Vasiyet

Gece Gündüz
A A

Vasiyet

Güneş, saman balyası misali tepemde… Alnımdan bir damla ter damlıyor koluma, arabanın camını açıyorum. Haddinden fazla bir sıcaklık var dışarıda. Ne de olsa Temmuz bu, hakkını verecek elbet. Biraz sahil kenarında ilerliyorum, içime deniz kokusunu çeke çeke. Denizi ne çok sevdiğimi söylemiş miydim?

O halde söyleyeyim: “Denizi çok severim.”

Deniz kenarında bir evim olsun istemişimdir mesela hep. Parada pulda hiç gözüm olmadı benim. Hep ufacık bir odam olsun istedim; denizin sesini duyan, her yanı papatyalarla dolu olan, bir de kitaplarımın kokusuyla donatılan… Ama bazen şartlar elvermiyor, ne yaparsın…

Deniz kenarına çekiyorum, camı da sonuna kadar açıyorum. Denizi de dalgalı severim ama bugün çarşaf gibi mübarek. “Anladım, bugün senden bana ekmek çıkmaz” deyip basıyorum gaza. Basıyorum da aklım takılıyor. Kendi kendime: “İnşallah kırılmamıştır bana? Yok yok o hiç kırılmaz bana, şaka yaptığımı biliyor” diyorum. Öyle ya; değer verdiğimi kırmış olabilirim, bu deniz dahi olsa. Ama bu söylediğimi herkes kabullenmez çünkü bazı gönülleri taştan olanlar, yokuş aşağı dahi ayağınıza çelme takmaya bayılırlar. Bazıları var işte bilirsiniz, bir anlık gafletle güvenip sırtınızı döndüğünüz an saplar demirden soğuk bıçağını gönlünüzün tam ortasına. Nefesiniz kesilir, bir anda buz kesersiniz. Kan kaybına mı yoksa bunu yapana mı?.. Şaşırırsınız hangisine bakacağınıza. Gönül yarası öyle diz yarasına benzemez ama öyle hemen de geçmez. Ha geçmez mi, elbet geçer, geçer ama ömür boyu bir iz ile geçer. Hele de zerre kadar da olsa değer verdiğiniz tarafındansa, vay halinize. Bu insanlarla aynı dünyada yaşarken, onların bir denizi kırmamak adına bir çaba vereceğini düşünmek, zaten saçma olur.

Tepenin son virajını da alıp bugün randevum olan yere sonunda geliyorum. Arabadan iniyorum, başımı kaldırıyorum ve şimdi göz gözeyiz… Karşımda uçsuz bucaksız bir papatya tarlası… “Ne? İlla bir insanla mı randevusu olur insanın?” Saate bakıyorum, öğleden sonra 19:00 suları, güneş son selamlarını çakıyor bize…

Papatyaların arasında yürümeye başlıyorum, gözlerim kapalı. Bakın çoğu insandan daha iyi geliyor bu çiçekler bana. Hatta hepsinden. Gönlümde açılan o acısı tarifsiz yaralara, en çok onlar iyi geliyor. Mesela bir papatya alıyorum odama, doğanın kanunu olarak mevsimi geçince soluyor ama bu yarı yolda bırakmak olmuyor. Çünkü buna mecbur kalıyor. Hatta beni üzmemek için, insanlar gibi kapıyı suratıma vurup da çıkmıyor. Tane tane döküyor yapraklarını, alıştıra alıştıra terk ediyor. Nasılsa kısa bir süre sonra geri dönecek. Ama insanlar öyle mi? Siz mutfağa su içmeye gittiğinizde dahi terk edebiliyorlar. Öyle de kahpesi var işte. Bari suyumuzu içseydik değil mi?

Papatyaların arasına yatıyorum şimdi, ellerim göğsümde kavuşuyor. Gözlerim, dünyanın en güzel balkonu olan gökyüzünde. Bir kuş sürüsü takılıyor gözüme, topluca bir yere gidiyorlar. 3 saniye geçmeden hepsinin ardından tek kalmış bir üye daha geçiyor gözümün önünden. Kendime benzetiyorum sona kalan o kuşu. Öyle ya; ben de hep kalabalığın gittiği yere hiçbir zaman onlarla eş zamanda ulaşamadım. Hatta çoğu kez onlardan ayrı yere gittim. Belki arkalarındaydım ama hep rahattım. Belki gidilecek noktaya en geç giden hep ben oluyordum ama yine de varıyordum. Bazen tuzaklara düşüyorum, bazen denizin üstünde çok uçuyorum. Çoğu kez kolum kanadım yaralı dönüyorum. Beni yaralamayı seviyorlar. Geç oluyordu, güç oluyordu benim dönüşlerim hep…

Saçlarıma ellerimin uzandığı kadar papatyalar takıyorum. “Papatyalara ne çok değindin” dediğinizi duyar gibiyim. Ben size bu dünyada hep ve yek sevdiklerimden, bir de vasiyetimden bahsediyorum. Şiir defterimin ilk sayfasında iki dizeden oluşan bir şiir yazıyor. Ardımda kalanlara bırakacağım iki dize. Ben size o iki dizeden bahsediyorum. Tetiği kurup, namluyu da kıra kıra doymadıkları gönlüme dayıyorum. Burnumda papatyaların o tarifi imkânsız kokusu, gözlerimde deniz mavisi gökyüzü, kulaklarımda o kuşun son cıvıltısı… Ağzımdan çıkacak son cümleyi bekliyor hayat, dudaklarımı aralıyorum:

“Sizi; öldüğünüzde toprağa,
Beni ise papatyalar arasına gömsünler.”

Şevval

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...