Çömlek ve İnsan

Gece Gündüz
A A

Hani insanlar, “Topraktan geldik, toprağa gideceğiz.” derler ya… Bu iş, bu kadar basit değildir. Tanrı, önce o toprağı eler, üzerine bin bir çiçek eker, sular… Sonra insan, toprak mamullerinin bin bir şefkatle beslediği bir anneden doğar. Bu yüzden insan, topraktan gelmiş olur. Bu insan, ilk doğduğunda ağlar. Ağlayan bir toprak parçası giderek çamur olur. Sulanır. Cıvıklaşır. Bu cıvıklaşan toprağın çömlek olması gerekmektedir. Ve bu cıvıklaşmış çamura şekil vermesi gereken bir usta vardır: Hayat. Hayat, ellerini sıvar ve işe koyulur. Önce çamuru biraz yoğurur, kıvama getirir, yılların törpülediği nasırlı elleriyle. Sonra tam ortadan bir çukur açar hayat; bu çamura, yani insana. Çünkü o çukura bin bir şey dolacaktır; acı, yaralı bir mazi, tek tük atmaya çalışan bir kalp ve bitmek bilmeyen duygular… Sonra çamurun dışına da şekil verir hayat. Yani çamurdan insanımız büyümektedir; vücudu belirli bir şekle girmektedir. Bu arada içindeki boşluk, hâlâ varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bir zamanlar yaşlarla sulanmış olan bu çamur, artık bir şekil almıştır; maddeden cisme dönüşmüştür. İnsan da çocuktan yetişkine… Artık bu çamurun, yüksek ateşte ısıtılıp sertleşmesi gerekmektedir; koca bir fırın içine sokulur ve yavaş yavaş kurumaya başlar. İnsan ise hayatın sillelerini yemekte ustalığa doğru yol alırken kendi içindeki boşluğun varlığını, çöpe dönmüş bir kaos ile anlamlandırmaya çalışır. Bu boşluğu nasıl dolduracağını bilemez, elini kolunu nereye koyacağını şaşırır ve sonunda bu boşluğa kötü şeyleri koymaya karar verir. Daha doğrusu, varlığından rahatsızlık duyduğu şeyleri. Piştikçe pişer, bir zamanlar çamur olan bu ortası boş toprak parçası. Bir de kapak lazımdır bu çömleğe; içindekilerin görünmemesi, saklanması için. İnsan da içindeki bu boşluğu kapatacak bir şey arar ve sonunda bulur, maske. Bu kapak, çömleğe kapandığı anda boşluk, karanlık olur. Maskeler de insanların yüzüne takıldığı zaman, içlerindeki duygular gözükmez; sadece dış görünüşe, şekle ve maskeye dikkat edilir, gerisi önemli değildir.

Artık çömlek de kapak da olmuştur. İnsan, fazlasıyla tokat yemiştir hayattan. Çömlek, ateşin tokatlarından kurtulduğunu düşünerek habersizce sevinir; oysaki başına gelecekleri bilmez. İnsan da yetişkinliği atlattığı anda kurtulduğunu zanneder, oysaki daha yolun devamı vardır. Birilerine beğendirilmek için sıra sıra dizilir bu çömlekler; kimisi uzun ve incedir, kimisinin içindeki boşluk daha büyük olur, kimisinin bir kulpu vardır… İnsanlar da kaldırımda birer tespih boncuğu gibi değil mi? Kimisi uzun boylu ve zayıf, kimisi fazla dertli, kimisi kullanılmış… Hâlbuki hepsi, dışarıdan yalnızca bir et yığını gibi görünüyor değil mi?

Bu çömleklerden biri beğenilir ve alınır. Eve götürülür. Eğer bu çömlekler, iyi birinin elindeyse şanslılardır çünkü daha geç kırılırlar ya da hasar görürler. Ama kötü birinin eline geçtiklerinde, diğerlerinden daha çabuk çatlayıp kullanışsız hâle gelme ihtimalleri vardır. İnsan, bir yandan ihtiyarlığa girerken kullanıldığının farkına varır; birileri tarafından hep kullanılması değildir onu mutsuz eden, bunu fark etmiş olmasıdır. Ve yaşlılar, bakıma muhtaçtır. Nasıl insanların eline düştülerse, öyle muamele görürler. Çömleğin içine yemek konulur, kokusu metrelerce öteye salınan yemekler… Bu çömlek şanslıdır. Diğer çömleğin içineyse -yani daha az şanslı olana- yine yemek konulur ve günlerce içinde bekletilir. Çömleğin içindeki çukurda bulunan yemek, saatler geçtikçe kötü bir koku yaymaya başlar; bu koku, boşluğun içine işler. İhtiyarlar çok bir şey istemezler; yalnızca biraz bakım ve dertlerini dinleyecek birileri. Yani içlerindeki boşluğa, zamanında doldurdukları acıları dökecek bir başka boşluk… Bu ihtiyarlar, içindeki dertleri tamamen boşalttıklarında, hepsinin içinde mazinin kırıntıları kalacaktır; aynı, çömleğin içine konulan yemeğin, boşluğa tutunmaya çalışan dibi gibi. Sonra çömlek, artık tüm bu yemeklerin dibinde tutunmaya çalışan parçaların, boşluklarını sıvayışına dayanamaz ve çatlar. İçine konulan bir şeyi dışarı akıtırlar. İhtiyarların içindeki boşluk da her seferinde jiletlenmekten, uzaktan çizgili gözüken tarlalara benzer. Artık dayanamazlar ve birer birer ölerek bu dünyaya gözlerini yumarlar. En sonunda ise toprağa, yani geldikleri yere gömülürler. Bir zamanlar kundağı olan bez parçası, insanın kefeni; beşiği ise tabutu olur…

 

Hanım Zeliha Göksu

Sizden Gelenler

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...