Gece Rüzgârları – Bölüm 9: Merkez Binada Hatıralar

Gece Gündüz
A A

Gece Rüzgârları – Bölüm 9: Merkez Binada Hatıralar

Şu an benim durduğum taraftan baksanız 8 metre gelen masanın üzerinde çeşit çeşit et ve sebze yemekleri diziliydi. Enfes kokular odayı kaplamıştı ve hem ekip hem de takım elbiseli adamlar şakalaşarak yemeklerini yiyorlardı. Avukat, el işaretiyle müsaade isteyip koşarak odadan çıktı ve Hırsız da hemen peşinden onu takip etti. “Ne oluyor bu kıza? Dünden beri istifra edip duruyor…” diye söylendi Baş Komiser. Takım elbiseli adamlardan bir tanesi, sanki ikinci kez sormaya utansın diye, tane tane anlatıyordu;

“Organik verilerin hepsi kendinden asidik/bazik değerine kavuşmuştur ve milyarlarca çeşit değerin yanı sıra, aynı değere tekabül eden organik verilerin hareket etmesinde öncülük eden manyetik alanların değerleri de farklıdır. Fiziki ve fizik üstü yapıyı taşıyan bu organik veriler, sadece, kendini koruyan çeperi uygun hızda çözecek ve uygun koşullarda muhafaza edecek organik veri yataklama noktasına giriş yapmaktadır. Çözünme işlemi, fiziki yapılanma ile başlamaktadır. Çok geçmeden fizik üstü yapı da bu organik verilere dahil olarak karakter dediğimiz şeyi oluşturmaya başlayacaktır…”

Baş Komiser, hiçbir şey anlamamıştı ancak tekrar sormaya korkuyordu. Avukat, onu zehirleyecek bir şey mi yemişti? Organik veri dedikleri şeyler, masada bulunan bu leziz yemekler olamazdı ya!

Takım elbiseli adam, Baş Komiser’in utangaç tavrından dolayı olaya uzak olduğunu anladı, “Lütfen, beni takip edin.” diyerek odadan çıktı. Baş Komiser de adamı takip edip dışarı çıktı…

Profesör, bir yandan Taze Dul’un öpücüklerinden kaçan ve bir yandan da yemek yemeye çalışan Deli’nin kulağına fısıldadı; “Haklıydın.” Bu cümleyi duyan Deli, ağzındaki yemekleri tükürdü ve “NE?!” diye çığlık attı. Müfettiş de Deli’ye bakıp “Ne oldu?” diye sordu, aynı Taze Dul’un sorduğu gibi.

Profesör, kumandasından bir tuşa bastı ve karşı duvarda bir ekran belirdi. Slayt gösterisi başladı. Ekranda ilk beliren şey bir Bufo Alvarius (sırtı zehirli bir kurbağa türü) oldu. “Veri taşıyıcılarının ürettiği organik veri dizilimlerine öncelikle, üreticilerin zihinleri üzerinden müdahale etmeye çalıştık. Tam kodlamanın yapılması için de bufotenin ve DMT desteğini, Bufo Alvarius’lardan karşılayacaktık. Haklıydın, pek bir işe yaramadı.”

Ekran bir süreliğine karardı ve tekrar geldiğinde üstlerine toz dökülmüş insanlar belirdi. “Bu deneklerin üzerine döktüğümüz tozlar, derilerinde kendilerine yetecek kadar DMT üretmeleri içindi… Sonra başka şeyler oldu…”

Ekran tekrar kararıp açıldı ve birbirini yalamakta olan, organik veri aktarımı yapan, başı döndüğü için zor bela oturan kurbağa-insanların bulunduğu camekanın hemen yanında canlı canlı doğranmakta olan bir kurbağa-insanın olduğu görüldü. “Yanlışlık vardı… Sadece derilerinin istediğimiz maddeleri üretmesi gerekiyordu ancak bunlar görünüş olarak kurbağaya dönüşmeye başladı… Farkında olmadan iki şey başarmıştık. Bunlardan birincisi;”

Ekran gitti-geldi; geniş bir arazide, tonlarca üretilmiş olan tozlar gösteriliyordu. “Bu tozlar sayesinde, deriden organik veri aktarımını gerçekleştirdik. Artık öyle saatlerce, dakikalarca, her neyse, güzel sözler söyleyerek organik veri yataklarını ikna edip, canlıların türlerine göre değişen veri analiz sürelerini bekleyip, en sonunda üretimi ele almak yok. Bu tozlar sayesinde, yarım saatte bir birey üretebiliyoruz.”

