Gece Rüzgârları – Bölüm 1: Hırsız ile Baş Komiser

Gece Gündüz
A A

Gece Rüzgârları – Bölüm 1: Hırsız ile Baş Komiser

Bir ışık yayıldı; karanlıkta uzun ancak aydınlıkta hiç olmayan. Kaza yapmış arabanın kapısını zorla açan adam, kendini dışarı bıraktı. Gökyüzünde tek bir bulut bile gözükmüyordu. Gök gürültüsü de duyulmadı. Tek hissedilen, Gece Rüzgârları’ydı.

Kaza yapan adam, neye çarptığını görebilmek için arabanın ön kısmına doğru sürünmeye başladı. “Kahretsin…” diyordu dişlerini sıkarak, “Sanırım sol bacağım kırıldı.” Derin bir nefes bıraktıktan sonra arabanın önüne doğru bir bakış attı. Tahmin ettiği gibi çarptığı şey, hiçbir şeydi. Yokluklara toslamaktan bıkan herkes gibi kendi soğuk terlerini hissetti. “İğrenç…” Kusmak üzereydi ya da daha deminden beri yaptığı şey buydu…

O esnada bagajın kapanma sesini işitti. Evet, buradaydılar. “Neyi yanlış yaptım ki?” Tam arkasında, biraz ilerisinde ya da hemen sol tarafındaydılar. Havada hiç bulut yoktu ve soğuk terlerini buza dönüştüren, derisini yırtarak ilerleyen damlacıkları sürükleyen rüzgâr; iliklerine işliyordu. “Çok soğuk.” Keşke o damlacıklar, adamı üşütmeden evvel sağır etseydi. Guruldamalar eşliğinde, hiçbir duygu sınıfına eklenemeyecek ses tonları, bırakın bir cümle oluşturmayı, bir kelimeyi bile betimlemeyen aksaklıklarla etrafta dolaşıyordu: “Höböbölö, bölp bölöl blödödö höb lölö…”

Adam sırtüstü dönmeyi başardı ve onlardan yedi tanesinin etrafında toplandığını gördü. “Neyim varsa aldınız. Neden başımda dikiliyorsunuz?” diye sordu. Onlardan bir tanesi adama doğru eğildi ve gurultulu seslerin arasından “Böböl bögh höbölöl.” dedi.

Bir tanesi adama temas ettiğinde, aralarında konuştukları her şeyi anlamaya başladı; “Neden bu kadar hızlı geldin? Seni göremedik!” “Bu geri zekâlı, oğlumu öldürdü! Anlaşma bozuldu!” “Oğlun mu? Senin bir ailen mi var? Hem oğlunu öldürdüyse bile; adamın bir suçu yok! Oğlun gözükmüyor, kör müsün?” “Aslında, istese gözükür…” “Daha demin öldüğünü beyan etmedin mi? Nasıl isteyecek de gözükecek?” “Yaşasaydı gözükürdü.”

Adam, onların muhabbetini anlamıyordu. Geçen sefer de bir boşluğa çarpmıştı, birisinin kızını öldürmüştü ve karşılığında dört külçe altın getirmezse kendisini sekiz adet soğuk ve sekiz adet kızgın şişe geçireceklerini söylemişlerdi… “Benim oğlum çok değerlidir. En az altı külçe ederdi. Ödemeni yap ya da seni şişleriz, şeker şey!” “Ha-, ulan daha yeni anladım. Deminden beri diyorum, bunun oğlu yok falan, tamam, ne demek şu an dediklerimizi anlıyor? Kim dokundu lan bu adama? Neden en son benim haberim oluyor?”

“Beni iyileştirecek misiniz? Geçen seferki gibi…” dedikten sonra bayıldı adam. Zaten tüm gün boyunca çaldığı elli külçe altını ülkenin çeşitli noktalarına saklamış, onların payı olan dört külçeyi arabaya attığı gibi de saatlerce yolculuk yapmıştı. İnanılmaz derecede yorgun olan adam bir de kaza yapıp üç heceli muhabbetlerine dâhil olunca, hepten bayıldı işte!

***

                “…sen de elli külçe altının kırk altı tanesini saklayıp geriye kalan dört külçe altını da üç hecelilere götürdün, öyle mi?”

“Amirim, bu adam deli falan değil. Bizi aptal sanıyor, hepsi bu!”

