Gece Rüzgârları – Bölüm 6: Kurallar ve Deli Rüya

Gece Gündüz
A A

Gece Rüzgârları – Bölüm 6: Kurallar ve Deli Rüya

Elli altı dakika yirmi üç saniye sonra, yer yüzeyinden fırlayarak ekibi minibüse çivileyen kırmızı ve mavi ışıklar aynı doğrultuda geri giderek gözden kayboldular. Tüm ekibin vücutları sızlıyordu, her uzuvları karıncalanmıştı ve kramplar girdiği için de kıvranırken dahi yeni acılara kucak açıyorlardı.

“Yine mi birine çarptım?” diye kendine sorarken Hırsız, sürünerek minibüsün ön kısmına doğru ilerliyordu. Baş Komiser de kendi tarafından indi ve Hırsız kaçmasın diye aynı istikamete sürüklendi. Müfettiş ile Avukat da araçtan yuvarlanarak indiler ve sürünerek Baş Komiser’i takip ettiler.

Ne bir gurultu duyuldu ne de “höpl göh köccö bön göödö yöröx” gibi sesler. Gece Rüzgârları, sürünen ekibe bakarak konuşuyorlardı; “Demek siz ‘İkinci Gece Rüzgârları’sınız, öyle mi?” “Bu bize hakarettir.” “Bize hakaret etmek, tartışmasız olarak, yasaklanmış bir eylemdir.” “Aranızda kuralları okuyan var mı?” “Ben bir keresinde okumuştum…” “Sana sormuyorum, insanlara soruyorum.” “Karanlıkta kime baktığın belli olmuyor.” “Aydınlıkta hiç görünmüyorum ki…” “Tartışmayın şimdi! Hatırlatmak isterim ki oldukça sinirliyiz.” “Evet, hatırladım; çok kızgınız.” “Size dağıtılan ekipman paketlerindeki ‘Kurallar’ kitabını alıp gelin.” “Bizim yanımızda okuyacaksınız. Bir daha kural ihlali istemiyoruz.”

Avukat,  güç bela ayağa kalktı ve “Ben getiririm.” dedikten sonra titreyen adımlarıyla, her an düşecekmiş gibi görünen adımlarıyla, minibüse kadar gitti. Minibüsün içine doğru uzanıp Kurallar kitaplarını topladı ve tam çıkıp gidecekken sıtmalı hastalar gibi sarsılan ve sayıklayan Deli’nin başucunda ağlamakta olan Taze Dul’u görünce duraksadı. “Ne oldu?” diye sorduğunda “Tek uyanamayan Deli oldu. Bundan sonra hiç uyanmayacak mı?” cevabını aldı. Avukat bir süre ağlayan arkadaşının kendisine sarılmasına ve salya, sümük gibi mukoza özlü sıvılarını omzundan sırtına doğru aktarmasına müsaade etti çünkü arkadaşlık bunu gerektirirdi; biri ağlar ve diğeri dinlerdi. Ağlamanın şiddeti hafifleyince Taze Dul’u da gelmesine ikna edip kitaplarla Gece Rüzgârları’nın yanına gittiler.

***

Başlangıçta her yer karanlıktı. Sonra loş bir ışık belirdi ve Deli, bedeninin tozlarla kaplı olduğunu fark etti. Silkelendi. Tozlar yine uçuşup Deli’nin üzerine birikti. Yine silkelendi. Ne kadar uğraşsa da tozlar tekrar bedeni üstünde toplanıyordu ve canını acıtmaya başlamışlardı. Sanki küçücük dişleriyle Deli’yi yemeye çalışıyorlardı. Artık ne kadar silkelense de tozlar dökülmüyordu. Tozlar daha fazla biriktikçe de sanki kendi bedenine yavaşça kavuşan bir yaratığa dönüşüyordu. Deli’nin dört bir yanından gelen toz bulutları, onun etrafında dönmeye başladı. Kolunun üstündeki toz birikintisinin bir çift gözü vardı ve doğrudan Deli’nin gözlerine bakıyordu. Tozlar hızla dönerken uğultular ve Deli’nin bedenine toplandıkça da guruldamalar oluşturuyorlardı. Deli, bu toz yığını tarafından hem yenildiğini hem de boğulduğunu hissediyordu.

Etraf biraz daha aydınlanınca Deli’nin toz altında kalan bedeninin kıvranışları daha net gözükür oldu. Kolları ve bacakları ritmik olmayan aralıklarla kasılıp gevşiyordu… Bu çileyi çeken sadece Deli değildi; sokaklarda çığlık çığlığa kaçan, yakalanan, yenen ve boğulan tüm insanlara tozlar saldırıyordu.

