Stajyer Azrail – Kıyamet Provası

Gece Gündüz
A A

Stajyer Azrail – Kıyamet Provası

Not: Bu yazıdaki anlatılanlar gerçek olaylara dayanmaktadır.

Uzun zamandan beri sıradan bir şekilde ilerliyor hayatım. Ailem, sadece üniversite okumak için onlardan uzaklaşıp farklı bir şehre gitmek istediğimi düşünüyor. Onları ikna etmek konusunda çok uğraştım. Bilmediğim bir şehirde rahat edemezmişim, sıkılırmışım. Asıl onlarla birlikte yaşadığım için sıkılıyordum, hem de her gün! Hayatım boyunca onların istedikleri gibi yaşamıştım; okuduğum okul, kılık kıyafetlerim, saçımın şekli, yediğim yemekler, okuduğum kitaplar, dinlediğim müzikler, izlediğim filmler, arkadaşlarım… Karışmadıkları ne kalmıştı ki? Ailem yüzünden özgüveni yerinde biri hiç olamadım. Bana yapılan hakaretler karşısında hep susmayı tercih ettim. Sonra ne oldu? Bana ezik biriymişim gibi davrandılar, alay ettiler, sürekli dayak yiyen taraf ben oldum. Ailem, bir kere bile olsun beni korumadı. Üstüne bir de tüm yaşadıklarım yetmezmiş gibi cezalandırıldım.

Yarıyıl tatili boyunca evden dışarıya çıkmamıştım. Bunalıma girdim. Hiçbir şeyden zevk almıyordum. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Kendimi korumalıydım, güçlü olmalıydım. Ya ağlamayı ya da benden başka mutlu olan herkesi uçurumdan aşağıya bırakmalıydım. İkinci seçenek beni daha çok tatmin ederdi. Bunun hayali bile güzeldi. Mutsuzluğuma neden olan insanlar mutlu olmamalıydı. Ne yaptım? İnternette uzun uzun araştırmalar yaptım. Karanlık hakkında, intikam almak hakkında karşıma ne kadar yazı ve video çıktıysa inceledim. Zaman geçtikçe içimdeki öfke daha da şekillenmeye başladı. En çok büyüler ve doğaüstü varlıklar dikkatimi çekmişti. Araştırmalarımı bu yöne doğru yönelttim. Bir süre sonra yaptığı işlerle adını sıkça duyuran bir tarikata denk geldim. Gerçekleştirdikleri olaylar ve topluma saldıkları korku onlara ilgi duymam için fazlasıyla yeterliydi. Saygı duyulan ve korkulan biri olmak istiyordum. Daha sonra seri katilleri araştırdım. Çocukluklarından itibaren en ince ayrıntısına kadar her şeyi bilmek istiyordum. Gazete okurken gördüğüm cinayet haberleri bile beni fazlasıyla heyecanlandırıyordu. Filmleri izlerken genellikle kendimi katilin yerine koyardım. Sanki kurbanları kesmek için onların peşinde koştuğumu hayal ederdim. Sonra sevmediğim insanları filmlerdeki kurbanların yerine koymaya başladım. Katil onları kestikçe ruhum rahatlıyordu. Okullarda bizlere öğretilmeyen, ailemiz tarafından yasaklanan bilgilere eriştim. Açıkça söylemek gerekirse bu araştırmalar hayatımın dönüm noktası oldu.

Yarıyıl tatili bitmişti. Yeniden okula gitme vakti gelmişti. Acaba hayalimde farklı şekilde ortadan yok etmeye çalıştığım okul hâlâ yerinde duruyor muydu? Bari bu hayalim gerçek olsun be! Artık kendimi yeterince bilgili, hırslı ve güçlü hissediyordum. İnsanlara bakış açım bir anda değişiverdi. Onlara karşı olan sevgim, beni etkisi altına almaya başlayan karanlık duygular tarafından geri plana atılmıştı. Okuldakilerle hesaplaşmaya hazırdım. Aynanın karşına geçtim. Saçlarımı ailemin istediği şekilde yana doğru tararken fark ettim. Sonra tarağı yere fırlattım. Az önce düzgün bir şekilde taradığım saçımı elimle dağıttım. Gömleğimin kollarını dirseğime kadar katladım ve üstten iki düğmesini açık bıraktım. Gözlerimden akan uykusuzluk, çirkin suratıma farklı bir etki yaratmıştı. Aynanın karşısında kendimi büyük bir hayranlıkla izledim. Daha sonra kulaklığımı takıp telefonuma yeni yüklediğim şarkılardan dinlemeye başladım. Arkadaşlarım genellikle radyodan, televizyondan, oradan buradan duydukları şarkıları popüler olduğu için başarılı buluyorlardı. Yaptığım araştırmalar sonucunda pek tanınmayan ama şu anda popüler olanlardan çok daha kaliteli şarkılar keşfetmiştim. Müzik zevkimden dolayı kendimi onlardan üstün görüyorum. Sanırım en sevdiğim egom bu.

