Bir Şairin Ölüm Notu

Gece Gündüz
A A

Bir Şairin Ölüm Notu

Sabahtan akşama kadar bisiklet tepesinde pedal çevirip kumla toprakla üstümü başımı mahvedip; akşam ezanı okuduğunda koşa koşa eve gittiğim günleri çok özlüyorum. Leş gibi sokak kokan kıyafetlerimi hızlıca çıkarıp kendimi sımsıcak suya attığım o günler… Banyodan çıkınca pijamalarımı giyip aldığım, annemin koca bir tas ekmeğe döktüğü mercimeğin kokusu hâlâ burnumda… O günlerde hayattan dilediğim en yüce şey, okuldan dönünce pencerede annemi görmekti. Keşke hep öyle kalsaydı. En azından annem bu isteğimi biliyordu ve hiçbir gün bıkmadan, usanmadan o pencerede bekliyordu. Annem beni hiç yarıda bırakmadı.

Sonralarda benim de hayattan beklentilerim değişti elbet. Önce bir sürü arkadaş istedim, hepsinin ne kadar boş olduğunu görünce anladım. Çocukluk aşkım olsun istedim, gerçek olmadığını görünce anladım. Yaşım ilerleyince düştüğüm kuyulardan beni kurtaracak bir el istedim, herkesin kendi menfaati üzerine yaşadığını görünce anladım. Anladım ki: Dünya kadar kalabalığın da olsa yalnızsın… Yalnızsın, kaç günlük nefesinin kaldığını bilmediğin bu hayatta. Yarın ölüp gideceğini bilsen dayanmak bir nebze kolay olur ama insan 20 sene de yaşayabiliyor 90 sene de… 90 sene çekilir mi yalnız? Ben söyleyeyim: “Çekilir.” Etrafınızda böylesine ensesi parlaklar varken çok güzel çekilir.

Ama nereye kadar değil mi… Nereye kadar yalnız yatarız bu yataklarda? Nereye kadar tek başımıza üşürüz bu soğuk kış günlerinde? Bir noktada işte, insanın en zayıf noktası girer devreye; gönlü… Hoyratça koşmak ister bu deli gönül, karların altında. Kimin olduğunu umursamadan koklamak ister arsızca, başka tarlaların papatyalarını… Bir yol arkadaşı ister insan. Çakıldan da çiçekten de olsa; yolunun ne kadar zor olduğunu bilse de bir yol arkadaşı… Mühim olan dengini bulmaktır.

Bende de tecrübe ile sabittir bu yol arkadaşı mevzusu. Nasibini alanlardanım işte, siz anladınız. Sonrası yine yalnızlık… İnsan, insanda bulamayınca çareyi, yine içinin kuytu köşelerine geri dönüyor mecbur. Bunu bir kedi ile dolduran da var tabii… Ben ne alaka bilmiyorum ama çiçeklerde buldum çaremi; denizde buldum, şiirde buldum. Başucuma her gün yeni bir çiçek aldım, her satırda beni iyileştirecek bir cümle aradım ve hep yazdım. Ben bu sefer bir insan dilemedim hayattan. Beni iyileştirecek hiçbir ilacı da sürmedim yarama. Sadece denizi izledim her gün ve güneşli günler diledim bol bol…

Isınmaya ihtiyacı vardı gözeneklerimin, kamaşmaya ihtiyacı vardı gözlerimin… Bir gün biri açsın istedim şu kalın perdelerimi… Keşke yine annemden isteseydim. Ben sabah güneşini, sabaha karşı 05.00 sularını çok severim. Keşke sevmeseydim. En coşkulu “Günaydın!” kelimemde boğulacağımı bilseydim… Ben ne güneşi böylesine severdim ne de sabahı…

Şimdiler de katran rengine boyadım tüm pencerelerimi. Tek tek kırdım içinde papatya olan tüm saksılarımı. Alevlere aldanmadan yaktım defter defter şiirlerimi. Tutuşturmak istedim hatta açmaya heves ettiğim o perdelerimi. 90 seneye dayanmak zor, ölmek istedim 21’imde… Güneşli günlerden sonra, şimdi de ölmek istiyorum Tanrım. Çok geciktirme rica ediyorum.

Şevval

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...