Kıvranma

Gece Gündüz
A A

“Adam, büyük bir acı içerisinde kıvranıyordu. Onu; ışık hızına ulaştıran kanatlarının kırılması, düşmanının nefesini kesecek şekilde alevlenebilen gözlerinin sönmesi, bir tekmeyle kayaları dağıtabilen bacaklarının yumuşaklaşması ya da etrafında kurtarabileceği kimsenin kalmaması üzmüyordu. Onu üzen şey, tüm bunların birer gündüz düşü olduğunu fark etmesi olmuştu. Kendi masallarına/destanlarına sığınamadığında, yanında dikilip ‘Bugün nasılsın?’ diye soran tarih öğretmeninden bir farkının kalmayışıydı. Bütün dünya sönüp gitse umurunda olmazdı fakat hayallerinin tükenmesi… Adam, gerçekten de acı içerisinde kıvranıyordu.”

Hayat oldukça acımasız davranıyor. Edinimlerimize göre bir sınıflandırmamız olmadığından mütevellit; kazandığımız alışkanlıklarımız bir anda yitip gittiğinde, sudan çıkmış balığa dönüyoruz.

Bedenimiz kadar ruhumuz da beslenmek istiyor ama hangi tokluğa ne zaman ve nasıl ulaşacağımız hakkında hiç kimse bize bir eğitim sunmuyor. Sonra da buraya oturup “marjinal fayda kanunları” hakkında konuşmaya başlıyoruz! İyi misiniz, sayın okur? İyi oldu mu şimdi?

Beden ve ruh tokluğuna ulaşmak için çalıştığımız doğrudur. Fakat; çalışırken bedenimizi ve ruhumuzu doyurmayı unutuyor ya da beceremiyorsak, yaşamın ne anlamı kalır ki? Kaliteli yaşam için çok çalışmak yerine doğru çalışmamız gerekmez mi? Tabii bir de doğru arkadaşlıklar kurup ruhu zehirlemeyecek anlara tanıklık etme ihtiyacımız var. Çok işimiz var, çok…

Günümüzde, bireyselciliğe önem veren kişilerin artması sebebiyle, kendi dünyalarımıza sığınmaya başladık. Ruhu doyurmak için kendimizden başka malzeme seçemez hâle geldik. Öyküler yazdık, yeni hayatlar kurguladık, hayallerde yaşadıktan sonra da gerçeklerle çarpıştık. Bazılarımız ise başkalarının kurguladığı hayatlara sığındı, bol bol kitap okudu, müzikler dinledi, diziler seyretti, araştırmalar yaptı, anlamaya çalıştı ve sonrasında bum! Gerçeklerle çarpıştı!

Ne değerli gerçeklerdir bunlar… Toplum içerisinde yaşarken bir bütünün sadece bir parçası olduğunuzu bilmek… Şimdi asansörcü birisi çıkıp da size “Golf topu üreten bir firma, dünya kaynaklarını boşa harcıyor. Gelin imza kampanyası başlatalım!” dese siz ona, “Canım, ciğerim… Beş yüz katlı binalar diken inşaatçılar da boşa harcama yapıyor. Dünya üzerinde ne kadar da boş alan var. Evleri üst üste dikmek yerine yan yana dizseler de asansörlere ihtiyaç kalmasa…” der miydiniz? Hiç sanmam. Çünkü zihnimiz hem golf oynamak ister hem de iki katlı binada olsak da o asansöre binmek…

İnsanoğlunu zorlayan şey, onun hayatta kalma mücadelesi olmaktan çok, konforlu bir hayata sahip olma çabasına dönüştü. Açlıktan ölen birini görüyor musunuz? Peki, o kadar açlığı yitirebilecek miktardaki yemeklerin çöpe döküldüğünü görüyor musunuz? Çevrenizdekilerin “Hakkımı çalıyorlar, hakkımı!” diye haykırdığını duyuyor musunuz? İnsanların birbirini çekememesini ve birbirinden uzaklaşmak istemeleri sizi hiç ilgilendirmiyor mu?

Ruhunuzun acıktığını hisseder gibi oluyorsanız öykülere sığınmaya devam edebilirsiniz. Sonuç itibariyle, siz kendinizi düzenlemedikten sonra hiç kimseden bir yardım eli uzanmayacak:

“Adam, kıvranmaya devam ederken, gökyüzü maviden yeşile döndü. Belli ki bir tehlikenin habercisiydi bu renk dönüşümü fakat adam kendini tutamayarak gülümsedi. Öncelikle yumuşamış olan bacağına odaklandı ve yavaşça sertleştiğini, metalik bir renge büründüğünü gördü. Gözlerinden alev çıkartmaya çalışırken etrafında birçok çığlık yükseldi, görünmez adamları bilmeden küle çevirmişti…”

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...