Olivia – II

Gece Gündüz
A A

Olivia – II

Christy ve Therese, bardan çıkıp ana caddedeki otele doğru yürümeye başladılar. Olivia da arkalarında, onları takip ediyordu. Otele geldiklerinde Christy, resepsiyona gidip mektupta yazan “Louren Boyle” ismini söyledi ve anahtarı aldı. Therese’nin koluna girip yürümesine yardımcı oldu. Therese’nin vücudu buz gibiydi. Sürekli bir şey söylemek istiyormuş gibi dudakları aralanıyor ama sonra vazgeçiyordu. Odaya girdiklerinde tam ortada duran masanın üzerinde iki şırınga ve bir zarf gördüler. Christy ürpermişti.

“Bunların ne anlama geldiğini biliyorum, başımıza neler geleceğini biliyorum sevgilim.” dedi.

Therese, bu adamın bir deli olduğunu düşünmeye başlamıştı. Önce eskiden evli olduklarını söylemişti; şimdi ise her şeyi bildiğini tekrar edip duruyordu. Hâlbuki Therese, çok uzun yıllardır evliydi; hatta bir oğlu bile vardı. “Oğlum…” diye düşündü. “Kim bilir şimdi nerde?”

Christy, masaya yaklaşıp zarfı aldı; üzerinde herhangi bir isim ya da imza aradı ama yoktu. Zarfı açıp içinden mektubu çıkardı ve sesli bir şekilde okumaya başladı.

“Tam beş yıl önce bugün, uygulamayı kabul ettiğiniz deneyi, artık hatırlamaya başladığınızı biliyorum.”

Christy’nin sesi titriyordu. Therese, deney sözcüğünü duyunca ürpermişti. Christy, son birkaç aydır aklından çıkaramadığı görüntülerin gerçek olduğunu biliyordu artık. Therese ise aklından çıkmayan o çığlık sesleri için binlerce ilaç kullanmıştı. Bu adamın, hatırlamaktan bahsedip durmasını pek tuhaf bulmuştu ama kendisi de kendi beyninin içinde sürekli bir kaçış hâlindeydi sanki aylardır. Christy, Therese’nin elini tutup okumaya devam etti.

“Yaptıklarınız, hiçbir çocuğun hak etmeyeceği türden şeylerdi. O çocuklar hasta bile olsalar… Bugün, hatalarınızla yüzleşme zamanı…”

“Önünüzde iki şırınga var. Bu şırıngalardan biri, yüksek dozda uyuşturucu barındırıyor. Hangisi olduğunu anlayamazsınız; bunun için zaman kaybetmeye değmez, çünkü oğlunuzun da zamanı kısıtlı Bayan Nigel.”

“Siz, onlara seçim şansı tanımamıştınız ama ben size tanıyorum. Şırınganızı seçin ve bedeninize uygulayın. Unutmayın, zamanınız kısıtlı.”

Therese’nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Christy, öfkeyle mektubu buruşturup bir kenara attı.

“Bu kaçık, bizim kendimizi öldürmemizi mi istiyor? Hem bu çocuk olayı da ne?” diye sordu.

Therese, şırıngaları eline aldı. Yatağa oturup:

“Bu akşam işten dönerken arabamda bir zarf buldum. Oğlumun ellerinde olduğunu, mektupta yazanları harfiyen yerine getirmezsem bir daha onu göremeyeceğimi yazmışlar ve bir de oğlumun ellerinde olduğunu gösteren bir fotoğraf koymuşlar. Hemen eve gitmemi, kırmızı elbisemi giymemi ve o bara tam saatinde varmamı, 12 numaralı masaya oturup beklememi, daha sonrasını ise masama gelen adamın yönlendirmesine bırakmamı yazmışlardı. Kiminle karşılaşacağımı inan bilmiyordum. Seni tanımıyorum. Bazen şiddetli baş ağrılarım oluyor ve sesler duyuyorum, çocuk çığlıkları… Bunun sebebinin yorgunluk olduğunu düşünmüştüm hep ama şimdi anlıyorum ki birileri bizim zihinlerimizle oynamış.”

Christy, bunu Therese’yi gördüğü an anlamıştı. Yaşadıklarını bir bir hatırlamaya başlamıştı. Beş yıl boyunca gözlerinin önünden geçen görüntüleri nihayet bu gece birleştirebilmişti. Therese’ye sarılıp:

“Merak etme, bu olayda bir boşluk var; beni bir şeyle tehdit etmediler. İşten döndüğümde kapımda bir mektup buldum. En güzel takım elbisemi giyip o bara gitmemi, çünkü orada yıllardır görmediğim birinin beni beklediğini ama onun öncesinde barda yanıma gelen kıza, bir gözlemci olduğunu ve her şeyi not etmesi gerektiğini söylememi yazmışlardı. Sonra da 12 numaralı masada oturan kadının yanına gitmemi ve onu da alıp bu otelde, Bayan Boyle adına ayrılan odaya gelmemi eklemişlerdi.”

“Kızı bir yerden hatırladığımı fark edince düşünmeye başladım ve sonunda her şeyi hatırladım. Belki de bu oyunu, o gözlemci kız oynuyor; bizimle oyun oynuyor anlasana! O, o kız. Ben şimdi kapıya çıkıp onu bulacağım ve bize bir şey olmayacak. Hem beni burada tutmak için ellerinde bir şey yok, kaçıp gitmeyeceğimi nereden bilecekler ki…”

Therese, başını Christy’nin omzundan kaldırıp onun yüzüne baktı ve “Kaçamayacağını biliyorlar.” dedi.

Christy: “Nasıl bilebilirler ki? Ellerinde…”

Sözlerini bitiremeden Therese, şırıngayı Christy’nin koluna batırıp içindeki sıvıyı enjekte etti. Christy, tek hamlede yerinden fırlayıp “Hangisinin doğru olduğunu nereden biliyorsun?” diye bağırdı. Therese, saatine bakıp diğer şırıngayı da kendine enjekte etti.

Zaman dolmuştu. Uyuşmaya başlamıştı. Christy’nin yere düşüşünü gördü ve gözleri kapanmadan önce “Bilmiyorum…” diye fısıldadı.

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Tuğba Martı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...