Gece Rüzgârları – Bölüm 7: Altın Sevkiyatı

Gece Gündüz
A A

Gece Rüzgârları – Bölüm 7: Altın Sevkiyatı

Minibüs henüz yola çıkmıştı ki Deli artık kimsenin arzusu üzerine bir başkalarına zarar vermek istemediğini haykırdı. Her şey bir anda gerçekleşti. Minibüsün hız göstergesi 76 ya da 77km/s gibi bir değerdeydi. Müfettiş, hareket hâlindeyken kapıyı açmakta olan Deli’yi durdurmaya çalıştı. Taze Dul, olayı net olarak kavrayamadığı için Deli’ye değil de Müfettiş’e doğru hamle yaptı. Yanlış seçimdi. Kapı açıldı ve Deli hareket hâlindeki minibüsten düştükten sonra birkaç takla boyunca yerde sürüklendi.

Her yeri çizilmişti. İnce çiziklerden kanlar akıyor ve ekipmanları yaralara temas ettikçe inanılmaz şekilde canını acıtıyordu. Deli, acıyla yerden kalkarken minibüs daha yeni durmuştu. Oldukları yer bir virajdı ve Deli yolun karşısına geçip kendini kayıplara karıştırmak istiyordu. İlk adımını atar atmaz beyni zonkladı. Vücudunun her yerinden sıcaklık yükseliyordu. İkinci adımı attı. Bir tırın; minibüse çarptığını, direksiyon kontrolünü kaybettiğini ve hızla kendisine yaklaştığını gördü. Başka adım atmadı. Kollarını açtı ve tırın kendisini ezmesini bekledi.

Böyle durumlarda zaman algısını yitirmeye başlar insan. Bedenimizin savunma mekanizması öylesine hızlı çalışmaya başlar ki, kısacık sürede, o kadar çok veri işleriz ki zaman yavaşlamış gibi gelir bize. Hazır durum böyleyken, ortamı biraz inceleyelim.

Tır virajı dönerken açıktan almış ve minibüs ise arka tarafından atlayan yolcusuna bakmakta olan bir şoföre sahipti ve yolu neredeyse ortalamıştı. Kornalar çalınıyor, ağır çekim izlediğimiz için dalgalı bir ses duyuyoruz. Korku dolu yüz ifadeleri ve korna sesine karışan çığlık sesleri. Tırı kullanan şoför, iki koluyla direksiyona asılıyor ve minibüsten kaçınmaya çalışıyor. Çarpışmaya engel olamıyor ama en azından kafa kafaya girmediler, tır sürterek geçiyor. Minibüsün hâlâ açık olan kapısından aşağı müfettişin düştüğünü görüyoruz. Sanırım, kapıyı kapamaya çalışan o olmuştu. Hırsız, çarpmanın etkisiyle Baş Komiser’e doğru savruluyor. Ehliyet kemeri takılı. Ama yine de Baş Komiser avuç içleri Hırsız’ın suratına ve göğsüne bastırmış vaziyette çünkü üstüne uçmasını istemiyor. Taze Dul ile Avukat ise kaza esnasında kafa kafaya çarpışıyorlar. Dedim ya, çığlıkları korna seslerine karışıyor.

Tırın taşıyıcı kısmı sürtünmenin etkisiyle yalpalanıyor. Arkasında taşıdığı 40’lık konteynır doluya benziyor çünkü kolay kolay savrulacağa benzemiyor. Tır şoförü, bu önemli kazayı atlattığı için sevinmeye vakit bulamadan korkuya kapılıyor. Direksiyonu bir sağa bir de sola çevirirken ecel telleri döküyor. Tırın kontrolü artık kendisinde olmadığını biliyor ama sonuna kadar savaşacağa benziyor. Hatta bir ara, saliselik bir his bu, kontrolü ele alabileceğine inanıyor. İşte, tam da bu inanç hissedilirken, farlar yolun ortasında kucak açmış ve kendisine doğru gelmekte olan tırı bekleyen Deli’yi görüyor.

Tır şoförünü bu esnada kimse yargılamamalı. Kontrolü ele geçirmiş gibi duruyor ve bir daha ani manevra yapma niyetinde değil. Yaparsa, hem taşıdığı yükü hem de kendi hayatını tehlikeye atacağının farkında. Yapmazsa, yolun ortasındaki bu delinin pestilini çıkartacağı garanti. Yapmak zorunda değil. Fakat yapabilir. Neden yapsın ki? Suçlu bile sayılmaz.

