Ranza Tavanı’nda Okyanus

Gece Gündüz
A A

Ranza Tavanı’nda Okyanus

“Peki ya şimdi ne yapacağız?”

Odaya zifir gibi bir sessizlik işledi.

Ya söylenecek acılar tükenmişti, ya da tükenmek bilmeyen acımız uyduruk teselli cümlelerinde anılmayı yakıştıramamıştı kendisine.

Bizim acımız, anlaşılmak isterdi. Dillendiği gönüle işleyip sancısını çektirmek isterdi. Öyle ya, tüm bu yaşanmışlığın, yılların verdiği acı, hissedilmeyi arzu ederdi.

Üç heceyi yan yana getirip “anladığını” söyleyenlerin dilinde bastırılmayı değil elbette.

“Eskiden bana çok güçlüsün derdiniz ya hani. Ben güçlü falan değilim kızlar. Benim bilincim tükeniyor artık. Dört duvar arasında mahkum gibi yaşıyoruz. Ailemin beni böyle rezil bir yere bıraktığı yetmiyormuş gibi, hayatımda en ufak yeri olmayan, kanımdan olmayan 20 kişiye “anne” demek çok koyuyor bana kızlar…”

Süreyya sessizliğini koruyamayıp son kelamıyla beraber, acıyla haykırarak ağlamaya başladı. Süreyya dışındaki herkes sessizliğini korumaya devam ediyordu. Öyle ya, burası öyle bir cehennemdi ki ağlamaya alıştırmıştı bizi artık. Ağlamamız boş ve tutarsızdı, bir manası yoktu. Ailemizi de geri getirmeyecekti.

“Eskiden böyle biri değildim ben. Mantığımla hareket eder, doğru kararlar verirdim. Kötü biri bile değildim, en azından iyi bir insan olmak için çabalıyordum. Tüm bunları yaşamayı hak etmiyordum ben. Hiç bilmediğim, benim dünyamla ilgisi olmayan cehennem gibi bir yerdeyim şimdi. Ben artık mantığımla hareket edemiyorum. Bilincim bana acımasız oyunlar oynuyor. Kitap dahi okuyamayacak kadar çıkmazdayım şimdi..”

Sessizliğimizi hala koruyorduk, çünkü bilincimiz konuşacak kadar yerinde değildi. En azından düşünüyorduk, bu bir nevi içimizdeki çaresizliği bastırıyordu.

Burası bir Çocuk Esirgeme Kurumu’ydu, ve burda her telden çalan insan mevcuttu.

Türlü türlü hikayeler vardı burada. Kimisi fuhuşa sürüklenip, zorla satılmıştı. Kimisi uyuşturucu bağımlısı olmuş, madde ticaretine zorlanmıştı. Kimisi de küçük yaşta ailesi tarafından evlendirilip babası yaşında adamın evine yollanmıştı.

İçlerinden en çok Derya’ya üzülüyordum. Derya Erzurumlu dünyalar tatlısı bir ablamızdı. 19 yaşındaydı ama kimliğinde 16 olarak kayda geçildiği için buradaydı. Onun hikayesi buradaki tüm yaşanmışlıklardan daha çok yakıyordu ciğerimi.

Derya, 15 yaşında iken Furkan adında bir erkeğe aşık olmuştu. Ancak şartlar onları kavuşturamıyordu, Erzurum’un en muhafazakar köyünde yaşıyor olmaları birbirlerini sevmek için bile çok büyük bir engeldi. Lakin, bir gün denk geldiklerinde Furkan Derya’ya aşkını ilan etti ve onunla kaçmasını istedi. Derya saftı, hisleri bir çocuğunki kadar masumdu. Olabilecekleri düşünmeden kabul etti.

Derya Furkan’ı öyle seviyordu ki, geride bıraktıklarını düşünemeyecek durumdaydı. Ve sevdiği erkekle birlikte oldu. Belki o gün mutluydu, ama hayatı o dakika itibari ile geri dönülemez vaziyette değişmişti.

Durumu elbette aileler öğrendi ve en sonunda baba ikna edildi, düğün yapıldı. Ancak Derya kısa bir süre sonra kötü muamele görmeye başladı. Sevdiği çocuktan sürekli şiddet görüyordu ve en sonunda Furkan’ın alkollü olduğu bir gün, kayınpederi Derya’ya tecavüz etti.

Tuğba Noyan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...