Karşıma çıkan her insana sanki ona zarar vermek istiyormuşum gibi bakmaya başlamıştım. Üzerlerine doğru sinirli ve delirmiş bir şekilde gidince dağılan bulutlar gibi etrafa kaçışıyorlardı. Okula ilk kez geç kalmıştım. Sınıfa girdiğimde öğretmenin hâlâ derse girmediğini fark ettim. Neyse ki şanslı günümdeydim. Belki de kendimi şanslı hissettiğim tek günümdü. Derin bir nefes alıp yerime doğru yavaş adımlarla yürümeye başladım. Sınıftaki herkes yeni tarzımı şaşkınlıkla karşıladı. Yanlarından geçerken kendi aralarında benim hakkım fısıldadıklarını duyabiliyordum. Yerime geldiğimde bana dalga geçen kişilerin orada oturduklarını gördüm. Onlara kibarca “Yerimden kalkar mısınız?” dedim, güldüler. Sonra “Bakın rica ediyorum, yerimden kalkar mısınız?” dedim. Birbirlerine bakıp gülmeye devam ettiler. Sonra içlerinden biri “Neyin var senin?” diye sordu. Alaylı bir ifadeyle onlara bakıp “Yüzünüze haykırmak gibi olmasın ama hepinizden nefret ediyorum.” dedim. Bu sözlerim onların keyfini bozmaya yetmişti. Başımı kaldırıp tavana baktım. Sinirden titriyordum. İster istemez sinirli bir ifadeye büründü suratım. O karanlık şeyin beni etkisi altına aldığını hissedebiliyordum. Çantamı yavaşça yere bıraktım. Sert bir ifadeyle onlara doğru bakıp “Kalkın ulan yerimden! Kalkın! Kalkın! Kalkın!” diye bağırarak defalarca masayı yumrukladım. Az önce gülenler neye uğradığını şaşırarak yerimden kalktılar. Biri kaçtı, diğerinin ayağı sıranın demirini takıldı ve yere düştü. Yere düşen sefil insan yavrusunu yakasından tutup tavana doğru kaldırdım. Arkadaşlarını yakaladığımı görenlerden biri, “Hey! Sakin ol biraz. Bu konuyu aramızda halledebiliriz.” diye seslendi. Başımı çevirip ona baktım ve “Sen konuşma lan kusursuz ibne!” diye bağırdım.

