders kitaplarını sadece yazı yazarken kâğıdın altına koymak için kullanan ben, artık ders çalışıyordum. Ne kadar ilginç değil mi? Tüm gün ders çalışmanın verdiği yetkiye dayanarak ders notlarım beni çalışkan ilân ediyordu. Hatta sınavlarda dereceye girmeye bile başlamıştım. Bu kadar başarılı biri olacağımı hiç sanmazdım. Önceleri yaşadıklarımdan dolayı çoğu kişi benden çekiniyordu. Kimse benimle konuşmak istemiyordu. Sıra arkadaşım bile yoktu. Sınıfa girerken “Günaydın.” diye seslendiğimde kimse yüzüme bakmıyordu. Kendimi görünmezmişim gibi hissediyordum; varlığının kimse tarafından bilinmemesi en acısız intihar yöntemi bence. Derken, notlarımın yükselmesi ve dereceye girmemle birlikte yapmacık arkadaşlar sarmaya başladı etrafımı. Ders notları, konu anlatımı, sınavlarda yanımda oturup kopya isteyenler gittikçe artıyordu. Hepsinin de benimle sadece kendi çıkarları için arkadaşlık kurmak istediğini biliyordum. Bu durum bir süre sonra sözlükteki anlamıyla “bencil”, onların kullanımıyla da “götü kalkmış” olarak anılmama neden olmuştu. Kim ne derse desin; biri sırf kendi çıkarları için başkasını kullanıyorsa, o kişinin arkadaşlığından hayır gelmez!

Sonraki günlerde okul bahçesine çıktığımda, birinin beni izlediği fark ettim. Bu çocuğu birkaç kez okulun düzenlediği etkinliklerde görmüştüm. Fakat okulda o kadar güzel ve bakımlı kız olmasına rağmen neden bana bakıyordu ki? Çirkin olduğumun farkındayım. Yani en azından çirkin olduğu hâlde makyaj yaparak çirkinliğini gizlemeye çalışanlar gibi değilim. Bazen aynaya bakınca kendimi imha etmek, bazen de merdivenden aşağı yürürken kendime çelme takıp yuvarlanmak istiyor olabilirim ama olsun. Yine de kendimi seviyorum. Her gün onun beni izlediğini görmek aklımı allak bullak etmeye başlamıştı. Neden bana baktığını ve ben ona baktığımda neden hep gülümsediğini çok merak ediyordum. Arada sırada yanına gidip konuşmak istiyordum ama karşısına çıktığımda saçmalamaktan çok korkuyordum. Derken, ertesi gün bahçeye çıkıp kitap okurken o çocuk yanıma geldi. Karizmatik bir ses tonuyla “Pardon, yanıma oturabilir miyim?” diye sordu. Heyecandan bir şey diyemedim. Sadece kafamı salladım. İlk başlarda konuşmadı. Öylece beni izledi. Daha sonra ilk gördüğü andan itibaren benden etkilendiğini ve tanışmak istediğini söyledi. Aslında böyle sevgili olma durumlarına pek sıcak bakmıyorum. Çünkü ilişkinin başlarında çiçek isimleriyle başlayan iltifatlar yerini hayvan isimlerine bırakıyordu. Her ne kadar karşılıklı sevgi olduğu söylense de bir taraf hep daha çok seviyor. İnsan, çok sevdiği hâlde karşısındaki kişiden beklediği ilgiyi göremeyince de ilişkinin temelleri sallanıyor. Bir süre sonra da beklenen yıkılma gerçekleşiyor ve ilişkilerden geriye sadece güzel hatıralar kalıyor. Böyle düşünüyorken, biriyle birlikte olmama mantığım izin vermezdi ama kalbim onun doğru kişi olduğuna inandırmıştı beni. Sonunda onun tanışma teklifi kabul ederken bulmuştum kendimi.

