Stajyer Azrail – Son Umut

Gece Gündüz
A A

Yorgunum; sabah okula git, okuldan sonra işe yetiş, gecenin bir yarısı işten çık, eve gidip uyu. Ertesi gün aynı ve sonraki günler yine aynı. Yaklaşık üç yıldır hayatım hiçbir değişikliğe uğramadan bu şekilde ilerliyor. Evi terk edip İstanbul’a geldiğimde benim de herkes gibi hayallerim vardı. Burada çok para kazanıp kendi evimi ve arabamı alacaktım fakat ben, hayallerimin peşinde umutlu bir şekilde ilerlerken hayat bana hep nah çekti. Hayat, dost gibi görünen çıkarcı insanlar gibi neyim var neyim yoksa aldı benden. Hayal kurmak bedava bile olsa bunu gerçekleştirmek parayla. Sonunda her şeyin planladığım gibi gitmeyeceğini geç de olsa anladım. Daha doğrusu buna mecbur kaldım. Çünkü biz, ne kadar hayallerimiz uğruna çalışsak da uykusuz kalsak da fedakârlık etsek de hep başkaları kazanır. Onlar yaşar bizim kurduğumuz hayalleri. Hatta bunun farkına bile varmaz çoğu. Başkasının kurduğu hayali yaşamakta olduğunu göremez, üstüne bir de bu durumdan şikâyet ederler. Biz hayalini kuralım, başkaları yaşasın. Oh, güzel!

Yoruldum; her gün bu düşüncelerle yaşamaktan, içinde bulunduğu durumun değerini bilmeyenleri görmekten, kendi hâlime bakıp üzülmekten gerçekten yoruldum. İnsan, uzun zaman boyunca hayal kurup beklentilerinin boşa çıktığını görünce hiçbir şeyden zevk almamaya başlıyor. En azından benim için öyle. Ailemin yanımda olduğunu sanırdım. Evden kaçtığımdan beri ne aradıkları var ne sordukları. Sanki benden kurtulmak istiyorlarmış da ben, onların işini kolaylaştırmışım gibi hissetmeye başladım. Ailemin bana faydası yok, bari kendi kendime faydam dokunsun diyerek yaşıyorum son zamanlarda. Hayatımı düzene sokarım umuduyla özel okula kaydolmuştum. O zamana kadar biriktirdiğim bütün paramı okul taksitleri için verdim. Birkaç taksit kalmıştı geriye. Kalan okul taksitlerini de ödeyebilmek için bir iş bulmam gerektiğini düşündüm. Hiç bilmediğim, görmediğim bir yerdeydim. Kendimi özgür hissediyordum aslında. Aynı zamanda köşeye sıkışmış ve çaresiz. Çünkü sorumluluklarım ve hayallerim vardı. Aileme karşı kendimi kanıtlamam gerekiyordu. Onlar olmadan da yaşayabileceğimi görmeliydiler.

Okuldaki işlerimi hallettikten sonra hemen iş aramaya başladım. Kadıköy’ü çok merak ediyordum. Orada bir iş bulup çalışmayı çok istiyordum. Bu yüzden Kadıköy sokaklarında dolaşıp iş ilanlarına tek tek baktım. İş ararken insanların ne kadar kaba ve kibirli olduklarını bir kez daha anladım. Ufak kafelerin sahipleri bile çalışacak birini işe alırken saçma sapan sorular soruyor. O kadar özellik sayıyorlar ama nedense o özelliklerin hiçbirine sahip değiller. En sonunda bir kafe ve bar tarzı bir yerde iş buldum. Kafenin sahibi, diğer görüştüğüm kişilere göre çok samimiydi. Onu kendime yakın hissettim. Evden kaçtığımı ve kalacak yerimin olmadığını söyledim. Biraz çekinse de hâlime bakınca acıyıp kafede kalabileceğimi söyledi. Daha sonra da çalışma koşullarını anlattı. Onu hayranlıkla dinledim. Nedense içimde, bir şeylerin doğru gittiğine dair bir his oluşmuştu. Hemen bir önlük alıp iş arkadaşlarımla tanıştırıldım. Kafedeki ilk iş günüm güzel geçmişti. Kapanış saati geldiğinde ortalığı toparladık, herkes evine gitti. Patron yanıma gelip “İlk günü başarıyla atlattın, tebrik ederim.” dedi. Gülümseyip kafamı salladım. Köşe koltuğu gösterip orada yatabileceğimi söyledi. Depodan yastık ve battaniye getirdi. Kafenin kapı ve pencerelerini kontrol ettikten sonra ışıkları söndürüp gitti. Birazcık tedirgin olsam da kalacak bir yer bulduğum için mutluydum. Uykum gelene kadar bloğuma gelen bildirim ve mesajları kontrol ettim. Daha sonra takip ettiğim kişilerinin paylaşımlarını kontrol ettim. “Suç Ortağı Arıyorum!” başlıklı bir yazı dikkatimi çekti. Yazıyı paylaşan kızı uzun zamandan beri takip ediyordum. İnsanlar hakkında olan düşüncelerimiz neredeyse aynıydı. Paylaştığı bu yazı hakkında ciddi olup olmadığını sormak istedim ama biraz çekindim. Daha sonra mesaj atmak üzere telefonu kapatıp uyudum.

