Sükûn

Gece Gündüz
A A

Bugün, içinde bulunduğum bu ruh hâlini baştan aşağıya anlatan bir cümle ile karşılaştım. Diyor ki yazar: “Biz, durmayı pes etmek sanıyoruz.” Muazzam bir nokta atışı…

Bir cümle ile fark ediyorum ben de her şeyi. Ne dökülecekse kâğıdıma, işte o cümle ile başlıyor. Bugüne dek, kendi tabirim ile “Manzaramı buldum.” dediğim bu tepeye ulaşana dek çok uğraştım, çok yoruldum. Yeri geldi ailemden vazgeçmek zorunda kaldım, yeri geldi dostumdan. Bazen beni yolumdan eden adamlar oldu, bazense kendi kendimi yolumdan ettim. Fark ettim ki: Şu manzara için beni engelleyen ne varsa ezip geçtim. Kendi gönlümü bile… Emeklerimin mükâfatını aldım almasına ama yine durmadım. Ya daha iyisini diledim hayattan ya da elimdekine bir türlü inanmadım. Ben taburemi çekip bu güzel manzaranın keyfini çıkaracağım yerde, bir şeyleri inatla sorguluyordum. Ama hayat, benim sorgulamalarım için zamanı durdurmuyordu ve ben, bunu asla fark etmiyordum.

Durmam, dinlenmem gerekiyordu. Aslında en çok istediğim şey dinlenmekti ama hayatın bana bu lüksü verdiğine hiç inanmıyordum. Sanki sıkı sıkı tutmasam şu ipleri, yine gelip alacaklardı elimden… Korktum, korktukça daha da sıkı sarıldım o iplere… Gün geldi, “Tutmasam yapamam.” dediğim o ipler elimi keser oldu. Hata mıydı? Evet, belki hataydı ama olan oldu.

Hayatım boyunca benimsediğim en güzel şey: Hayatta başımıza gelen olayların asla sebepsiz yere olmadığı kanısıdır. Ne olduğu hiç fark etmez. Yediğiniz darbe her ne olursa olsun, inanın bir sebebi var. Unutmayın; bugün canınızı yakan şey, yarın kadar acıtmaz. İnsanoğlunun hayatında bir günün dahi önemi çok büyüktür. O yüzden üzülmeyin. Kaybettiğinizi düşündüğünüz ne varsa aksine kazandığınız bir şeydir.

Evet, dünya kadar hata yapıyoruz. Biz insanız yahu… Ama o hataların bile bir sebebi olduğuna inanırım, siz de inanın. Eziyet etmeyin kendinize ve “Ben böyle yapmasaydım bunlar olmayacaktı!” gibi cümlelere asla girmeyin. Emin olun, siz o hatayı yapmasanız da yine aynısı olacaktı. Tamam, evden 5 saniye geç çıksanız kapıdaki adamla çarpışmayacaktınız ve o adamın simitleri yere saçılmayacaktı. Ama o adama orada çarpmasanız belki 5 saniye sonra bir simitçinin, arabanın altında can çekişine şahit olacaktınız. Demek istediğim şey şimdi daha iyi netlik kazandı mı? Kaybettim sandıklarınıza asla üzülmeyin; unutmayın bu yazarın dediğini: “Kötü insanlar kaybedilmez.”

“Demek ki böyle olması gerekiyormuş.” deyin ve durun. Hızınızı alamadığınızı düşündüğünüz noktada siz, hayattan önce davranın ve durun. Bırakın şu hayat denen boş zamanın elinize tutuşturduğu tüm meşgaleleri ve manzaranızın tadını çıkarın. Dinlenin, soluklanın biraz. Pes etmiş olmuyoruz; bekleyin n’olur… Bekleyelim n’olur… Zaman denen cellât hiç acımıyor, alınan her nefes onun darağacında… Biliyorum, bizler durmayı sevmiyoruz ama buna mecburuz. Biliyorum, hayat bize dinlenme lüksünü hiçbir zaman vermedi ama şimdi verdi, geri almadan doya doya kullanalım.

Şimdilerde, 21 sene sonra ulaştığım bu muazzam manzaranın tadını çıkartmakla meşgulüm. Beklemeyi, dinlenmeyi, benim de soluklanmam gerektiğini öğretiyor hayat. Herkesi düşünmekten kendimi unuttuğumu anlıyorum ve fark ediyorum. Neyi seviyordum sahi ben? Denizi, sevmeyi; ah, baharı…

Bıraktım, dökülsün yapraklarım.
Kurusun da topraklarım, çorak bir araziden farksız olsun şu gönlüm…
Evet, kırılsın; paramparça olsun her bir zerrem… Olsun, bir kez daha çatırdasın seven yerlerim tam orta yerlerinden…
Sonbaharı yaşamasam nasıl yeşeririm? Kırılmasam nasıl bilirim ne kadar güçlü olduğumu?
Yorulmasam sevmekten, kimde bulurum kalmamış mecalimin değerini?

Şevval

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...