Annemin ölümünden bu yana siyahlara boğulan hayatım, onun gelmesiyle birlikte yeniden renklenmişti. Her teneffüste bıkmadan sınıfımıza gelip yanıma oturuyordu. Beni güzel hissettiren sözler söylüyordu. Onun böyle benimle ilgileniyor olmasından dolayı gerçekten çok mutluydum. Yine her zamanki gibi sınıfımıza geldiğinde bana küçük bir not verdi. Kâğıtta, onu okul çıkışı bahçede beklemem gerektiği yazıyordu. Çok güzel anlaşıyorduk ve her şey yolunda gidiyordu. Bu yüzden bana teklif edeceği hissine kapıldım bir an. Okulun çıkış saati yaklaşıncaya kadar heyecandan ölmek üzereydim. Bana ne söyleyeceğini çok merak ediyordum. Sonunda okulun çıkış zili çaldı. Hemen koşarak onu okulun bahçesinde merakla beklemeye başlamıştım. Çok geçmeden yanıma geldi. Ellerimi tuttu. Gözlerimin içine bakarak titrek bir sesle “İlk gördüğüm andan beri senden hoşlanıyorum, sevgilim olur musun?” dedi. O an dilim tutulmuştu sanki. Heyecandan bir türlü cevap veremiyordum. Sadece kafamı sallamakla yetindim ve ona sımsıkı sarıldım. Daha sonra sahile gittik. El ele yürürken her ergen sevgili gibi gelecek hakkında hayallerimiz anlatıyorduk birbirimize. Ona çok güvendiğim için düşüncelerimi ve gerçekleştirmeyi istediğim tüm hayallerimi anlattım. Soruları hep o soruyordu. Hiç benim sorularıma cevap vermiyordu. Her neyse, anlattıklarım onun çok hoşuna gitmişti sanırım. Çünkü sürekli gülümsüyordu. Sahilden ayrılmadan önce tekrar sımsıkı sarıldık. Sonra bir süre gözlerimin içine baktı. Hiç beklemediğim bir anda dudaklarımdan öpmeye başladı. Beni çok sevdiğini söyledi ve yarın tekrar görüşmek üzere ayrıldık. O gün belki de hayatımda geçirdiğim en özel günlerden biriydi. Tüm gece beni öptüğü o anı düşündüm. Uyumadan önce ona uzun mesajlar gönderdim. Daha sonra birkaç kez telefonunu aradım. Fakat ne mesajlarıma ne de telefonuma cevap vermedi. Sabah olduğunda mesajlar atmaya devam ettim. Ne yazık ki yine cevap vermedi. Çok telaşlanmıştım. Hemen üzerimi değiştirip koşarak okula gittim. Bahçede onu ve arkadaşlarını gördüm. Telefonda bir şeyler izleyip kahkaha atıyorlardı. Okulun kapısından girdiğimi görünce herkes bana bakıp dalga geçerek gülmeye başladı. Ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Onun yanına gidip koluna girmeye çalıştım ama sanki benden iğrenir gibi bir tavrı vardı. Bir süre sonra beni kendisinden uzaklaştırdı. Neye güldüklerini anlamak için telefonunu elime aldım. Meğer onunla öpüşürken arkadaşları bizim videomuzu çekmiş, herkes bu yüzden kahkaha atıyormuş! Daha sonra içlerinde biri cebinden para çıkartıp “Helâl olsun, söz verdiğin gibi ilk günden öptün kızı.” diyerek ona verdi. İddia uğruna kullanıldığımı anlayıp yıkıldım. Ne yapacağımı bilemediğim için kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Koşarak eve gittim. O günden sonra kimseye güvenmemem gerektiğini anladım. Ertesi gün olduğunda onu bir başka kızla el ele gezerken gördüm. O kızın da benim gibi iddia uğruna kullanılmasını engellemek için birden bire “Tuzağına düşürdüğün yeni saf kız bu mu?” diye bağırmaya başladım. Neye uğradığımı anlamadan kendimi yerde buldum. Bana ardı ardına tokat atmaya başladı. Ona karşılık bile veremiyordum. O kadar güçsüz ve çaresizdim ki…

