Gece Rüzgârları – Bölüm 8: Gen Çiftliği

Gece Gündüz
A A

Gece Rüzgârları – Bölüm 8: Gen Çiftliği

Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya, Finlandiya, İsveç ve sonunda da Norveç… Ekip üyeleri ikinci görevi aldıklarından beri yoldaydılar. Birbirlerine sataşmalarını saymazsak pek de dişe dokunur bir şey yaşamadıkları ortada. Hiç kimse zarar görmedi. Minibüs de arıza vermedi ve düzenli bir tempoya sahip olmadıkları için de bir aydan fazla süredir yoldalar. Reinheimen’in dağlık kısımlarına kadar ulaştılar. Ekipmanlarındaki navigasyon, oldukça yakınlaştıklarını gösteriyordu. Hırsız, minibüsü gelişi güzel bir yere park etti ve “Tamam. Bu günlük yeter. Çok yoruldum.” dedi.

Ön koltukta oturan Avukat, Hırsız’ın elini tutmuş “Olur, hayatım. Yarın sabah gideriz oraya.” diyordu. Müfettiş ile Baş Komiser, en arka koltuklara geçmiş tavla oynuyorlardı. Deli ile Taze Dul ise öpüşüyordu. Kimse, Hırsız’ın ne dediğini duymadı ve umursamadılar bile. Hırsız, Avukat ile göz göze gelince de kaşıyla bir hareket yaptı ve minibüsten indiler.

“Bu ekipmanlarla çok komik gözüküyorsun. Çıkarsana bi’, Hırsız Bey!” diye bağırıp gülmeye başladı Avukat. Ekipmanları çıkarmanın yasak olduğunu bilen Hırsız, “Hiç kusura bakmayın, Avukat Hanım. Kikirdemenize katlanmak durumundayız…” dedi ve Avukat’ı kendine çekti. O esnada da minibüsün arka kapısı açıldı ve öfkeli adımlarıyla kendilerine yaklaşan Baş Komiser’i gördüler. “Yine mi kaçmaya çalışıyorsunuz? BIKTIM SİZDEN?!”

Hava kapalıydı ve yağmur çiseliyordu. Akşam olmasına rağmen, turuncu fon görmezden gelinirse, ekip üyeleri etrafı oldukça aydınlık görüyordu. O esnada yukarı doğru bakmakta olan Müfettiş, “Bunu siz de görüyor musunuz?” diye bağırdı. Bulutların üzerinde bir karartı dolaşıyordu. Sanki takip edildiğini anlamış gibi aniden duran karartı, büyük bir çuvalı aşağı bıraktı ve geldiği istikamete hızla geri döndü. Acı dolu çığlıklarla yere düşen çuvalda hâlâ ufak çaplı hareketlenmeler vardı ve garip çığlık sesleri geliyordu.

Çığlık seslerini tanımlamak gerekirse; bu sesler bazen bir kediden, bazen maymundan, bazen filden, bazen köpekten, bazen fareden, bazen tilkiden, bazen çakaldan v.b. türlü canlılardan geliyor gibiydi.

Ekip üyeleri bir araya gelerek yavaş adımlarla çuvala doğru yaklaşmaya başladı. Aralıklarla çığlıklar geliyor, sanki yardım isteyen biri var, çuvalın sağı solu hafifçe oynuyor/titriyor ve ekip üyeleri de bu çuvala yavaşça yaklaşıyordu. Çuvalın 10 metre kadar yakınına geldikten sonra durdular. Çuvaldan gelen çığlıklar ve hareketlilik seyrekleşti. Herkes çuvala odaklanmıştı ancak bir süre sonra hareketlilik tamamen durdu.

“Ne biçim yere geldik, arkadaş!” diye hayıflandı Baş Komiser. Müfettiş, tedirgin de olsa sessizce ve seri bir şekilde çuvalın yanına kadar gitti. Sağını solunu inceledi. Çuvalın ağzını buldu ve pek de sıkı olmayacak şekilde bağlandığını gördü. İpini tuttu ve çektiği gibi çuvalın ağzı açıldı.

Yüzünün çeşitli bölgelerinde renkli kıllar olan, sivri dişlere sahip ve kendisine sinirli bir şekilde dikilmiş olan sarı gözleri fark edince, çığlık atarak koşmaya başladı: “KAÇIN! KAÇIN! BU ŞEY ÖLMEMİŞ!”

Müfettiş bir konuda haklıydı; o şey ölmemişti. Ancak yanıldığı konu ise o çuvalın içerisinde tek bir canlı olduğuydu. Aslında o “şeyler” ölmemişlerdi.

