Kiralık Yazlık

Gece Gündüz
A A

Kiralık Yazlık

Tam olarak üç kişilerdi, en azından üç beden olarak gitmişlerdi fakat kişilik bakımından daha fazla oldukları tahmin edilebilirdi. Tatil mekanına vardıklarında gençlerin çılgın gibi eğlendikleri, günahkar çığlıkların yükseldiği (birisi, -tövbe haşa- Allah kendisi olsaymış her yeri buralar gibi yaratırmış gibilerinden bir şeyler bağırıyordu), yarı çıplak insanlarla dolu sahillerin kıyısından geçerek; sessiz sakin bir bölgeye vardılar. “Adanın üst kısımlarında ırgat mafyalar olduğu için” diyordu Faruk, “Buradaki kiralık yazlığı buldum. Hem ucuz hem de kafamız rahat eder.”

Faruk, bu bölgeyi daha önceden de ziyaret ettiği için yapılabilecek eğlenceli şeyleri önceden tartıp biçebiliyordu fakat Tarık ve Durmuş için aynı şeyler geçerli değildi. Kiralık yazlıklarını kiralarlarken sessiz sakin bir hafta geçirme niyetinde olmadığını belirtti Durmuş, sonrasında da motor kiralayıp “Allahu Akbaar” diye bağırırken (Korkuyordu, düşmekten çok korkuyordu.) düşerek bacağını kırdı. Sağlık ocağına vardıklarında Hemşire Hanım ona tam olarak “Ay, kıyamam. Kemikleriniz de hep dışarı çıkmış. Valla, yalan olmasın, uzun yıllardır buraya gelenler sadece güneş yanıklarından şikayetçi oluyorlardı. Burada tetirfiyıd (tentürdiyot) var, süreyim mi biraz?” dedi. Durmuş, hüzünlenmişti fakat duygularını her zaman saklamayı bilen birisi olarak kahkahasını attı ve “Yes, please!” dedi.

Tarık ve Faruk, Durmuş için bir tekerlekli sandalye kiralamaya karar verdiler fakat yoktu. Bu sebepten dolayı Tarık, Durmuş’u ölüme terk etmenin mantıklı olacağını savunurken, Faruk ise eşyalarla birlikte Durmuş’u da kiraladıkları yazlığa bırakabileceklerini belirtti. İkisinin düşüncesi de gerçekleşmedi çünkü Durmuş kendisini iyi hissediyordu ve tatile devam edebileceklerdi. Dışarı sarkan kemik ve kan gibi görünen kırmızımsı şeylerin, sokağın ortasına atılan ağır soslu bir yemek olduğunu o vakit fark edebildiler.

Faruk, çok sevdiği bir dondurmacıdan bahsetti ve hep birlikte oraya gittiler. Plaja sıfır, üstü brandalarla kaplı olan dört kişilik bir masaya geçtiler ve şapur ve hatta şupur şeklinde dondurmalarını yemeye başladılar. Arka masada 8 kişi sıkış tepiş yerleşmeye çalışmış ve başaramamışlardı. Tarık sanırsa; bir baba, bir anne, üç ırgat ve üç çocuk olarak gelmişlerdi. Baba olarak düşündüğü kişi Faruk’un sandalyesine çarpıp duruyordu ve o esnada Tarık ile Faruk göz göze geldiler. Sonra arka masadaki baba sanılan kişi öksürüklere boğuldu ve kusmamak için oldukça kıvrandı. En küçük çocuk ise kör oldu; “Pisi pisi pisi pisi” diyerek sağa sola döndü. Faruk eğilerek arkadaşlarına “Arkamdaki çocuk resmen totoşumu kokluyor” dedi. Durmuş her zamanki gibi kahkahalar atarak “Yes, please!” söylevini çekerken, Tarık ise toplu alanlarda bağırsakların bağırmaması gerektiğini Faruk’a anlatıyordu. Baba sanılan kişi sağ eliyle kalbini tutmuş vaziyette zorlukla nefes alıp vermekteydi.

Ayaklar çok önemlidir. Uzun süre yürüyüş yapınca zonklarlar ve hâlâ çok önemlidirler. İşte bu sebepten dolayı dondurmacıdan çıkan arkadaşlar, ayaklarını Sivaslı balıklara emdirttiler. Emmeyi bırakan balıklar ısırdı, tıksırdı, ölü deriler gitti, tıksırdılar, nüfusu seksen yedi olan küvetin balıkları patır patır ölmeye başladı. Tarık, ayaklarını çok seven bir insandı fakat Sivaslı balıkları zehirleyen şeyin bu güzel ayaklar olduğunu öğrenince, ayaklarına olan tutkusunu biraz yitirdi. Güzel ve zehirliydiler, tıpkı kadınlar gibi…

Faruk, çok iyi yerler bildiğini söylüyordu ve sürekli bir yerlere gidiyordu. Durmuş, yüzmeye karşı daha fazla yetenek sahibi olmak için plaja gitmek üzereydi ve Tarık, kitabını arayıp duruyordu. Sanki tatilde kitap okumanın bir artısı varmış gibi, kitap da kitap, başka bir şey yoktu. Tarık kitabını ararken, arkadaşları da Yazlık Sahibi’nin daha önce hiç cinayet işleyip işlemediğini ve eğer işlediyse, Tarık’ı öldürüp öldüremeyeceğini tartışıyorlardı. Adam bu cinayet için çok para istemezse iyi olurdu ama isterse de yapacak başka bir şey yoktu. Sonuçta, adam yetmiş yaşlarındaydı ve taburesinin yanında eskimiş bir tavla vardı. Çok sakin bir adamdı, etrafındaki her şey kadar sessiz ve yavaş tavırları vardı. Yazlık sahibine sorsanız “Yahu, ne diye koşturacakmışım? İnsanlar hızlı hareket ederek, çok şey yaşadıklarını sanıyorlar, koca bir yalan bu! Acelemiz yok, kardeşim. Karnımızı tok, gönlümüzü vicdan sızlatmaktan uzak tutalım yeter. Aileler, arkadaşlıklar, dostluklar ve benzeri bütünleşen kavramlar çok önemli. Adı neydi şuradaki arkadaşınızın? Durmuş mu? Ne yapıyor orada öyle?” derdi. Durmuş da “Beyefendi, bu alet ne işe yarıyor?” diye sorar ve adamın güç bela biriktirdiği parasıyla aldığı çim biçme makinesini infilak ettirirdi. Tarık “Dokunmasana!” diye haykırırken, Faruk ortalıktan kaybolup daha önceden ziyaret ettiği bir mekana çoktan ulaşmış olurdu.

Bunların hiçbiri aslında olmadı. Faruk, Durmuş ve Tarık; bu sene yapacakları tatil için uygun bir yer arıyorlardı. Faruk, daha önceden gittiği bir yazlığı kiralatabileceğini söyledi ve adamı aradı. Adam belirtilen tarihlerde yazlığını kiraya veremeyeceğini belirtti. Ortada kiralanamayan kiralık bir yazlık varken, genelde insanlar başka yerleri ararlar fakat bunlar aramadı. En üşengeç üç kişi olarak hepsi kendi evlerinde, bir başlarına ağladılar. Soğuk duş, klimasız salon, geçmeyen zaman ve can sıkıntısı ile tatili bitirdiler.

 

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...