Deli, minibüsten atlar atlamaz ayakta durabilecekmiş gibi atladığı için çok hasar aldı. Arabadan iner gibi inmeye çalıştı. Hiçbir yerini eliyle ya da koluyla tamponlama ihtiyacı duymadan, sanki inip yürüyebilecekmiş gibi, öylesine atladı. Hazır algımız açılmış ve geçmişe yönelik incelikleri daha net görebiliyorken, bu düşüşü tekrar yaşayalım;

“Ben kimseyi öldüremem lan!” cümlesini normal zaman akışında izledik. Deli bir hayli öfkeli. Tam kapı açılmaya başladı ki zaman yavaşlıyor. Deli’nin arkasından onu tutmaya çalışan Müfettiş’i görebiliyoruz. O korkulu bakışlarına yakınlaşalım. Bu bakışlarda “Sen bana emanet edildin. Lütfen benden uzaklaşma. Hepimizi yakarlar.” gibi anlamlar gizli. O esnada, Müfettiş’in fark edemediği Taze Dul’u biz fark ediyoruz. Onun bakışlarında ise bir takım tanıdık, eş, dost, hasım, akraba ve benzeri üyelere pek de hoş sayılmayacak eylemleri gerçekleştirecekmiş tehditlerini gizlemeden sunulduğunu belirtmeliyiz. Öyle ki Taze Dul, Deli’yi tutmak yerine Müfettiş’e doğru zaten zıplamış durumda.

Gel gelelim, Deli iki ayağı üzerinde, alaturka tuvalete oturacakmış gibi dizini çekerek düşmekte. Yere ilk temasında, ayakları geride kalıyor ve bedeninin üst kısmı sanki devam edebilirmiş gibi ileri doğru savruluyor. Yer çekimine yenik düşen bedeninin üst kısmı yere çakılırken, bu sefer de ayakları havaya doğru kalkıyor ve birinci taklanın habercisi olan hareket başlamış oluyor. Takla atmaya başladığı esnada, Deli’nin aklından geçenlere de bakmakta fayda var: Kurbağa-insanlar çamurlaşmaya başlıyor ve her nasıl oluyorsa Gece Rüzgârları’na benzemeye başlıyor.

Deli taklalar atmayı bırakıp ayağa kalktığında bedeninin sızladığını hissediyor çünkü yaraları hızla kapanmakta. Yolun karşı tarafına geçip saklanmak istiyor. O esnada Taze Dul aklına geliyor. Korna sesi dikkatini dağıtıyor ve ikinci adımı atarken minibüse çarpan tırı görüyor. O esnada gördüğü şey, tırın minibüsü ezdiği çünkü gece karanlığında daha fazlası düşünülemiyor. Taze Dul’un öldüğünü düşündüğü için ikinci adımdan sonrasını atmasına gerek kalmıyor. “Çok saçma ama yine de denk gelirim belki…” gibi bir şeyler mırıldanıyor. Kollarını kaldırıyor ve tırın kendisine çarpmasını bekliyor.

Hâlâ ağır çekimde yaşanılanları gördüğümüz için, tırın sol arka tekerlerinin minibüsün kopup yere fırlayan arka kapısının üstünden geçtiğini görüyoruz. Sağ tekerler asfalt yol üzerinde dönüp ilerlerken sol arka tekerlerin dönüşü, üzerinden geçtikleri arka kapıyı geriye doğru itmekten başka bir işe yaramıyor. Sağ ve sol tekerler arasında oluşan hem yükseklik farkı hem de hız farkı, tırın kontrolünü yeniden kaybettirmiş oluyor. Tır şoförü, bu esnada Deli’yi ezip geçme kararını çoktan almış gözüküyor ancak hâkimiyeti tekrar kaybedince, tır yoldan çıkıyor ve Deli’nin kaçıp saklanmak istediği yere doğru yönünü değiştiriyor.

Deli, gözlerini kapamış ve kollarını açmış vaziyette beklemeye devam ediyor. Tır, onu 3,27m kadar bir payla ıskalayıp yoldan çıkıyor. Deli’nin gözüne artık far ışığı gelmediği için gözlerini açıyor ve yanı başından aşağı uçan tırı görüyor. Gördükleri bu kadarla da sınırlı kalmıyor. Parçalanmış konteynırdan külçe külçe altınlar dökülüyor.

Külçe altınları gören ve daha da doğrusu tehlikenin geçtiğini düşünen beyinler hemen normal hızda algılamaya geri dönüyor. Artık hiçbir şey yavaş çekim ilerlemiyor. “Ne oldu lan o öyle?” diyor Deli ve minibüsün olduğu yere doğru koşmaya başlıyor. Minibüsün açık kapısından içeri doğru bakınca Taze Dul ile göz göze geliyorlar. İlk defa onu kendisine sinirli bakarken görüyor.

Müfettiş yere dökülen altın külçeleri fark ediyor ve altınların olduğu yere doğru ilerliyor. Baş Komiser ise ardından bağırmadan edemiyor: “Dikkatli ol! Bu kadar altının korumasız bir tırla sevk edilmesi hiç normal değil!”

***

Tüm ekip üyelerinin gözlüklerinde bir mesaj beliriyor: “GÖREV 1: ALTIN YÜKLÜ TIRI BUL VE KORU”

Mesaj hemen kayboluyor ve yeni bir mesaj beliriyor: “GÖREV 1 SONUCU: BAŞARISIZ”

Herkes bir birine bakarken de en yenisi beliriyor: “GÖREV 2: …”

–devam edecek—

Çizim: Levent ALTINKAYNAK

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...