Güvene Dahi Güvensizce

Gece Gündüz
A A

Güvene Dahi Güvensizce

Güvenden bahsetmek istiyorum biraz. Sözlük anlamının dar kalıplarını iyice zorlayayım diyorum. Siz kendi içinizde güven kelimesini neye benzetirsiniz? Hadi kumdan bir kale olsun; bir meltemde yıkılan. Sırça bir köşk olsun; -istemeden de olsa- ayağınız değse paramparça olan. Ya da benim gibi çiçeklerle dolu bahçeler olsun; karda kıyamette solup ölen. Böyle uç örnekler veriyorum çünkü böylesine pamuk ipliğine bağlıdır güven. Bardak düştü, yok vazo kırıldı, sevmez böyle klişeleri. Sağa bakarken soldan vurulmayı sevmez. Sevmez çünkü o hep ilk günkü gibi kalmayı arzular. Kırılmayı, yıkılmayı, yanmayı ve dahi yanık izlerini kabul etmez.

Bir insana güvenmek diyeyim biraz da. Bir sevgiliye, bir eşe, bir anneye, bir kadına ya da bir erkeğe değil; bir insana güvenmek diyeyim. Bizler, öyle herkese kolay kolay güvenmiyor, güvenince de şüphe isimli kurdu içimize asla kabul etmiyoruz. İnsanın eleştiri kabul etmez yanından kaynaklanıyor sanırım biraz da bu. “Kendi ellerimle inşa ettiğim güveni öyle kolay yıkamam!” diye böbürleniriz ya, işte onu diyorum. Öyledir ki bu böbürlenme; sırf yıkılmasın diye kumdan kalemiz, topuklarımız vura vura arkamıza, kaçarız son sürat gerçeklerden. Çünkü biliriz, biliriz ki bir kere paramparça olursa sırça köşkümüz bir daha asla eskisi gibi olmayacak. Mis gibi bahar kokuları varken bahçemizde, kim ister karı kışı.

Ben bir insana nasıl güvenebildiğimizi soruyorum. Bakın, bilirsiniz bazen gökyüzü çok kapalıdır ıslanmamak için şemsiyemizi alırız. Çok önemli bir sınava gideceğizdir, iki tane kalem alırız ne olur ne olmaz diye. Sigarayı bırakmak istiyoruzdur hatta, bir dostumuza “Bak bana engel ol” deriz. Kısaca biz cansızından tut kendimize dahi güvenmeyiz de, nasıl bir başkasına güveniriz? “Kimseye güvenmeden de hayat mı geçer?” diyenler elbet olacak. O zaman eksik bir kelimeden oluşan hatalı cümlemi düzeltip tekrar sorayım. “Biz bir insana katıksız nasıl güvenebiliyoruz?” Doktor onaylı reçetedeki ilacı dahi araştırıp içerken, meyve yerken “Acaba içinde börtü böcek var mıdır?” diyip şöyle bir bakıp yerken, ne oluyor da bir insana safça güveniyoruz? Cevabı ben de bilmiyorum, ama tahmin yürüttüğüm kesin. Doğrusu yanlışı tartışılır tabii de biz bir kaleme, bir gökyüzüne, bir ilaca, bir meyveye gönlümüzle değil gözümüzle bakıyoruz. Kimse bir yastığa, bir kaleme, bir dolaba; bir insana baktığı gibi bakmaz herhalde.

Şimdi burada kalkıp uzun uzun aşk hikayeleri yazmayacağım. Sorumuzun cevabının, bize her türlü yanlışı yaptıran gönlümüzde olduğunu karalayacağım. Zaten ne çektiysek, ne hataya düştüysek onun yüzünden düşmedik mi? Ben bir insanken ve kendime dahi güvenmezken, ancak gönlüm yüzünden bir başkasına böylesine güvenebilirim. Maalesef ki hayat koşulları bizi birazda olsa birine ya da birilerine güvenmeye itiyor. Bu birazın karşılığını bazen çok iyi alıyoruz bazense çok kötü. Bu da işin handikabı.

Demem o ki:
Gerekirse hayatınızın sonuna kadar acı çekin -gerçekler acıdır-. Kaçmayın, saklanmayın, ertelemeyin gerçeklerle yüzleşmenizi. Kapısını alacaklı gibi çalıp, gözünüz yaşlı çıkın gerekirse. Bunu şimdi, şimdi yapın ama. Geç olursa çok güç olur. Şahsımca konuşuyorum. Siz siz olun kimseye katıksız güvenmeyin.

Bir insana güvenmektense, gökyüzüne güvenir,
En fazla ıslanırım.
Bir insana güvenmektense, çürük bir kaleme güvenir,
En fazla sınıfta kalırım.
Ben, bir insana güvenmektense,
Kuduz bir köpeğe güvenir,
“En fazla ısırır” derim.

Şevval

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...