Kırıntı

Gece Gündüz
A A

Karanlık bir yolda, İstanbul’un Arnavut kaldırımlı bir yolunda, yan yana yürüyor kadın ve adam, sallana sallana.

“Diyelim ki bir gün bara geldiğinde beni bir kadınla oynaşırken gördün, o zaman ne yaparsın? Yani, normal mi karşılarsın?” diye soruyor adam.

“Evet. Gerçi bir daha yüzümü göremezsin o ayrı.” diye cevaplıyor kadın.

“Ha bak, hem normal karşılıyorsun hem de bir daha yüzünü göstermiyorsun.” diye çıkışıyor adam.

“Ne alakası var canım. Bir şeyin, kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki.” diyor kadın gülerek.

“Bir şeyin, kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki…” diye tekrar ediyor adam, beynine kazımak için o sözleri.

Bunun kitabı da var. Hatta kitabı filminden daha güzel… Filmi çok ilgisiz bir şekilde izlerken tam bu konuşmada ayıldım. Hemen geri sarıp bir kez daha izledim. Sonra bir kez daha…

Sürekli birilerini kırdığının farkında olan benim gibi insanlar için çok değerli bir cümle bu. Bazen anlam veremem çünkü; “Yahu, neye kırıldı şimdi bu?” diye düşünürüm. Bazen de karşımdaki beni kırdığını fark etmez. O zaman da “Yahu, neye kırıldığımı nasıl anlamaz?” diye düşünürüm.

Çoğu zaman kendi doğrularımı evrensel sayarım çünkü. Bence bu, bütün insanlar için geçerli bir durum. Hepimiz, karşımızdaki insanın bizim doğrularımıza göre hareket etmesini isteriz. Hatta bunu bir beklentiye bile dönüştürürüz. Bizim hayatımızda yer alan insanlar, bizim doğrularımıza göre hareket etmek zorunda, bizim beklentilerimizi karşılamak zorunda gibi bir algı oluştururuz kendimize. Sonra da bu beklentilerimiz karşılanmadığında kırılırız. İkili ilişkilerin kırılma anları, taraflardan birinin ya da karşılıklı olarak iki tarafın da birbirlerinin doğrularına uymaması değil mi çoğu zaman?

Peki, biz bu beklentiyi neden oluşturuyoruz? İlk olarak unuttuğumuz şey, karşımızdaki insanın da kendi fikirleri, kendi normları ve kendi doğruları olduğu sanırım. Ya da bir insanla yakınlık kurduğumuz zaman, o kişiyi de “Kendimizle aynı.” diye mi düşünüyoruz? Bu, bir bakıma insanların birbirini tanımak adına bir şeyler yapmamasından kaynaklanıyor gibi görünüyor. Çünkü biz artık birbirimizi tanımak değil, sadece takılmak istiyoruz. Hayatımıza alacağımız insan hakkında bilgi sahibi olmak, onun fikirlerini merak etmek gibi isteklerimiz kalmadı artık. Bu duruma gelmemize de çok sebep sayılabilir ama konumuz şu an o değil.

Söylemek istediğim şey sadece şu: Belki de daha fazla kırmamak ya da kırılmamak için, karşımızdakine kendisini değersiz hissettirmemek ya da kendimizi değersiz hissetmemek için, insanlarla gerçekten iletişim kurmamız gerekiyordur artık.

Tuğba Martı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...