Sabah uyandığımda patronun karşımda durduğunu ve beni izlediğini fark ettim. Açılan saçılan yerlerime çeki düzen verip şaşkın bir sesle “Günaydın.” dedim. Patron da gülümseyerek “Sana da günaydın küçük hanım.” dedi. İçinde bulunduğum durumdan utandığım için hemen yattığım yerden kalktım. Alarmı kurmalıydım! İkinci iş günümde geç uyanmıştım. Yastık ve battaniyeyi alıp depoya doğru ilerledim. Dolaba yerleştirdikten sonra üzerimi değiştirirken kapıdan tıkırtıların geldiğini duydum. Arkamı dönüp baktığımda kapının aralık olduğunu ve patronun gizlice beni izlediğini fark ettim. Ayrıca elindeki telefonla beni video kaydına alıyordu. O an ne yapacağımı şaşırmıştım. Aklıma gelen ilk şey öksürmek oldu. Öksürdükten sonra patronun gittiğini gördüm. Deponun kapısını kilitlemiştim ama yedek anahtarın diğeri onda da vardı demek ki. Bana bu kadar iyimser davranmasının nedeni bu muydu? Belki de bu yüzden erken gelmişti kafeye. Ah, aptal kafam! Neden güvenirsin ki hemen insanlara? Ne yapacağım şimdi? Onu fark etmemiş gibi davranmak şimdilik en iyisi sanırım. Hiçbir şey olmamış gibi içeriye geçtim, patron ortalıkta yoktu. Telefonu kasadaki bilgisayarın yanında duruyordu. Sessiz adımlarla ilerleyip telefona bakmak istedim. Beni video kaydına alıp almadığını bilmem gerekiyordu. Videolar klasörüne tıklayıp inceledim. Hiçbir şey yoktu. Yaptığının yanlış olduğunu anlayıp silmiş olabilirdi. Kafenin açılış zamanı yaklaşmıştı. Telefonu aldığım yere bırakıp hazırlık yapmaya başladım. Bana karşı yapılan bu yanlış, fazlasıyla canımı sıkmıştı. Yine de bu kafeden uzaklaşmam gerektiğini hissettim. Her an bir şey olabilecekmiş gibi tedirginlikle yaşamak bana göre değildi. En sonunda, kalacak bir yer için para biriktirene kadar orada kalmaya karar verdim. Patron geldiğinde sanki bir şey olmamış gibi davrandım. Ne olursa olsun o günü asla unutmadım. Kafede bir iki hafta daha çalışıp para biriktirdikten sonra kiralık bir ev tuttum. İçine birkaç parça eşya aldım. Ufacık da olsa kendime göre bir dünya oluşmaya başlamıştı.

Okullar açıldıktan sonra da kafede çalışmaya devam ettim. Okuldan çıktıktan sonra yemek bile yemeden doğruca işe gidiyordum. Patronum, onun için yaptığım bu fedakârlığı görmezden geliyordu. İlk zamanlar gayet samimiydi fakat ilerleyen zamanlarda huysuz biri hâline dönüşmeye başlamıştı. Sadece “Hoş geldin.” demesi bile tüm yorgunluğumu alabilirdi. Hatta sadece gülümseyip kafasını sallasa bile yeterliydi. Patronum her seferinde “Yine geç kaldın!” diyerek iş arkadaşlarımın ve tüm müşterilerinin önünde bana bağırmayı tercih ediyordu. Geçen gece tüm müşteriler gitmişti. Mesai saatim dolmasına rağmen patronum beni göndermedi. Diğer tüm iş arkadaşlarım, evlerine saatler öncesinden gitmesine rağmen ben, hâlâ kafede zorla çalıştırılıyordum. Saat 01:00 olmuştu ve kafede tek bir müşteri bile kalmamıştı. Tüm masaları silmemi ve daha sonra etrafı süpürdükten sonra beni eve kendisinin bırakacağını söyledi. Bana bu kadar kötü davranan birinin gecenin o saatinde beni eve kadar bırakacak olması garip bir durumdu. Kafede sadece patronum ve ben vardım. Eve bir an önce gidebilmek için işlerimi çabucak bitirmeye karar verdim. Masaları silerken patronumun beni izlediğini gördüm. Bu izleme pek de iyi niyetli bir izleme değildi. Beni o saate kadar neden kafede tuttuğu bakışlarından anlaşılıyordu. Yine de karamsar düşüncelerimi bir kenara bıraktım ve masaları silmeye devam ettim. Bir süre sonra “Geri kalan masaları da yarın halledersin, çok geç oldu. Haydi, hazırlan da seni evine bırakayım.” diye seslendi.

