Derin

Gece Gündüz
A A

Derin

Dünyanın en güzel kadını, dünyanın en güzel bebeğini doğurdu. Aslında doğuramadı. Çok zorlandı. Acı çekmeye alışmış bünyesi, acı eşiğini tavana vurdurmuş, bu yüzden tertemiz bedenine neşter vurulmuştu.

Bir günde değişti kadın. Anne olmayı hep kutsal saydı ama kendisini hiç anne olarak hayal etmedi. Böylesi bir mucizeyi kendi bedeninde deneyimlemenin, kendisini yeniden keşfetmesine yol açacağını tahmin edemedi.

Kendi bedeninden arındı, o küçücük umut tanesiyle bütün oldu.

Yeni bir hayatın tohumuydu bebek.

Yorgunluğun vücuda işkence etmediği, uykusuzluğun göz kapaklarını zorla indirmediği, karşılıksız sevmenin her saniye hissedildiği günler başladı.

“Agu.” demedi bebek, “Inga!” demedi ama derin derin baktı.

Kocaman bir çift gözden, evren yeniden anlam buldu. Gözlerinde Samanyolu vardı bebeğin. Plüton vardı. Tutup gözleriyle sahiplenmişti, “Sen gezegen değilsin.” diye dışlanan Plüton’u.

Zaman, bebeğin birkaç kez göz kapayıp açmasıyla akıp geçti. Samanyolu’nu gözlerinde taşıyan bebek, otuzlarında bir kadınken Anıtkabir’e bakan bir hastane penceresinde, teyzesinin avuçlarında buldu elini. Birbirlerine buğulu gözlerle baktılar. Odanın kapısında bir tıkırtı duyunca aynı anda kapıya döndüler. Küçük kardeşi ve diğer teyzesi kapıdaydı. Sessiz adımlarla kardeşinin yanına gidip sarıldı ve dönüp yine derin derin baktı, odanın ortasındaki yıpranmış beyaz örtüler ardından, gözleri kapalı olsa da huzurla gülümseyen annesine.

Kadın yavaş yavaş açtı gözlerini. Birer birer odadakilerin yüzlerine bakıp gülümsemeyle selamladı onları. Hayatı boyunca hep yanında olan insanlardan geriye kalan herkes oradaydı. Odadaki ağır havayı biraz olsun dağıtmak için güç bela araladı dudaklarını.

“Üzülmeyin. Ben çok güzel bir hayat yaşadım.” dedi.

Kardeşi yanındaki sandalyeye oturup her zaman ailesi için fedakârlıklar yapmış olan ablasının elinin üzerine koydu elini. Yılların güzelliğinden hiçbir şey alamadığı yüzüne baktı gülümseyerek.

“Sinemada ilk izlediğimiz filmi hatırlıyor musun? Hani babam, biz göremiyoruz diye kırık bir koltuğu alıp bizim koltuğumuza koymuştu…”

Ablası cümlenin bitmesini beklemeden “Eşkıya.” dedi.

Gülümsediler.

Kardeşi, “Hah işte. Aynı oradaki gibi… Korkma, sadece toprağa gideceksin. Sonra toprak olacaksın, sonra sularla birlikte…”

O an odadaki herkesin bir şekilde annesi olan kadın, usulca gözlerini kapadı. Yüzünde yine kocaman bir gülümsemeyle, sadece toprak oldu. Sonra belki bir çiçeğin özüne kadar ulaştı. O çiçeğin özünden huzur yaymaya devam etti, belki…

Tuğba Martı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...