Söz Verilmiş Zaman

Gece Gündüz
A A

Söz Verilmiş Zaman

İçinde büyük bir boşluğun hüküm sürdüğü bir ruha sahibim. Uzun zamandır etrafıma sarılmış olan karanlığı üzerimden atmaya çalışıyorum. Ben basit bir çarşaf gibi görüp kendimden sıyırmak istedikçe, derime yapıştığını iliklerime kadar sızdığını göremediğim onca zaman geçirmişim. Kendimle aramda bir kat var. Asla sözlerin geçemediği duyguların hissedilemediği kalın duvarları olan bir oda. Bomboş ama bir o kadar ağır. Merdivenlerini tırmandığım koca boşluğu sana anlatamam. Ne bildiğim kelimelerin yeteceğini düşünüyorum ne senin anlamak isteyeceğin kadar açacağını ruhunu. Söz verilmiş bir zamanın arta kalanlarıyız. Bize ait, yaşanmamış ve belki asla yaşanamayacak bir zaman dilimi. Hayatın kocaman pastasından ara sıra burnu havada, tüm kibriyle bize sunduğu bir dilim. Sunup yaşamamıza izin vermediği, hep öteleyip belkilerle dolu yılların bizi okyanusun ortasında kırık sallara bağlayıp birbirimizi bulmamızı beklediği o küçücük an. Tek bir an. Zaten yaşam tek bir an değil mi? Başardığın, düştüğün, kalktığın, koştuğun yorulup durduğun, durdukça minicik olduğun; o tek bir an. Uzun, korku ve ihtimallerle çevrelenmiş asla arka kapısı, yan yolu olmayan ama hep varmış gibi, seçimler bize aitmiş gibi görünen yolculuğun/yolculuğumun son durağı o “an.”

Nereden başladığını, nasıl devam ettiğini ve nereye gittiğini bilmediğim milyonlarca düşüncenin arasında seni bulup çıkarmak, bir çerçeveye koyup uzun uzun seyretmek istedim. Çünkü tek yapabildiğim seyretmekti. Hayatımı, insanları, alınan doğru ve yanlış tüm kararları, ışıkların birbiri ardına yanıp sanki yaşıyormuşum gibi hissettirdiği gecenin o muhteşem karanlığına bıraktığı loş yıldızları, okuyabildiğim tüm kitapların içinden çıkarıp kendimi yerine koyduğum karakterlerin şaşkın bakışlarını ve seni. Seyrederek, gözlerimin sana bir kez daha gerçekten takılabileceği o an’ı yaşamayı beklediğim onca zaman. Kendime dahi dahil olamadığım ama seninle hep bir olduğum; aynı frekansta, aynı yasak bahçede, aynı sessizlikle var oluşunun en küçük parçasının bile ziyan olmadığından emin olarak izledim. İzledim çünkü başka şansım yoktu. Aciz ve yetersiz tüm kelimelerimi serebilirdim önüne. Bildiğim tüm müzikleri boca edebilirdim içine, severdin. Ama seninle aramızda kendimle olduğundan daha kalın teller vardı. Boşluklar yeterli değildi. Duvar olsa kırabilirdim belki diye düşünürdüm başlarda. Bazı duvarların kırılamayacağını, bazı tellerin kesilemeyeceğini, bazı yolların asla aşılamayacağını bilmediğim bir zamandı. Pes edemezdim ama devam da edemezdim. Belirsizliğin o nahoş ama bir o kadar şehvetle bana bakan çekiciliğine ise kendimi hiç bırakamazdım. Belirsizliğin en kötü yanı, beklenen o belirli zamanın bile bir umuda dönüşememesiydi çünkü. Ve hayatın bize söz verdiği küçük bir “an” vardı.

Şule Katarcı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...