Tüm bu yaşadıklarımdan sonra öfkemi dindirmek için kendimi kestim, elime yanan mum damlattım, kabuklu ağaçları yumrukladım ama fayda etmedi. Hatta bir keresinde intihar etmeyi bile denedim. Fakat ilk intihar denememde babama yakalanmıştım. Kendime tekrar zarar vereceğimi bildiği için sürekli kontrol altındaydım. Yanımdan hiç ayrılmıyordu. Çünkü annem gibi beni de kaybetmek istemiyordu. Sonra yaptıklarımın çok yanlış şeyler olduğunu anladım. Kendimi sakinleştirmek için günlük yazmaya karar verdim. Bir şeyler yapmam gerekiyordu günlük. Tamam, sana yaşadıklarımı anlatınca rahatlıyordum ama ona olan öfkem hâlâ dinmiyordu. Bu yüzden ona acı çektirecek bir şeyler bulmalıydım. Buldum ve yaptım… Hafta sonu yapılacak olan basketbol turnuvası aklıma gelmişti. Maçtaki takım oyuncuları arasında o da yer alıyordu. Kuaföre gidip saçlarımı kısalttırdım. Mağazaya gidip birkaç yeni kıyafet ve siyah bir bandana aldım. Basketbol maçının başlamasına birkaç saat kala evden çıkmıştım. Yolculuk boyunca ona yapacaklarımı aklımdan tekrar geçirdim. Hiçbir şey, ona acı çektirmeme engel olmamalıydı! Spor salonuna gelip seyirciler arasına girdikten sonra bandanayı suratımın yarısını kapatacak şekilde sardım. Bir süre sonra takımlar sahaya çıkmaya başladı ve onu gördüm. O kadar kendini beğenmiş bir hâli vardı ki… Maçın başlamasıyla birlikte kalp atışlarım da hızlanmıştı. Onu izlerken hayalimde işkence ettiğimi görebiliyordum. Attığı çığlıklar, gözlerindeki çaresizlik… Tüm bunlar bana fazlasıyla zevk veriyordu. Bu hayalimi gerçekleştirmeme çok az kalmıştı. Kısa bir süre sonra maç bitecekti ve onu soyunma odasının önünde bekliyor olacaktım. Yanımda onun fotoğrafını getirmiştim. Güya hayranı gibi davranıp ondan imza isteyecektim. Geç kalmamak için soyunma odasına doğru ilerlemeye başladım. Sahada oradan oraya koşuşturan, beni iddia uğruna kullanan kişinin iğrenç suratına son kez baktım. Soyunma odasının önünde maçın bitmesini bekledim. Sonunda maçın bitiş zili çaldı. Takım oyuncuları teker teker soyunma odasına girmeye başlamıştı. Onu görür görmez hemen önüne atladım. Amacım, şımarık kız taklidi yaparak onun dikkatini çekmekti.

Ben: Pardon, aynı okuldayız. Hatta bazen teneffüslerde sürekli seni izliyorum.
O: Haydi ya, öyle mi?
Ben: Evet. Senin en büyük hayranlarından biriyim.
O: Ya bazen ben bile kendime hayranlık duyuyorum.
Ben: Hayranlık duyulmayacak biri değilsin ki. Çok tatlısın ya!
O: Teşekkürler, sen de çok tatlısın canım.
Ben: Bak burada fotoğrafın var. Rica etsem imzalayabilir misin?
O: Ver bakayım. Nereden buldun bu fotoğrafımı?
Ben: Tam olarak hatırlamıyorum. Seni görebilmek için evden kaçtım, biliyor musun?
O: Beni görebilmek için mi kaçtın?
Ben: Evet, seni daha yakından tanımak için can atıyorum.
O: Suratını neden gizliyorsun ki? İndir şunu da o tatlı yüzünü göreyim.
Ben: Evden kaçtım dedim ya! Tanıdık biri görürse babama haber verir diye gizleniyorum.
O: Anladım, sorun değil. Al bakalım, imzaladım.
Ben: Oha çok teşekkür ederim!
O: Önemli değil tatlım. İstersen biraz bekle birlikte çıkalım.
Ben: Nasıl yani anlamadım?
O: Evde kimse yok diyorum. Yalnız başımıza film izleyebiliriz yani, ne dersin?
Ben: Ya sen ciddi misin? Hayal görüyorum sanırım!
O: Bekle üzerimi değiştirip hemen geliyorum. Eve gidelim daha sana ne hayaller yaşatacağım tatlım.
Ben: Oha! Çabuk ol, burada bekliyorum seni.

