Kaybolma Kaygısı

Gece Gündüz
A A

Kaybolma Kaygısı

Göklerden yeryüzüne savrulmamızın üzerinden yüzyıllar geçmiş olsa da hâlâ hangi toprakta filizleneceğimi bulamadım. Çabalamıyor değilim. Gece gündüz bunun üzerine düşünüyorum. Uykularım kaçıyor; günlerim, zehir zemberek kelimeler hatıra defterimde. Bu bilinmezlik beni öyle bir ruh haline sürüklüyor ki bundan birkaç sene sonra, eski günlüklerimden birini elime aldığımda, onu tanıyamamaktan korkuyorum. Kapağındaki süslemeleri, el yazımı değil de kendimi tanıyamamaktan korkuyorum.

Eski bir arkadaşınızı, komşunuzu yıllar sonra görüp de tanıyamadığınızda hissettiklerinizi hatırlıyor musunuz? Aynı şekilde sizin de tanınamadığınızda, aklınızdan geçenler neydi? Belki de bir sabah uyandığınızda, yüzünüzü yıkarken aynada bambaşka birini görmüşsünüzdür. En basitinden, saçlarını kestirince bile bir duraklıyor insan. Düşünsenize, bir anlığına bile olsa kendi yüzünü tanıyamayınca şaşkınlıktan sersemleşiyorken bu vücut, bütün bir ömrü silinip gidince ne hâle düşer?

Bahsettiğim bu yok oluş, öyle romantik bir şey değildir. Hani filmlerde, trajik bir olay sonucunda hafızasını kaybeden annenin, kendi çocuklarını tanıyamaması gibi bir şeye benzetmeyin. Anlatmak istediğim çok daha içsel bir mesele. Aslında sizi içine sokmak istediğim durum, filmlere konu olabilecek kadar ilgi çekici de değildir. Sanıyorum ki benim yaşıma gelmiş herkes benzer bir senaryonun içinde olmuştur. Belki de sizi ayrıntılarda boğmak yerine, doğrudan doğruya ne istediğimi söylemeliydim.

Günlerden bir gün, gözlerimin önünden bir anı geçti. O kadar hızlıydı ki ne olduğunu anlamak, ne anlattığını hatırlamak için bütün gün düşünmem gerekti. Anıda; biraz daha küçük halim, bahçede koşuşturuyordu. En azından gözümün önüne geleni bu kadardı. Ancak zihnimi zorladıkça anının bütününü de hatırladım. Simit oynuyorduk. Ben ebeydim. Bağırarak koşmaya başladım. Neredeyse bir arkadaşıma dokunacaktım ama başarılı olamadım. Sonra, tam da bahçenin ortasında, sesim kesiliverdi. İçimden bir eyvah çektim ve üzerime doğru koşmaya başlayan arkadaşlarımdan kaçmak için hareketlenecekken düşürüldüm. Yerde okkalı bir dayak yedim tabii.

Bu hatıra parçasının üzerine düşününce, hayatıma karşı farklı bir bakış açısı geliştirdim. Çünkü bana öyle geliyor ki hayatım ve bu anı arasında bazı paralellikler var. Sizden de benimle birlikte düşünmenizi istiyorum.

Güçlüydüm, dayağa göğüs gerebileceğim için tek başıma ebe oldum. Sesim çıktıkça, gücüm yettikçe görevimi yaptım; diğerlerini kovaladım. Zamanı gelince kudretim kalmadı, düştüm. Az önce korkumdan tir tir titreyip kaçanlar, tökezlediğimi görüp üzerime çullandı. Hayatın sillesini her yerimde hissettim. Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz? Bir tohumdum, toprağa serpiştirildim. Önce güneşten, sudan bolca faydalandığımı sandım. Filizlendim, serpildim. Tam meyve verecekken kurudum. Aldılar beni, toprağımı değiştirdiler. Başta keyfim rahattı. Ne bir çekirge dadandı tarlama ne de kuraklığa rastladım. Tam meyve verecekken tarlayı sel aldı. Neyse ki öyle ya da böyle kurtardılar beni. Bu sefer de başka bir toprağa bırakacak oldular ki her yer yandı tutuştu.

Şu hayat denen sürede ben, bir sürü hayat yaşadım. Her gün doğdum ve öldüm. Ertesi gün dirildim. Ne kadar didinirsem didineyim, hiçbir gün bir nefes bile kâr edemedim. “Yarın yapacağım.” dediğim her şey yarınlarda kaldı. İğne ipliği elime aldığımda, parmaklarımı kanatmaktan başka bir iş tutamadım. Ne zaman bir kalem tutsam, tek yaptığım kâğıdı karalamak oldu. Elime bir saz aldığımda, tıngırdatmaktan öteye gidemedim. Heyecanlanıp bir hikâye anlatacak olduğumda ise mutlu sonları hiç göremedim.

Eğer bir Zümrüdüanka olsaydım, bu durum çok olağan olurdu. Belki farkına bile varmazdım. Ancak bir Zümrüdüanka olsaydım, düşüncelerim de olmazdı. Yani kaybedecek bir şeyim olmazdı. Eğer ki korkuyorsam bir şeyleri kaybetmekten, onlara çok değer veriyor olmalıyım. Öyle ki kaybetme fikri bile ağlatmaya yetmeli. Eğer ki ağlıyorsam bir şeylerin uğruna, “Erkekler ağlamaz!” diyen biri çıkmalı. Sırtımı sıvazlayıp beni teselli ettiğinde kendime gelmeliyim. Eğer ki bu benlik saf düşünceden oluşuyorsa, nasıl unuturum bir parçasını bile? İnsanoğlu, hiç sol yanında kalbi olduğunu unutur mu?

 
-Kerim Gürgen-

Sizden Gelenler

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...