Deli son bir çabayla silkelendikten sonra üstündeki tozlar kum gibi yere döküldü. Ağzına ve burnuna dolan tozları da püskürttü. Pencereden yakıcı güneşin sıcaklığı geliyordu ve Deli, deli gibi terliyordu. Kapıyı açtığı gibi sokağa fırladı.

Binaların dış cepheleri ve asfalt yolların çoğu kumla kaplıydı. Artık çığlıklar kesilmişti. Kum tepeciklerinin bazılarında kıpırdanmalar vardı. Deli, var gücüyle koşmaya çalıştıysa da bir şeye takılıp yerde yuvarlandı. Kum tepeciklerindeki hareketlilikler de arttı ve altlarından insan siluetinde kurbağalar çıkmaya başladı. Bu kurbağaların boyu, Deli’nin boyu kadardı. Sokağın her yanında kurbağa-insanlar belirmeye başladı. Deli’ye doğru yaklaşıyorlardı.

Dört ya da beş tane kurbağa-insan, Deli’ye öyle güzel kenetlendiler ki kaçacak fırsat bırakmadılar. Deli, geniş bir meydana doğru sürükleniyordu ve ardından da yüzlerce kurbağa-insan onları takip ediyordu. “Bu haysiyetsiz, arkadaşlarımızın sırtını yalıyordu!” diye haykırdı biri, “Diri diri, arkadaşlarımızı doğradı!” diye devam ettirdi diğeri, “Kısas! Tek istenen bu!” diye haykırdı bir başkası.

Deli’yi meydanın orta yerine yüzüstü yatırdılar ve elbiselerini çıkarmaya başladılar. Kollarından ve bacaklarından yere sabitledikten sonra (Ki bu “sabitleme” kelimesi kolay geldi gözümüze. Bildiğiniz el ve ayak bileklerini matkapla deldikten sonra adamı yere dübellediler.) yüzlerce kurbağa-insan Deli’nin etrafında dönmeye başladı. Arada bir metrelerce uzunluğundaki dillerini çıkartıp Deli’yi yalıyorlardı. “Hoşuna gidiyor mu?” diye soruyordu bir tanesi, Deli ise konuşmayı unutmuş gibiydi; tek yaptığı çığlık atmak ve kıvranmaktı…

Deli’yi yerden kaldırırken dübelleri sökmekle uğraşmadı kurbağa-insanlar. Deli’nin ellerini ve ayaklarını koparacak şekilde çekip aldılar. Deli, aklını yitirecek gibiydi. Kopan uzuvlarının yerinden şimdi yeşil ve kırmızı kanlar fışkırıyor, Deli’nin başı dönüyor, midesi bulanıyor ancak yine de tek bir cümle kuramıyordu.

Deli’yi bu kez de sırtüstü yere yatırdılar. Herhangi bir yere sabitleme kaygısı taşımıyorlardı. Sanki Deli’nin elleri ve ayakları olmayınca kaçamayacağının farkındaydılar.

Elinde satır olan kurbağa-insanlar yavaşça Deli’ye yaklaşıyordu. Aralarından bir tanesi, satırı Deli’nin göğüs kafesinin tam ortasına vurdu. Lanet satır saplanmış ve sıkışmıştı. Üç kurbağa-insan birlikte güç bela çıkarabildi satırı. Deli’nin göğsünde açılan yarıktan da yeşil ve kırmızı kanlar çıkıyordu. Bir satır darbesi daha fakat bu sefer çıkarmaya uğraşmadılar.

Şimdi kurbağa-insanlar çığlıklarla kahkahalar atıyorlardı. Zafer onlarındı. Yıllardır kendilerine çektirilen eziyetleri, baş düşmanlarına iade etmişlerdi. Aralarından bir tanesi Deli’nin önüne doğru sıçradı ve sordu; “Bunca zamandır bize çektirdiklerin yetmedi, şimdi de başka canlıları öldürmek için mi çalışıyorsun? Vazgeç bu yolculuğundan. Eziyet eden, misliyle öder. Bunu sakın unutma! Misliyle!”

***

Herkes Kurallar kitabını okuduktan sonra minibüslerine döndüler, minibüsün içinde terlere boğulmuş ve “Misliyle… Misliyle…” diye sayıklayan Deli’yi gördüler. “Ne kadar da şanslısın. Kurallar kitabında yazan hiçbir maddeye uymak zorunda olmayan tek kişi senmişsin.” diye söylendi Müfettiş, Deli’yi dürterek uyandırmaya çalışırken. Fakat, Müfettiş bu işle meşgulken Taze Dul öyle bir hırladı ki eğer bir daha elini Deli’ye temas ederse yaşanacakları içinde hissetti.

“Neyse, uyanınca anlatırız. Acelesi yok…”

–devam edecek—

Çizim: Levent ALTINKAYNAK

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...