Savaşa Aç Gönüller

Gece Gündüz
A A

Savaşa Aç Gönüller

Uzun zamandır elime kalemimi almadığımı, kâğıda bir şekilde küstüğümü fark ettim. Yaşadıklarını yazan bir insan olduğum göz önüne alınırsa yazmıyorsam mutlu olduğum da varsayılabilir. Çünkü bilirsiniz, mutluluğun bir tarifi olmadığı gibi bir teşbihi de olmuyor. En azından bu, benim için böyle. Ben mutluluğu, mutluyken yazamayanlardanım. Şimdi burada, bu satırlar okunuyorsa bir sorun var demektir. En azından bence…

Çektiğim ne varsa dilime değil kâğıda konuştum. Kaç senedir yazıyorum, neler yaşadım, hatırlanması güç. Öyle çok kişiyi de sevmedim ama çok yazdım. Ben bir kirpik tanesine de şiir yazdım, en kıyametinden güne de… En çok da “Sevmek…” dedim ama. Zira en büyük yaralarımdan biri oydu. Kanayan yaralar geçiyor, izi kalanın da izi hafifliyormuş. Hayat, her türlüsünü öğrenmenize bir şekilde izin veriyor. Nasıl olduğunu anlatamam, bir pasta gibi tarifi verilecek bir şey değil bu. Zaten burada kimseye de ahkâm kesecek hadde sahip değilim.

“Sevmek…” dedim, oradan devam edeceğim. Her yönü ile ele alıp mantıkla da duygularla da kaleme alındı bu yazı; benim tarafımdan. Kimseye nutuk atmadım ama içimi de hep kâğıda süzdüm. Dün başka yazdım, bugün başka. Hayata göre, hayatın bana kattıklarına göre şekillendirdim bu fiili. Şimdi yazıyorsam yeni bir şey öğrendiğim içindir. Dar penceremden göremediğim manzarayı, şimdi gördüğüm içindir…

Bana şimdi sorarsanız “Bu hayatta insanı en çok aşağılayan tek his sevmektir.” derim. Kanınıza damla damla verilen bir zehir gibi; gönlünüzü ele geçirmeye çalışan ufak veliahdın, koca bir padişah olması gibi… “Sen izin verdiğin kadar gönlündedir bazıları.” derler; ben, ona da karşıyım. Çünkü o bazıları zaten kapıyı tıklatarak gelmezler. Aradan bir süre geçer, dün kapı dışında tuttuğunuzu, bugün başköşenizde görürsünüz. İşte bu yüzdendir insanın böylesine gardını düşürme sebebi. Sevmektir insanın en büyük zaafı. Bugün bin tane kılıç sapladığınız bir sırta gidip özür dileseniz affedilmeye tek sebebiniz seviliyor olmanızdır. Fakat bende işler hiç böyle değil. Hayat, bana her zaman en acımasızını, en olmazını gösterdiği için bende de kale gibi bir karakter inşa oldu.

Kimisi bunu ego olarak, bencillik olarak görebilir. Kendini korumaktan başka şey değildir ama… Ellerimden kayıp gittiği zaman kontrolüm, birinin gözlerine bakarken kontrol edemiyorsam kalp atışlarımı; o noktada çıkışsız gibi hissediyorum. Ama anlatamıyorum. Çünkü ben, daima en çok sevdiklerim ile sınandım. Bugün, devler kadar koruma içgüdüm var ise -bu, karşıdakini ne kadar sıksa da- sırf o en zayıf noktam olan sevmek yüzündendir. Üstüne milyonlarca şiir yazdığımız, üstüne tonlarca beste yaptığımız “sevmek” fiili, bazen de böyle en aşağılara çekilebiliyor işte. Çünkü sevmek, her zaman yeterli olmuyor. Bazı zamanlar, canınızı dahi feda edebilmenin tek sebebi sevmek iken bazı zamanlar da tek başına hiçbir şey inşa edemeyecek tek malzeme yine sevmektir.

İşte bu noktada ne yapılır ben de bilmediğimden en azından yazmak istedim. Gitmek bir çözüm ise ne kadar acı olacaksa da gitmek gerekir. Fakat her zaman çekip gittiğimiz göz önüne alınırsa da aklıma sadece şu soru geliyor: “Biz ne zaman savaşacağız?”

Şevval

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...