Çok yorulmuştum. Eve gideceğim için mutluydum. Eve gider gitmez sıcak bir duş alacaktım ve kendimi uykunun huzurlu kollarına bırakacaktım. Kafeyi kapattıktan sonra arabasıyla yanaştı. Arka kapıyı açtım fakat yanına oturmamı istedi. Önce tereddüt ettim ama eve gitmek istediğim için isteğini kabul ettim ve ön kapıyı açıp patronumun yanına oturdum. Aracı çalıştırdıktan sonra hemen müzik çaları açtı ve parfüm sıktı. Yolculuk boyunca yoldan çok bana bakıyordu. Onun bu rahatsız hareketleri beni şüpheye düşürdü. Gecenin kazasız belasız bitmesi için dualar ediyordum. Derken elimi okşamaya başladı. Sert bir tavırla suratına baktım ve elime çektim. Bu hareketim, onun hiç hoşuna gitmemişti. Beklediği gibi karşılık vermediğim için sinirlenmişti ama benim kadar sinirli olamazdı. Adam hem benden yaşça çok büyük hem de kendini beğenmiş biriydi. Çalışma arkadaşlarımdan duyduğuma göre, kafeye gelen birçok bayan müşteriye ahlaksız teklifler etmesiyle bilinirdi. Paraya ihtiyacım olmasa veya başka bir yerde iş bulsam bu iğrenç adamla aynı ortamda bulunmayı hiç istemezdim. Hayatın bana oynadığı bu sinsi oyunu daha fazla oynamak istemiyordum. Şehir merkezinden uzaklaştıkça içimdeki korku daha da büyümüştü. Eve tatsız bir şey yaşanmadan gideceğime dair ufacık bir umut kalmıştı. O umut ise bir süre sonra bu adamın bakışlarının verdiği korkuyla kaybolup gitti. Kendimi ilk kez bu kadar güçsüz hissetmiştim. Çaresizdim ve ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yoktu. Daha sonra ana yoldan ayrılarak ormanlık yola girdi. “Ne yaptığını sanıyorsun?” diyerek bağırdım. Gülmeye başladı. Arabayı durdurması için kolunu ısırdım, bana tokat attı. Savrularak başımı cama çarptım ve hafif sersemlediğimi hissettim. Daha sonra elini saçlarıma dolayarak kendine doğru çekti. Korkudan titreyen dudaklarımı sert bir şekilde öpmeye çalıştı. Araba ormanlık arazide giderken bir çukura girdi ve sarsıldık. Direksiyonun kontrolünü sağlamak için ellerini benden çekti. Bu fırsattan faydalanarak çantamı kafasına geçirdim, hem de defalarca kez. Patronumun hareketsiz kaldığını fark ettim. Nabzını kontrol ettim, bayılmıştı. Aracı durdurup indim ve hızlıca ana yola doğru koşmaya başladım.

Çok korkmuştum. Ana yola çıktığımda öylece koşmaya devam ettim. Karşıma çıkan ilk arabayı görünce yardım istedim ama durmadı. Koşmaya, o iğrenç adamdan uzaklaşmaya devam ettim. Daha sonra bir taksi geldi. İşaret edip durdurdum ve titrek bir sesle gitmek istediğim adresi söyledim. Yolculuk boyunca hıçkıra hıçkıra ağladım. Eve geldiğimde duş aldım. Bana dokunduğu için kendimi kirlenmiş gibi hissediyordum. Bu utançla daha fazla yaşayamazdım. Evden kaçıp İstanbul’a geldiğim için çok pişmandım. Kendi kendime verdiğim sözü düşündüm, aileme karşı kendimi kanıtlamam gerekiyordu. Onlar olmadan da yaşayabileceğimi görmeliydiler. Hayatımdan vazgeçmek bu kadar kolay olmamalıydı. Sonra aklıma bloğunu takip ettiğim o kız geldi. Kafamdaki düşüncelerden birazcık da olsa uzaklaşmak için onun bloğuna girdim. “Stajyer Azrail” başlıklı yeni bir yazı paylaştığını gördüm. Yazdıklarını okurken “Neden kötü hissetmemizi sağlayan insanlar yaşarken kendimize zarar vermek isteyelim ki?” cümlesi dikkatimi çekmişti. Yaşadığım son şeylerden sonra mesaj atıp onunla konuşma ihtiyacı hissettim. Acaba suç ortağı arama konusunda gerçekten ciddi miydi?

Notlar
“Burada her şey aynı, sadece biraz daha kötü.” (Wristcutters: A Love Story)
“Canım gülümsemek istemiyor.” (Rock’n Rolla)
“Öldürmemek için neden aramaya çalışmaktan yoruldum açıkçası.” (Just Before I Go)

Umut Çanak

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...