FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 2: GAZZÂLÎ VS. İBN RÜŞD

Gece Gündüz
A A

FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 2: GAZZÂLÎ VS. İBN RÜŞD

felsefeye-girişmek

…Binanın arkasında insanları diri diri gömen kişiyi işaret ederek “bu adam ne yapıyor” diye sordum Aristoteles’e. Herhangi bir cevap alamadığım için ona doğru döndüm ve sırra kalem bastığını fark ettim. Bu kadar yaşlı birisinin böylesine hızlıca kaçmış olması beni tereddüde düşürmüştü – kaldı ki bu adam daha önceden de kaçmamış mıydı? Şimdi neden kaçmasın… –

O esnada, adam önünde dizilmiş insanlardan bir tanesini daha gömmenin verdiği huzurla derin bir nefes verdi ve kısa bir anlığına göz göze geldik. Size bahsettiğim korku hissine henüz kapılmamıştım, hatta o an için bu adamı sevmiştim çünkü bir sonraki gömeceği adamın, sevdiceğimin bana abisi olarak tanıttığı bunak herif olduğunu fark ettim.

Hızlıca adamın yanına koşarak “bunu mu gömeceğiz” diye sordum. Gözüm bir yerlerden bu adamı ısırıyordu ve bu ısırmaları fark eden GazzâlIî bana “evet, kardeşim. Bu adam günahkâr düşünceler ve tavırlar içerisinde” dedi.

Yerde başı boş duran küreği elime geçirdiğim gibi, sevdiceğimin beni aldattığını öğrendiğim adama vurmaya başladım. Nasıl da günahkâr şeyler söylüyordu bir duysanız, utancınızdan suratınız kıpkırmızı olurdu.

Ben bu adamı dövmek ile meşgul iken, Gazzâlî de güzelce bir çukur açmış ve bana el hareketleriyle adamı getirmemi işaret ediyordu. Adamı kulaklarından çekiştirerek kuyuya götürmeyi denedim fakat kulakları parmaklarım arasında durmadığı için başaramadım. Biraz tekme attım ve kürekle vurmaya devam ettim. Yok! Beyefendi biraz olsun hareket etmiyor! “Bayıltmışsın herifi, kardeşim. Ben bacaklarından, sen de kollarından tut da kuyuya kadar taşıyalım” dedi Gazzâlî ve kuyunun içerisine fırlattık adamı.

“Yüksek müsaadenizle bu adamı ben gömmek niyetindeyim” diyerek adamın üstüne toprak atmaya başladım. Ben adamı gömerken, Gazzâlî de oradaki kötü insanları “siz günahkârsınız. Akılsızsınız! Böyle kötülüklere inanıp da yaşamak hak değildir sizlere” gibilerinden bağırarak terbiye ediyordu.

Gömme işlemi tamamlandıktan sonra inanılmaz derecede terlemiş olduğumu fark ettim ve Gazzâlî’nin yanına çok da yaklaşmadan seslendim “bitirdim üstadım. Varsa başka günahkâr, az dinleneyim, onu da gömeriz”. Gazzâlî de olduğu yerden yanıtladı beni “kusuruma bakma, kardeşim. Seninle tanışma fırsatım olmadı. Nasıl geldin buralara, anlat bakalım”

Gazzâlî’ye sevdiceğimle nasıl ayrıldığımı, fikir halayına katılma isteğimi ve Aristoteles’in bana anlattığı konuları kısaca sundum. Ben konuşmamı bitirdikten sonra, Gazzâlî’nin gözlerine bakan kişi öfke denen illetin nasıl da arşa yükseldiğini hemen görebilirdi. Anlattığım şeyler sanırım bu adama ters gelmişti…

Gazzâlî elinde tuttuğu mendili, içerisine küçükçe bir taş sararak, bana doğru hafifçe fırlattı. Mendili havada yakalayamadım ve biraz arkama doğru yere düştü. “Al bakalım mendili de, seni halay çekenlere götüreyim. Halay başı olursun” diyerek yavaşça bana yaklaşmaya başladı. Gazzâlî’yi dinleyerek mendili yerden almak yerine, korkusuzca durduğum yerde beklemeye karar verdim. Aslında bu kararı vermemde üç temel sebep bulunuyordu; 1- Bana öfke dolu bakışlar atan bu adam neden beni halay başı ilan etsin? 2- Bu durum, dışarıdan bakılınca, hapishanelerdeki yere sabun atma öykülerine benzemiyor mu? 3- Daha demin adamı gömerken beni izleyen kalabalık, ben kaçmaya çalışırken beni yakalayıp da döve döve gömmezler miydi?

