Sondan Başlarken

Gece Gündüz
A A

Sondan Başlarken

Issız sahillerdeki iskelelerden kendini masmavi bir çarşaf edasındaki denizlerin kucağına bırakmak gibi. Sabah nasıl kalktığını bile hatırlamazken, gece kendini yatağın başında bulduğun günlerde, derin bir nefes alıp bütün pişmanlıklarını, acılarını hatırlayıp ne kadar yorulduğunu fark ettiğinde; o bükülmüş boynunu, düşmüş omuzlarını, titreyen dizlerini bir parça huzur bulabilmek adına yatağa atmaya çalışmak gibi. Belki uzun belki kısa, acısıyla ve tatlısıyla, mutlulukla dolu yahut da oldukça melankolik kalp atışları silsilesinin sonunda, artık kaçacak bir yerin olmadığını anladığında, herkesin ezeli düşmanın olduğunu sandığı o dostunu, ona kocaman sarılarak karşılamak gibi. Elbette ölümden bahsediyoruz.

Bu konunun, gözlüklerimden içeri sızmayı başarıp kirpiklerime tutunan bir yağmur damlasından açıldığını söylesem inanır mıydınız? Bu bir hikaye değil. Öyleyse size nasıl olduğunu anlatmayacağım. “Yağmurlu bir günde, dar bir sokakta yürüyordum.” demeyeceğim mesela. Sonra birden kafama esip de otobüsle nasıl deniz kenarına indiğimi söylemeyeceğim. Bir banka oturmuş adaları seyrederken, önümden siyah şemsiyesinin altında ağlayarak geçen kadını da anlatmayacağım size. Sonra mesela o birkaç metre ötedeki bir banka oturdu. Ben de yavaş yavaş onu süzmeye başladım. Dayanamayıp yanına gittim. Hala ağlıyordu. Şemsiyesinin altına girmeye çekindim. O meşhur olay da o sıralarda oldu. Bir yağmur damlası kirpiklerime kondu. Paltosunun cebinden beyaz bir mendil çıkardı. Bana uzattı. Ben de aldım. Kirpiğimdeki damlayı sildim. “Onu öldürdün.” dedi sonra bana. Bunlardan da bahsetmeyeceğim size. Bu bir hikaye değil çünkü. Olsa olsa bir benzetme. Unsurlarını da siz bulun artık.

Kabul edelim ki eğer şu hayatta gerçek olan tek bir şey varsa o da ölümdür. Geri kalan her şey bir yanılsamadır. Aldığınız her nefes, gördüğünüz her rüya, yürüdüğünüz her sokak, yaptığınız her kardan adam, ölümle karşılaştırdığınızda birer kuruntudan başka bir şey değildir. Hal böyleyken hala ölümden korkan var mı içinizde? Çekinmeden cevap verebilirsiniz. Sizleri suçluyor değilim. Benim ne haddime? Yalnızca merak ediyorum. Ölümden korkmak, kendini beğenmişliğin doruk noktası değil midir? Demem o ki, bu kadar ölüm varken ve bir bu kadar daha olacakken, herkesin öyle ya da böyle bir gün son nefesini vereceğini biliyorken; bütün bir hayatı karanlıklarda saklanıp titreyerek geçirmek, sona gelindiğini anladığında da “Niçin ben?” diye sorabilmek kendini beğenmişlik değil midir? Oysaki her biriniz atıp tutuyordunuz. Çok cesurdunuz hani. Pek umursamazdınız. Delikanlıydınız. Dindardınız. Siyah giyinmiş yaşlı bir köylü görene kadar mıydı o övündüğünüz sözde adamlığınız? Yine de sizi yargılamıyorum. Hayır, öfkeli de değilim.

Şimdiye kadarki sözlerimi açıklığa kavuşturayım. Hala size kirpiklerime tutunan yağmur damlasını anlatmıyorum. Lütfen bu konuda ısrar etmeyin. Size ölümden korkmamanız gerektiğini de anlatmıyorum. Size “Ölümden korkmayın.” da demiyorum. Yaptığım biraz çözümleme, biraz ayıplama, biraz da isyandan ibarettir. Çözümlemem kokuşmuş hayatlarınız üzerinedir. Ayıplamam siz sapık yaratıklaradır. İsyanım ise yüksek mertebeden kibrinizedir. Belki içinizde merak edenler vardır. Ölümle başlamamın nedenini sorarlar. Huyum kurusun. Ben sondan başlamayı severim.

Dönüp arkanıza bakıp bütün bir yolu nasıl geldiğinizi hatırladığınızda siz de bana katılacaksınız aslında. Hatta Tanrıdan af dileyeceksiniz. Çocuklarınızın belleklerinden bunları silmek için o kadar uğraşacaksınız ki suçluluk duygusuyla… Yine de hepsi beyhude olacak. Ben de yanınızda olacağım. Size yardımcı olmaya çalışacağım. Siz hatırlarken gözyaşlarınızı ben sileceğim. Sonra sizinle birlikte ağlayacağım. Belki kilisede mum yakacağım. Ruhlarınız için bir ve bedenleriniz için de bir tane. Her göz kırpışınızda başka bir utanç yaşayacaksınız. Öyle küçüleceksiniz ki artık gözlerinizi kırpmamak için çırpınacaksınız. Buna rağmen kurtulamayacak, bütün utançları yaşayacaksınız.

O yolda söylediğiniz her yalanı göreceksiniz. Her bir yalan için bir çocuk gelip yüzünüze tükürecek. Aldattığınız kadınlar gelip size bir tokat lütfedecekler. Zarar verdiğiniz her hayvan sizden bir kıl koparacak. Ağaçlar sizi falakaya yatıracak. Her günahınız için size bir bıçak saplayacaklar. Ve bütün bu haltları yerken, zamanında bir kere bile vicdanınız sızlamadığı için; bir kartal her gece yeniden oluşan ciğerinizi kemirecek. Anneleriniz bile sizden yana olmayacak. Üstelik siz acıdan bayılmayın diye sizi sürekli uyanık tutacaklar. Hatta belki melekler bile sizin için dua etmeyi bırakacak. O andan sonra yüreğinizde küçük bir utanç kırıntısı oluşsa da nafile… Sizin için kurtuluş olmayacak.

Bunları neden mi anlatıyorum? Belki sizi sevdiğim içindir. Belki bazılarınızı sevdiğim içindir. Belki birinizi sevdiğim içindir. Sizi düşündüğümden olabilir. Bazılarınızı düşündüğümden olabilir. Birinizi düşündüğümden de olabilir. Ya da utanın istiyorumdur. Yahut korkutmak istiyorumdur sizi. Korkutmak ve utandırmak daha uygun gibi… Hayatımda pek çok şey olmuşumdur. Sevgi dolu ve düşünceli olduğum anlar ise pek nadirdir. Olayı romantikleştirmeyelim. Ayıpladığımdan, isyan ettiğimden işte canım…

Ben nasihat etmekte iyi değilimdir. Olanı anlatmaya yarar kalemim. Kurduğum paragrafları özetleyecek, işinize yarar bir cümle yazamam. Benim aksime siz sondan başlayamayacaksınız bu sebeple. Lakin zaten siz, hiçbir zaman sona gelmek istemezsiniz sanıyorum. Yanılıyor muyum?

 

-Kerim Gürgen-

Sizden Gelenler

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...