İçimde anlam veremediğim bir güç ve enerji vardı. Sınıftaki herkes çığlık atıyordu. Çok geçmeden birkaç öğretmen sınıfa girdi. Yanıma doğru yaklaşıp “Ne yapıyorsun evladım? Bırak hemen arkadaşını.” dedi. Ellerim sinirden titremeye devam ediyordu. Nefes alıp verişim gitgide hızlanmıştı. Öğretmen sürekli bir şeyler diyordu. Ben ise onu pek dikkate almıyordum. Bir süre sonra sınıfa okulun güvenlik görevlileri geldi. Sınıftaki diğer insanlara baktığımda ellerinde telefonlarla yaşananları kaydettiklerini gördüm. Saçma sapan bir yer kavgasının bu kadar büyüyeceği hiç aklıma gelmezdi. Aslında iyi olmuştu. Bu lanet sefil faniler, ulaşmak istediğim hedeflere doğru giden yoldaki ilk basamaktı. Çektikleri video ve fotoğrafları sosyal medya hesaplarında paylaşacaklardı, gördüklerini arkadaşlarına ve ailelerine anlatacaklardı. Böylece azıcık da olsa tanınmış olacaktım. Şov yapmam gerektiğini hissettim. Ne yaparak bu etkileyici gösteriyi daha da ilginç hâle getirebilirdim? Daha çok bağırabilirdim, etrafı dağıtabilirdim, benimle dalga geçenlerin üzerine doğru yürüyebilirdim. Bunlar olabilir miydi? Sanırım, belki… Düşünceler beynimi kemirirken güvenlik görevlilerinden biri sessizce yanıma yaklaşmayı denedi. Yakalarından tutmuş olduğum çocuğu kendime doğru yaklaştırdım. Gözlerindeki korku ve çaresizlik, ona acı çektirme konusundaki duygularımı fazlasıyla tatmin etmişti. Sonra onu tekrar tavana doğru kaldırıp etrafımdakilere bağırmaya başladım. O an birkaç kişinin elindeki telefon yere düşmüştü. Benimle dalga geçen, arkamdan konuşan diğer insanlara sıra onlara gelecekmiş gibi baktım. Sonra çocuğu duvara doğru hızlı bir şekilde fırlattım. Duvara sert bir şekilde çarpıp yere yığılınca kuru dal kırılmasına benzer sesler duyuldu. Kemikleri mi kırılmıştı? Olabilir… Bu ses öylesine hoşuma gitmişti ki çocuğun üzerine doğru tekrar yürümeye başladım. Tam o anda güvenlik görevlileri üzerime atılıp beni etkisiz hâle getirdi. Etrafıma baktığımda beni korkuyla izleyen gözlerini gördüm. Sınıftan çıkarılırken onlara doğru bakıp “Hrrrrrrr!” diyerek dalga geçtim.

Hızlı bir şekilde disiplin odasına götürüldüm. Güvenlik görevlisi burada beklemem gerektiğini söyleyip dışarıya çıktı. Sandalyeye oturup ayaklarımı masanın üzerine uzattım. Kulaklığımı takıp müzik dinlemeye devam ettim. Yaklaşık 20 dakikadır disiplin odasındaydım. Etrafta tek bir insanın bile olmaması beni çok mutlu etmişti. Disiplin odası aslında öyle korktuğumuz gibi bir yere değilmiş. Öylesine sessiz, öylesine huzurlu ki… Eğitimime bu odada devam etmek istediğime dair bir dilekçe yazsam faydası olur mu acaba? Evet, şansımı deneyeceğim. Koridordan yüksek sesle konuşan birilerinin geldiğini duydum. Sonra okulun müdürü ve yanında birkaç öğretmen disiplin odasına geldi. Müdür çok sinirliydi. Kulaklıkta müzik dinlediğimi ve ayaklarımı masaya uzatmış bir vaziyette oturduğumu görünce üzerime doğru hızlı bir şekilde gelip tokat attı. Ortamda derin bir sessizlik oluştu. Öylece birbirimize baktık. Gözümü bile kırpmadım. Ağlamam mı gerekiyordu? Peki ya korkmam? Ah evet, belki de yaptıklarımdan dolayı kendimi suçlu hissetmeliydim. Hiçbiri olmadı. Hayatımda ilk kez insanları korkutmayı başarmıştım. Yaptıklarımdan dolayı kendimle gurur duyuyordum. Ağlamak yerine gülümsemeye başladım. Bir süre sonra gülümseyişim yerini kahkahalara bırakmıştı. Disiplin odasındaki herkes dikkatlice bana bakmaya başladı. Neden kahkaha attığım hakkında en ufak fikirleri bile yoktu. Müdür tekrar tokat atmak için elini kaldırdığında bu kez kendimi savundum. Bileğinden sıkıca tutup bükmeye başladım. Müdür çırpınarak etrafındakilerden yardım istedi. Müdürün bileğini bıraktım ve kahkaha atmaya devam ettim. Müdür “Seninle işimiz daha bitmedi.” dedi. O bile benden korkuyordu. İstediğim gibi davrandığım için mutluydum ve cezası da neyse karşılaşmaya hazırdım.

