Leyl-ü Şitâ

Gece Gündüz
A A

Leyl-ü Şitâ

Düştü bir kış gecesi
Bin bir parça ışık tohumu yeryüzüne
Nerden haberi olmuş bilmem
Birkaç kendini bilmez kar demiş
Gök kırlangıcın gözyaşlarına.
Elleri sonsuza uzanmış mahkumun
Kodesinden içeri düştü birkaç tohum
Gözlerinde geriye dönük hiçbir şüphe
Geleceğe çevrilmiş hiçbir endişe
Yüreğinde tek damla nefret
Barındırmadan
Sardı tohumu,
Bir ananın yavrusunu sardığı gibi sardı
Fakat neylesin tohum
Bu sıcak, bu kirli, bu nasır tutmuş eller
Eritti bir anda tohumu çaresiz kavrayışlar ile

Bu kış gecesi beni sana sürükleyen
Davamdan bile vazgeçirtecek kadar
Yılgın ve alabildiğine çığırtkan
Bu sancılı serzeniş
Daha ne kadar
Kesikler atıp duracak hayat damarlarıma
Farz et ki vardım sana
Mecnunun çölleri arşınladığı gibi
Sen sanır mısın ki
Bir heykeltıraş yaptığı büste aşık olur
Heykeltıraşı cezbeden
Yaptığı kilden ve alçıdan yığın mıdır?
Yahut tek bir heykel yeter mi?
Bütün bir ömür heykeltıraşa
İşte benim sana varma çabam bundandır
Bin yıl süregelse de yolculuk
Sana varamayışlarım hep bu sebeptendir
Şayet olur da bir gün inersem toprağına
Beni hor görme
Ey damarlarımda gizli
Ademden beridir kanamaya hazır yalnızlık.
O vakit bil ki gözlerimde ne bir umut
Ne de yüreğimde yeni bir aşığın heyecanı vardır
O vakit; unutulmuş gizli zevk ve heveslerin hasat vaktidir.
O vakit duvarlara eziyet eden soğuğun
Artık duvara işlemediği vakittir

Dökülen terin anlamını
Ter dökmeyenin anladığı kadar anladı beni dünya
Fakat ben ne anladım,
Ne ders çıkardım?
Şimdi işlenmeye hazır bir günahın
Eşiğinde atar nabzım
Ayaklarım sorguya çeker yürümeyi
Her yola çıktığımda
Harlı ateşte dövülmüş demir kadar sağlam,
Firavundan sakınılan Musa kadar
Gizlidir artık düşüncelerim.
Merak ederim ilk çıkan kelime
Ne idi insanoğlunun dudaklarından
Kaç kalbe çarpıp yankı buldu bu sözler
Hiç bilemedim,
Bu fikir kafatasımda sirenler çaldırdığından beridir
Anlamını yitirmiş kelimeler boşanır zihnimden
Gözlerim beceriksiz bir hırsız gibi kaçar
Polisin hızsıza baktığı gözlerden
Gece çöktüğünde kumarbazların masasına
Sis kaplı dağ etekleri yorgan olur günahlarıma

Ne zaman bir yakarış duysam
Heyecana boğulurum
Gök kubbenin delindiği umuduyla
Ayın ve güneşin aynı kapta eridiği
İmbikten boşanır yüreğime bu arabesk sözler
Serkeş şehrin çaresi olur
Bankalar ve döviz büroları
Benimse içine dalabildiğim
Yalnız birkaç sayfa dolusu
Tarihe nakşolmayacak kadar hafif
Yüreğe düştüğünde kurşun kadar ağır,
Serden yar’a aks olması dile kolay
Fakat dillere göre hayli imkansız
Kahır ve avuntu dizeleri.
İşte bütün alıkonulmuş küfürlere sebep
Başıboş ulakların çantasından saçılan
O ihtiras yüklü fermanlarda yazan bu!
Sabrı varsa eğer beklemeye
Yolların yoldaşı olan yolcuyu
Elinden tutup kaldırmalı vakti geldiğinde
Kan gövdeyi götürmedikçe
Gövdeden akacak şehvet ve gözyaşını
Temize çıkarmanın tek yolu bu!
Yoksa ne fark eder
Kırk bin çeşmeden yıkanıp gelse de
Kara mürekkeple damgalanmış yazgı
Arınamadıktan sonra bir avuç suda
Ne fark eder kirlenmemiş olmak
Çeşme berrak olmadıkça.

 

-Mehmet Özdemir-

Sizden Gelenler

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...