Cebimde Sıradağlar Tabancamda Dört Kuzgun

Gece Gündüz
A A

Cebimde Sıradağlar Tabancamda Dört Kuzgun

Bir: Kavrayış
Anılarda saklı güneşli vakitlerimizin
Kayda geçmeyen tozlu zabıtları
Martta açıp Mayısta solan hanımelinde
Yaz geceleri doğan gümüş Ayda mühürlü aşkları
Taşıdı kışın kar kokan ağaçların gövdesinden
Ve baharda dalları basan kirazların arasından
İnsanlığın kendi kanında boğulmuşluğunu
kavramış olmanın getirdiği acı
Sızarak nüfuz etti derime
Bir acıyı kabullenişin kazandırdığı olgunlukla
Kabul ettim bir zamanlar acımakta olan yerlerimi
Anladım ki merhem olmayandır o
Ciğerde nefes kanda heves olan şeytanlar
Kavradım, özümsedim, hazmettim fakat
Eklendikçe bitmeyecekmiş gibi görünen
Boşluklar kaldı satırlar arasında
İki insanın arasındaki mesafeyle
kapışır türden boşluklar
Arındırmadı beni dudağıma değmemiş nefes
Kirlendi kelimeler çıkmamışken henüz ağızdan
Küfre kaydı hakkında bildiklerim
Anladım, şüphesiz olmak yetmiyor imiş
Şüphe duymadan bakabilmek için göğe
Anladım sadece sevmek yetmiyor imiş
Çarpmak derdine derman için yüreğe.

İki: İsyan
Kalmadı hiçbir düşünce
Değmeyecek düşlemeye
Soldu yorganların solmaya hazır
Güzlerin maskesi nakışlı yüzleri
Ekmekler geçti koltuklarda
Her lokma için bin isyan
Her lokma isyana davet
Ölü kuşlar çağırdı beni
Hasat vakti ekin tarlalarına
Bıraktı dağların efkârı bulutları
Ve dörtnala geldi atlar
Çağlamakta olan nehre inat
Yüreğime kezzap atarcasına
Sarstı benliğimi göğü kızıla çeviren
Toprağı köklerinden koparan inat
Kelimelere boğuldum
Boğuldum kelimelere sayfa sayfa
Çiğnedim göğsümde
Ezilmekte olan halkın haykırışlarını
Çorak topraklara yağmur yaptım
Oğlu şehit düşen ananın gözyaşlarını.

Ama ben
Abartmadan yüceltmeden
Göklere çıkartmadan
Sevdim,
bizi yollara düşüren
Sabahları uykumuzda cinayetler işleyen
Sabırdan teğet geçmiş yaşamak telaşını
O telaş
Sarışın bir kadının saçlarından
Kavruk bir işçinin şakaklarına
Tufanlar kopartarak geldi
Bir güneş tokluğunda benliğimiz
Eritti göğsümüzde döverek çatlattığımız çeliği
Oluk oluk kaburgalarımızdan boşanıp
Nehre karışan
Denizlerde hırçın birer dalga
Dağlarda ansızın bir çığ olan
Senin feryadındır sevgilim
Senin haykırışlarındır o
Tüm bu isyanlara sebep olan.

Üç: Sürgün
Ben ihtirassız tenlerde dolaşmaklarla çark ettim
Vahalardan çöle, denizlerden kuma
Ben yolcusuz limanlarda beklemeklerle fark ettim
Hayat denen kan pıhtısından
Bahar sabahı açan güllerin tomurcuklarına
Ve oradan sönmüş yıldızların kuyruklarına
Sabırsızca akmakta olan zamanın azabını
Hissettim onu tenimde zonklayıp duran top mermileriyle
O mermiler ki bırakmadı bende bir avuç takat
Gözlerimi gezdirecek kadar bile gövdende
Yorgunluktan, bıkkınlıktan veya kim bilir alışkanlıktan
Geçmedik -geçemedik- sokakların
Küle bulanmış kaldırımlarından
Sıra bize gelir korkusuyla sustuk hep bir ağızdan
Avazımız çıkana kadar sustuk
Mermer kayaların girintilerinde boğulurken dirilik,
Paslı ranzalarında hanların kaybedilirken kızlık,
Meyhanelere bir çeşit meze yapılırken umut,
Başa geçen ayaklar, ayaklar altına alırken insan onurunu
Sustuk, damarlarımızda kan diye bir şey kalmayana dek
Parçaladık kırılmaz zannettiğimiz gövdesini dünyanın
Arsalara, parsellere böldük
Ilıman bir sürgün yeri beğendik akabinde
Hep birlikte kusmuklara boğulmak suretiyle
Sürgün ettik gölgemizi çürümüş bedenlere.

Dört: Ölüm
Evlerin naylon kaplı çatılarında doğan güneş
Gökdelenlere doğru yükselmekte bu çağda
Biz ölümlerden ölüm beğenebilseydik eğer
Güneşi de götürürdük kendimizle birlikte
Fakat ölüm gece uğradı semtimize
Ben uykudaydım, şehir uykuda o gece
Çaldı kapı ansızın nefesleri kesen bir gürültüyle:

“Tak tak tak!”
“Kim o?”
“Benim, ben, ben geldim.”

Gıcırdadı paslı menteşeler, kapılar
Çocuklarını kibrit kutularına sakladı analar
Kim ki kapıldı telaşına canının
O gece benim adımı duydular
Onlar ki ne korku ne endişe bilmez idiler
Ta ki göklerde bir çan sesi duyulana kadar
Sokaklarda cinayetler evlerde öfke nöbetleri
Soframızda zehir boğazımızda kan
Geceleri artakalan bize bu hayattan
Gençlik sızıları koynumuzda yatan
Gelgelelim mevt oldu işte insan işte vatan
Düşünmezdik bizsiz olsun bize ait olan
Düşünmezdik emanetmiş bizde biz olan

Çok geçmedi düştü başım bir sazlık gölgesine
Düştü ve bir daha hiç dirilmedi
Orada kaldı umudu sermaye yapan tüccar
Orada; doğru saydı başım ne varsa yanlış olan
Varoluş kaygısıyla son nefeste
Balçık kaplı mezarlarda kirlenmemek için
Güvercin kanatlarına sakladım gövdemi
Çırpılsın ve bir daha bulunamasın diye
Çocuklara uçurtma yaptım saçlarımı
Yazları hoyrat rüzgârlar okşasın başımı diye
Asfalta, billboardlara kara tahtalara ve
İnsanlara yazmaktan solmuş yüreğimi
Sana emanet ettim
Kara kanım ellerinin ayasında kına
Ölümüm gecenin karanlığında çıra
Ve körlenmiş sözlerim aşk denen ağrıya
Elveda.

 
-Mehmet Özdemir-

Sizden Gelenler

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...