Odaya birkaç öğretmen daha geldi. Herkes tek tek kendileri için ayrılmış olan sandalyeye oturdular. Güvenlik görevlisi kolumdan tutup beni odanın tam ortasına, masanın önüne götürdü. Müdür, yanındaki öğretmenlere bir şeyler söylüyordu. Öğretmenlerden biri ayağa kalkıp “Okulun disiplinini ve huzurunu bozduğun için buradasın.” dedi. Ben de gülümseyerek “Biliyorum.” diye karşılık verdim. Öğretmen “Ayrıca kavga ettiğin öğrenci senden şikâyetçi oldu.” dedi. Hemen araya girerek “Kavga karşılıklı olur, o lanet sefil faninin karşılık vermesine hiç imkân vermedim, onun kemiklerini kırdım!” dedim. Öğretmen sinirlenerek “Sözlerine dikkat et, nerede olduğunu unutma!” diyerek bağırdı. Sonra yanındaki öğretmenlerden biri onu sakinleştirmeye çalıştı. Söze kendisi devam etti, “Neden kavga ettin?” diye sordu. Yere doğru bakıp biraz düşündüm. Başımı kaldırıp alaylı bir tavırla “Gıcık olduğum insanların mutsuzluğuna neden olmayı severim.” dedim. Şaşırmış bir surat ifadesiyle “İyi de evladım, insanlardan neden nefret ediyorsun?” diye sordu. Ben de ona “Özel bir gün veya bir şey olmasına gerek yok, her zaman nefret doluyum.” dedim. Sözlerimi duyan öğretmen bir şeyler diyecek gibi oldu, diğer öğretmenlere ve müdüre baktı. Kimseden bir karşılık çıkmayınca o da yerine oturdu.

Öğrendiğim kadarıyla aileme telefon açıp olanları anlatmışlar. Bir süre sonra ailem okula geldi ve koridorda beni bekledi. Kapı açıldı ve annemle babamı içeriye girdi. Annem ağlıyordu. Sanki mahkemeye çıktık ha! Bu neyin duygusallaşması? Her neyse… Babam ise yine her zamanki gibi sinirliydi. Tüm suç benimmiş gibi bakıyordu gözlerime. İçinden küfür ettiğine emindim. Bir süre koridora çıkıp bekledim. İçeride ne konuştukları umurumda bile değildi. Kapı tekrar açıldı. Bu kez beni içeriye çağırdılar. Müdür ailemle konuşuyordu. Daha sonra “Üniversite sınavlarının yaklaştığını göz önünde bulundurduk ve bugün yaşanan olaydan dolayı sana uyarı vermeyi uygun gördük. Umarım ilerleyen günlerde seninle tekrar karşılaşmayız. Ayrıca sinirlerine de hâkim olsan iyi edersin. Aksi takdirde seni bu okuldan atarım! Beni anladın mı atarlı çocuk?” Alaylı bir tavırla kafamı salladım. Kâğıda birkaç gereksiz yazı yazdırıp altına imzamı atmamı istediler. Yaptıklarımdan dolayı sadece uyarı almıştım. Biraz kafamı dinlerim işte ne güzel, fena mı? Eve gitmek üzere otomobile bindik. Babam, eve gidene kadar yine ağzına geleni söylüyordu bana. Babam diye söylemiyorum ama kendisi hiçbir küfrünü esirgemez benden. Kulaklığımı tekrar takıp dışarıyı izledim. Yaptıklarım sürekli aklıma geliyordu. Neredeyse vücudumdaki tüm hücreler, o tarif edemediğim karanlık duyguyla beslenmeye başlamıştı. Benimle dalga geçen diğerlerinin de canını yakmak için sabırsızlanıyordum!

Asıl sorun şu: İnsanlar büyüdükçe olgunlaşır, ben daha çok kontrolden çıkıyorum.

Notlar:
“Acıyı alın ve içinize atın. Gömün içinize! En derinlerinize… Hissediyor musunuz? Hepsi bu kadar. Sanki kalbiniz boğuluyormuş gibi hissediyorsunuz. Emin içinizi. Ruhunuza iyi gelir.”

“Canın çok yanacak, keyfini çıkart.”

“Kendimi öldürmekle etrafımdaki herkesi öldürmek arasında gidip geliyorum. Elimdeki tek seçenek bu gibi. Diğer her şey vakit kaybı.”

Umut Çanak

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...