Çuvaldan çıkarken hepsi hırlıyordu. Bazılarının derisi pulluydu, bir tanesinin kanatları vardı, bir tanesinin ağzı yoktu ancak pençeleri satır gibiydi, son çıkanın ise vücuduna oranla kocaman bir kafası vardı ve yılan gibiydi…

“NE BAKIYORSUNUZ! KAÇSANIZA!”

Bu yaratıklar, çuvaldan çıkarken oldukça yavaş hareket ediyorlardı ancak birkaç saniye içerisinde toparlandılar ve hızla ekibe doğru saldırıya geçtiler. Avukat kendini tutamayıp kusmaya başladı. Baş Komiser, kendilerine verilmiş olan mavi-kırmızı ışık silahı ile rastgele ateş etmeye başladı. Taze Dul ve Deli minibüste öpüşüyorlardı. Müfettiş de silahını çıkardı ve yaratıklara ateş etmeye başladı. Hırsız kendini siper etmek amacıyla Avukat’ın önüne geçti ve ateş etmeye başladı. Yaratıklardan bir tanesine hem kırmızı hem de mavi ışık denk gelince infilak etti.

Bu yaratıklar, oldukça kıvrak ve seri canlılardı. “U-A-A-A!” diye yükselen maymun (ya da şempanze) çığlıkları sol taraftan gelirken, köpek havlaması sağ taraftan geliyordu. İki saniye geçmeden bu seslerin yerleri değişiyordu. Etrafı turuncu bir aydınlıkta gösteren ekipmanlar ne Hırsız’a, ne Müfettiş’e ne de Baş Komiser’e yardımcı oluyordu. Renkler birbirine karışıyor, neye ateş ettiklerini anlamıyorlardı. Bir tanesi daha infilak etti. Sora bir tane daha. Ve bir tane daha…

Çuvalın içerisinde toplamda kaç tane yaratık olduğunu göremedikleri için rastgele ateş etmeye devam ediyorlardı. O esnada, dağlık alandan dört tane cip geldiğini gördüler. Müfettiş, ciplere doğru dönüp “YAKLAŞMAYIN!” diye bağırdı ve ellerini sallamaya başladı. Cipler bu işareti görmemiş gibi yaklaşmaya devam etti, iyice yakınlaştıktan sonra da durdular. Cipten inen takım elbiseli adamlardan bir tanesi silahını çıkardı ve havaya doğru ateş etti. Kanatlı olan yaratığı vurdu. Vurulma esnasında tiz bir ses çıkaran yaratık yere düştükten sonra bir müddet kıvrandı ancak çok geçmeden öldü.

“NEDEN BURASI BU KADAR GÜRÜLTÜLÜ!?” diye haykırarak geliyordu Deli. Minibüste öpüşmekten sıkıldığında hep bu cümleyi haykırıyordu. Ekip arkadaşları oralı olmadı ama takım elbiseli adamlardan birisi bu haykırışa cevap verdi: “Deli? Sen misin? Ah, eski dostum! Nerelerdeydin? Biz de araziye izinsiz giriş yapanları öldürmeye gidiyorduk.” Deli kollarını açıp adama sarılırken “Vay be, Profesör. Hiç değişmemişsin. Nerede yapmışlar izinsiz girişi?” diye sordu. Profesör, Deli’nin ekip arkadaşlarını işaret edince “Öldürmeyin onları. Onlar bizden. Sorun yok.” gibi şeyler geveledi.

Avukat’ın ağzını silen Hırsız, “N’oldu sana be? Miden mi bulandı?” diye sordu. Avukat da onu gerisin geri ittirince poposunun üstüne düştü. “Ne midesiz adammışsın…” dedikten sonra ağlamaya başladı; Hırsız da ona sarılmış teselli etmeye çalışıyordu.

Taze Dul, minibüsten çıktığı gibi Müfettiş’e gidip yumruk attı ve “Neden bu kadar gürültü çıkarıyorsunuz? Deli’nin tüm dikkati dağılıyor!” diye bağırmayı da ihmal etmedi. Baş Komiser, Taze Dul’un elinden tuttuğu gibi Müfettiş’ten daha uzak bir yere doğru çekiştirdi; “Kızım, yetti artık sizin öpüşmeniz de be! İki haftalık yolu sizin yüzünüzden iki ayda geldik! Yok; şurada öpüşelim, bekleyin; yok; burada öpüşelim, bekleyin… YETER LAN!”

Profesör hem kendi adamlarını hem de ekibi susturduktan sonra “Gen Çiftliği’ne hoş geldiniz. Çiftlik sahibi gelene kadar sizleri en iyi şekilde ağırlayacağız.” diyerek gülümsedi. Ciplere bindiler ve merkez binaya doğru yola koyuldular.

-devam edecek-

Çizim: Levent ALTINKAYNAK

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...