Ekran gitti-gelmedi. “Pardon” dedi Profesör, ekran açılınca slaytın başına dönmüştü. Resimleri hızlı hızlı geçti ve son fotoğrafa geldi: Binlerce değişik canavar, yaratık, ucube, ne olduğu belirsiz canlı formlar mağara gibi bir yere tıkılmış ve nefret dolu gözleriyle etrafa bakıyorlardı. “Bunca çeşit ürün elde ettik. Senin gibi sabahın kör vaktinde Organik Veri Aktarım Merkezi’ne girip de gecenin bir köründe çıkmadık. Aktarım elemanımızı değil, beynimizi kullandık!”

Profesör, son cümlesinden sonra kendisini tutamayıp kahkahalar atmaya başladı. Deli öfkesinden kuduruyordu ancak belli ettirmemeye çalışıyordu. Taze Dul, “Organik veri aktarımı, ne demek?” diye sorunca, Deli de kontrolünü kaybetti.

Öncelikle, Profesör’ün kumandayı tutan elini öyle sert bir şekilde büktü ki karşı hamle fırsatı vermeden belindeki silahı çıkarıp kafasına iki kere sıktı. Sonrasında da masada oturmakta olan takım elbiseli adamlara ateş etmeye başladı. Müfettiş de kısa süreli bir şok geçirdikten sonra Deli’ye katıldı ve herkesi kırmızı-mavi ışık manyağı yaptılar. Takım elbiseli adamlardan bazıları infilak etti ama bazıları ağızlarından köpükler dökerek yerde kıvranmaya devam ettiler. O esnada kapı açıldı ve elinde silahla içeri giren takım elbiseli adamın gözüne yemek bıçağı saplandı. Deli ile Müfettiş birbirine baktı ancak bıçağı fırlatan Taze Dul’du.

Gözündeki bıçakla yere yığılan adamın hemen ardından Baş Komiser geldi. “Bu adam,” dedi yerdeki adamı işaret ederek, “Bana Avukat’ın hamile olduğunu söyledi. Şimdi aşağıda test sonucunu bekliyorlar… Siz, neden herkesi öldürdünüz?”

Deli, olduğu yerden fırladığı gibi odadan dışarı çıktı. “Deli, sana bir şey sorduk, değil mi?” diyen Baş Komiser’i omzundan iteledi ve geçip gitti. Oldukça sinirli gözüküyordu. Taze Dul da hızlıca Deli’yi takip etti ancak koridora çıktıktan sonra tersi döndü. Asansörlerin ne tarafta kaldığını hatırlamaya çalıştı ama bulamadı. O esnada, koridorda iki kişi belirdi. Bunlardan bir tanesi, yorgun gözlerini Hırsız’a dikmiş ve gülümseyen Avukat’tı; diğeri ise “Baba oluyorum!” diye haykıran Hırsız.

“A-H! LANET HERİF!” diye bağırdı ve asansörden çıktı Deli. Hızlı adımlarla binadan çıkana kadar da sağ avuç içiyle kafasına vurmaya devam etti. Ne diye geri dönmüştü ki bu cehenneme? Ne işi vardı burada? “LANET OLASI, SALAK HERİF!” adımlarını daha da hızlandırdı ve binadan çıktığında yağmur yağmaya devam ettiğini gördü. En azından gözyaşlarının belli olmayacağından emindi artık.

Bir ışık yayıldı; karanlıkta uzun ancak aydınlıkta hiç olmayan. Gök gürültüsü duyulmadı. Tek hissedilen Gece Rüzgârları’ydı ve binanın az ötesinde belirmişlerdi; “Müfettiş nerede?” “O adama, bu adamı yalnız bırakmaması gerektiğini söylememiş miydik?” “Daha görevi tamamlamadan, nereye gidiyor bu?” “Onu uyaralım.” “Aklı başında değil bunun!” “Hey! Sen! Deli! Buraya gel!” “Görevin bitmeden hiçbir yere kaçamazsın.” “Bu binayı yok etmek zorundasın!” “Kocam, göreve ihanete hiç tahammül edemez.” “Ettiğini gören olmamıştır.”

Gece Rüzgârları, Deli’yi uyarmaya devam ederken bir şey oldu. Bu şey, tarif edilemez bir şeydi. Deli, Gece Rüzgârları’na hiçbir cevap vermeksizin kahkahalarla gülmeye başladı.

Öylesine kuvvetli bir kahkahaydı ki bu, midesindeki kasılmalardan dolayı yere düştü. Biraz kahkahalarla kıvrandıktan sonra ayağa kalktı ve gerisin geri binaya doğru koştu.

Deli koşarken arada bir “Bum… BU-M! BOM! BOAEM! BOAEAEAAEM!” diye bağırıyordu.

-devam edecek-

Çizim: Levent ALTINKAYNAK

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...