“Çok düşünme, kafayı yersin” dedi ve o sarıklı hâliyle bana kafa atmasıyla yere yığıldım. Sizlere daha önceden bahsettiğim korku hissine burada kapılmıştım. Çok düşündüğüm için kafayı yemiş ve gömülmeyi bekler bir vaziyetteyken, Gazzâlî’nin omuzlarından tutan bir başka kişiyi daha gördüm. Korku dolu dakikalarımı umut ve ümit ile doldurmuş olan kişi İbn Rüşd idi.

Gazzâlî, İbn Rüşd’ü görünce beni tamamen unuttu ve hararetli tartışmalarına hemen başladılar. Gömülmek üzere bekleyen insanlar bu tartışma başladığında gözlerini ve kulaklarını tıkayarak başlarını bir sağa bir de sola çevirmeye başlamışlardı. Bu olanları fark eden ben, yattığım yerde durur muyum? Durmam… Hemen ayaklanıp bahçenin etrafını çevreleyen duvarın üstüne çıktım ve bu ikilinin tartışmasını dinlemeye koyuldum.

Bu hararetli tartışmalardan İbn Rüşd’ün, Aristoteles’i savunduğu kolaylıkla belli oluyordu. Bunun yanı sıra, Gazzâlî’nin ise düşünmeyi sevenlere bakış açısı da ortaya çıkmıştı.

“Ah be Gazzâlî, ne kadar da güzel, düşmanımı bana gömdürmüştün, şimdi niye bana düşman kesildin ki” diye bağırdım duvarın tepesinden. Adam yerdeki mendile sarılı taşı eline geçirdiği gibi, büyük bir hızda bana doğru fırlatınca, artık beni görmek istemediğine kanaat getirdim. Bu sebepten dolayı İbn Rüşd’e dolayı seslendim “seninle de sohbet etmek isterim ancak etrafımda binlerce düşman var. Şayet sen de halay çekiyorsan, sahilde görüşürüz”.

İbn Rüşd bana doğru başıyla selam verdikten sonra tartışmasına devam etti. O esnada ben de taşa sarılı olan mendili arıyordum. Üzülerek söylemeliyim ki bu mendili arayacağıma, İbn Rüşd ile Gazzâlî’nin tartışmasını sonuna kadar dinlesem daha faydalı olacaktı sanırım. Ne mendili bulabildim ne de din ile felsefe ilişkisindeki incelikleri hafızama kazıyabildim.

Sayın okuyucu, dini görüşlerin aslında felsefeyi engellememesi ve aksine felsefeye destek olması hususunda açıklayıcı görüşler arayışında iseniz, İbn Rüşd’ün Fasl el-Makâl fî mâ beyne el-Şerî’a ve el-Hikme min el-İttisâl (Felsefe ve Din İlişkisi Üzerine) adlı eserini okumanızı tavsiye ederim. Gazzâlî gibi düşünmekten kaçınmak yerine, etkin düşünmek gerektiği kanaatine vardığım bugünümde, yere düşen mendili kimlerin kaçırdığını bulmak niyetindeyken, bu eser önerimi kabul ediniz.

Bilmem ki polisiye olayları sever misiniz ama mendili çalan adamı bulmak için bir takım polisiye işlere girişmek zorunda kaldım. Halay başının erdemli bir şekilde sallaması gereken o mendili nerede bulacağıma ilişkin ipucu ararken, yere dökülmüş şarabın etkisiyle çamurlaşan toprakta oluşan bir çıplak ayak izini fark ettim. Hemen yanında ise bir kaç not kağıdı vardı.

Mendili çalan kişinin Platon olduğunu fark edince hemen yola koyuldum -çünkü elimde tuttuğum notlar Platon’a aitti- ve marketten aldığım hafif soğuk suyu lakur lukur içerken boğulacak gibi oldum! Platon bir amfi tiyatronun sahnesine çıkmış ve topluluğa makaleler okurken benim mendilim ile alnını siliyordu!

– devam edecek –

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...