Olaylar tam da benim istediğim gibi gelişiyordu günlük. Aklımda ona soyunma odasında işkence etmek vardı. Olsun. Söylediğine göre evde kimse yokmuş. Hem orada başkasına yakalanma riskim daha az. Ben kendimi saf zannederdim. Meğer bu çocuk benden daha safmış! Hemen karşısına ilk çıkan kişinin kendisinden hoşlanacağını sanıyor. Ne kadar aptalca! Biraz bekledikten sonra şımarık bir ses tonuyla “Haydi ya, beni burada bekletmek zorunda mısın?” diye bağırdım. Çok geçmeden soyunma odasından çıktı. Hemen elini belime atarak “Artık gidebiliriz tatlım.” dedi. Eve gidene kadar yapmadığı şeyleri kendisi yapmış gibi anlattı bana. Güya beni etkilemeye çalışıyordu. Ailesinin zenginliğinden falan bahsetti. Bunların hiçbiri umurumda değildi. Umurumda olan tek şey, ona çektireceğim acılardı! Eve geldikten sonra ondan odaları gezdirmesini istedim. Hangi odanın nerede olduğunu anlatırken çantamdan çıkarttığım metal boru parçasını bir anda kafasına indirdim. Birkaç saniye boyunca kendi etrafında döndükten sonra yere yığıldı. Hiç vakit kaybetmeden önce evin kapısını kilitledim. Sonra onu bir sandalyeye oturtup bağladım. Çantamdan kamerayı çıkartıp kayıt için hazırladım. Bir süre sonra kendine gelmeye başladığı sırada saçından sıkıca tutup geriye doğru çektim. Elinden şekeri zorla alınmış bebekler gibi ağlamaya başlamıştı. Kulağına yaklaştım.

Ben: Şimdi şu videoya bakarak, iddia uğruna kullandığın o kızları anlatacaksın. Yoksa elimde gördüğün bıçakla seni kevgire çeviririm!
O: Ben… Ben kimseyi iddia uğruna falan kullanmadım!
Ben: Ah, ne yazık ki istediğim cevap değildi. (Bıçağı ani bir hareketle omzuna sapladım.)
O: Sen de kimsin? Bana neden böyle davranıyorsun?
Ben: Bana bir daha yalan söyleyecek olursan seni bu bıçağın üzerine oturturum! Şimdi şu lanet olası kameraya bakarak kızlara yaptıklarını anlatacaksın! Beni anladın mı?
O: O, sensin değil mi? Sesinden hatırladım. Tabii ya! Yani şöyle bir düşün. Sen ve ben, biz birlikte olamazdık bile. Sen zavallı bir eziğin tekiydin! Tek derdin sorular ve cevaplardı. Derslerden kafanı kaldırıp etrafında neler olup bittiğine bile bakmıyordun. Evet, arkadaşlarımla seni tuzağıma düşürüp ilk günden öpeceğime dair iddiaya girmiştim ve başardım! Seni öptüm! Karşılığında da yüklü miktarda para aldım tatlım. Sen kullandığım saf kızlardan sadece biriydin!
(Öyle deyince kendimi kaybettim. Bıçağı tekrar elime alıp dudağına birkaç derin kesik attım. Daha sonra da onu öptüm.)
Ben: Ne oldu? Dudaklarımın tadını beğenmedin mi tatlım?

Bir anda sesi kesilmişti. Onun etrafında dönerek vücudunun çeşitli yerlerine çizikler attım. Bir süre sonra karşısına geçip oturdum. Vücudundan akan kanlar, attığı çığlıklar ve gözlerindeki o çaresizlik bana zevk veriyordu. Her şey tıpkı hayalini kurduğum gibiydi günlük. Tüm yaptıklarımı kayıt altına aldığım kameramı çantama koydum. Parmak izimin olabileceği her şeyi temizledim. Daha sonra ambulansı arayarak evin adresini verdim. Eğer ambulans hızlı gelmezse kan kaybından ölecekti. Yaşasa bile suratına attığım çiziklerden dolayı hiçbir kız onun suratına bile bakmayacaktı! Ne oldu bilmiyorum ama o günden sonra hiç eskisi gibi olamadım günlük. Hayal gücüm gelişmişti ve içimdeki o öfke hâlâ dinmemişti. Sürekli bana kötü davrananlara hayalimde işkenceler yaparak acı çektirmek istiyordum. Daha sonra internette benim gibi aldatılan, ezilen, kullanılan ve ihanete uğrayan insanlarla iletişime geçmeye ve arkadaşlık kurmaya başladım. Aslında arkadaş değil de suç ortağı arıyordum. Benim gibi insanlarla bir araya gelerek bizlere kötü davrananları cezalandırmak istiyordum. Beni bu hâle getirenler onlar olduğuna göre sonuçlarına katlanacak olan kişiler de yine onlar olmalıydı! İnternetten iletişime geçtiğim yeni arkadaşlarımla en kısa zamanda buluşmayı düşünüyorum. Belki birlikte sevmediğimiz kişilerin ortak listesini hazırlayarak çözümler üretebiliriz. Ne dersin günlük, sence de iyi olmaz mıydı? Vay be, sonun başlangıcı bu olsa gerek!

Umut Çanak

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...