“Olmayan bir şeye çarpıp bacağını kırmış. Araba tertemiz. Biz bunu bulduğumuzda bırakın bacak kırılmasını, tek bir çiziği yoktu. Bacak bacak üstüne atmış, yerde uzanıyordu…”

Baş Komiser, yüzünü sıvazladıktan sonra sinirlerinin yatışmasını bekledi. Elli külçe altın kayıptı ve altınların gerçek sahiplerinin bu işi sabaha kadar çözmek gibi bir isteği vardı. Karşısında da sürekli aynı hikâyeyi anlatan bu hırsız duruyordu. Hırsız ya gerçekten deliydi ya da delilerin hepsi hırsızdı. Eğer deliler, kendilerine yetenden daha fazla bilgi çalmasaydılar, deli olurlar mıydı? Delilik bir eksiklik değil, iki fazlalıktır, diye düşündü bir an ve sonra Hırsız’a dönüp sordu; “Neden ‘üç harfliler’ değil de ‘üç heceliler’ sana görünüp duruyor? Ne farkları var?”

“Amirim, Baş komiser. Onlar üç harfli değil, üç heceliler. Eğer size dokunmazlarsa kendilerine ‘Hödölöp’ dediklerini duyarsınız. Yani… Gece Rüzgârları. Aralarından bazıları bu ismi çok sofistike buluyor. Güç Rüzgârları, Esintili Geceler, Ürpertici Soğuk Frekanslı Yağmur Evveli Sağanak Beklentili Çok Sesler Korosu, Üç Heceliler, N’aber Dosto ve Kalbini Temiz Başını Ferah Tut; gibi isimleri kendilerine uygun gördüklerini belirtiyorlar.”

Baş Komiser’in suratında bir tebessüm belirdi. Sol gözü seğiriyordu. Bu adamdan laf almak imkânsızdı. Nice zorlu adamları dakikalar içerisinde konuşturmayı başarmıştı ama bu hırsızda bir gariplik vardı. Anlattığı her şeye, ölümüne inanıyordu. Tebessümü henüz suratından düşmemişti ki aniden yumruğunu masaya vurdu ve var gücüyle bağırdı; “O DANGALAKLARIN TAM OLARAK NEYE BENZEDİĞİNİ ANLAT BANA!”

Baş Komiser’le kısa bir anlığına göz göze geldi Hırsız. Göz bebekleri aniden büyüdü ve çeperini tam zorlayacakken aynı hızda daraldı, sonunda ise göz bebeği tamamen kayboldu. Hırsız’ın koyu kahverengi gözleri şimdi kızıla dönüyordu. O esnada ise Baş Komiser yanındaki iki polis memurunun boğulacak gibi sesler çıkardığını duydu. Yere dökülen kemik, et, iç organ ve eşya seslerini de işitti ancak dönüp de bakamadı. Hırsız ise guruldamaya başladı. Arada bir “bölp lödöd höplö döp” seslerini tekrarlıyordu.

Hırsız elini uzattı ve Baş Komiser’in elini tuttu; “Bize dangalak diyemezsin.” “Hiç kimsenin başka bir kimse için zekâ analizi yapmak gibi bir lüksü yoktur.” “Sen bizi aşağıladın!” “Biz, seni bizden aşağı görmedik!” “Bu yaptığının cezası tam olarak üç külçe altın!” “Ya altınları bize getirirsin ya da sana sekiz adet soğuk ve sekiz adet sıcak şiş saplarız.” “Hem de sonsuza kadar o şişlerle yaşarsın!”

…Ve Hırsız, Baş Komiser’in elini bıraktı. Baş Komiser, kendine gelebilmek için etrafına bakındı ve ilk defa bir sorgu odasında iki tane ceset gördü. Polis memurları paramparça doğranmıştı. İstifra etti. “Neydi lan bu?” diye sordu ancak bu sorusu cevapsız kalacaktı.

“Dilim logaritmik bir doğrusallığa bürünür, kıvrılmaz bazen. Karşındakinin kulakları düz girişli olduğundandır bu. Ne çok kez anlattım derdimi; yazarak, çizerek ve söyleyerek. El eli bulmayınca, anlamsız mı bu hayat?” dedi Hırsız.

“Bu son söylediklerini, onlar mı söyledi yoksa senin düşüncelerin mi?”

 

–devam edecek–

Çizim: Levent Altınkaynak

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...