FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 9: MARQUIS DE SADE

Gece Gündüz
A A

felsefeye-girişmek-500x254

Ameliyathanenin kapılarını öylesine sert kapattı ki doktor, narkozun etkisinden bile kurtularak ayağa dikildim. “Kalbin ağır bir yara almıştı… Kullanışsız hâle gelmişti diyebiliriz… Biz onu söktük aldık” dedi, psikopat tipli olan doktorum. Sonra beni bir zindana doğru götürdü ve parmaklıkları suratıma doğru kapatarak kilitledi. “Kalbi olmayan insanlar, yeni bir kalp bulana kadar, kendilerini hapsederler… Sende bu kendini hapsetme isteğini göremediğimiz için, sana zahmet olmasın diye, ben hapsediyorum seni”

Bu pis doktorun ne hakkında konuştuğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. Ancak sol yanımdaki boşluğun hafifliği bir hayli hoşuma gitmişti. Etraf tamamen karanlıktı ve bulunduğum yerin içerisinde yataktan başka bir şey yoktu. Ben de uyumaya karar verdim.

Dehşet verici bir kadın çığlığı ile uyanmamla tatlı uykum son buldu. Gözlerimi açtığımda “yardım edin” diyen kadınla kısa bir süreliğine göz göze geldim ve ardından bir kırbaç sesiyle birlikte kadın çığlıklara boğuldu. Kadın, içerisinde bulunduğumuz hücrenin köşesine doğru kendisini atarken, Marki de kahkahalar atıyordu. Parmaklıkların ardından bakan pis doktorum da tırnaklarını yiyerek bizi seyrediyordu.

Marki’ye dönerek “bu kadın cıbıldak dolaşıyor diye mi dövüyorsun onu” diye soruverdim. Kahkahalarına ara vermeye çalışarak, “erdeminden de soyunacak mı, onu merak ediyorum” dedi ve bir kırbaç daha salladı. Hemen yerimden fırlayarak Marki’nin yanına koştum ve “şu doktorda da denemeliyiz. Benim kalbimi söktü” diye fısıldadım. Marki’nin eğlendiği her hâlinden belliydi ve doktora dönerek “al bu kızı buradan. Ne kadar da yetersizmiş” dedi.

Pis doktor heyecanla ve hızlı hareketlerle parmaklıkların kilidini açtı. Hücrenin öteki köşesinde bulunan kadının elbiselerini almak için eğildiğinde, Marki kırbacını pis doktorun boynuna doladı ve iyice sıktı. Ben de parmaklıkları içeriden kilitledim ve anahtarları da dışarı doğru fırlattım. “Neden kaçmadın, çocuk” diye haykırdı, Marki. “Bu eğlenceyi kaçıramam ki! Anlat bana felsefeni” dedim.

Marki, “evet, evet… Felsefe… Bedenin arzuları ve zihinlerde insanlık namına oluşturulmuş kavramlardan bahsedeceğiz! Şehvete muhtaç bedenlerimizi doyururken, onlara neler yapmamamızı söyleyenleri ve bu konuşanların da neler yapmak istediklerini konuşacağız” diye bağırırken psikopat doktorumun ellerini ve ayaklarını bağlama işlemini bitirdi. Uzun duvar tarafında bulunan dolaptan, ucunda yumruğumun yarısı kadar olan gümüş bir topa bağlanmış, bir metre kadar uzunluğunda olan zinciri bana verdi.

“Şimdi, bırak bedenin felsefesini yapsın! Şanslısın çocuk, sana karşı gelecek hiç kimse yok bu zindanda. Haydi, başla” diye haykıran Marki, benim daha demin uyuduğum yere geçerek ve cıbıldak kadını da yanına alarak beni izlemeye başladı. O an için elimdeki zincirli gümüş top ve yerde cenin pozisyonunda bağlanmış olan psikopat doktorum ile birlikte ne yapacağımı anlayamadım. Ben de gümüş topu psikopat doktorumun burnunun ucuna kadar uzatarak “vurayım mı lan sana bununla? Hoşuna gider mi, söylesene” diye haykırdım. Bir taraftan da doğru şeyi yapıp yapmadığımı anlamak için Marki’yi gözetliyordum. Bana sürekli olarak “devam et, yap artık, hadisene” gibi şeyler söylüyordu.

Gümüş topu tuttuğum gibi psikopat doktorumun ağzına sokmaya yeltendim ve adam başını bir anda geriye doğru çekerek “manyak mısın lan sen? O topu ayıplı yerlere sokuyorlar! Benim ağzımda ne işi var” diyerek haykırdı. Hemen doktoru gözlerimle süzdüm ve en ayıplı yerini buldum! Evet, doğru tahmin ettiniz, çorabının altında aynı anda üç parmağın girebileceği büyüklükte bir yırtık vardı ve çorabının ayıplı yerine derhal gümüş topu soktum. Psikopat doktorum ve Marki kahkahalara boğulurken, cıbıldak bayan ağlamaya devam ediyordu.

“Sen nasıl bir adamsın” diyerek ayağa kalktı Marki ve “geç şunun(cıbıldak bayan) yanına da beni izle” diyerek kalktığı yeri işaret etti. Ben de bütün erdemimle ve ağır adımlarımla ağlayarak yalvaran kadının yanına oturdum. Kadın sürekli olarak “bana merhamet edin, efendim. Annemi ve babamı kaybettim. Başımdan çok kötü olaylar geçti. Lütfen beni kurtarın” diye yalvarıyordu. Kadını sakinleştirmek için bir tokat attım (çünkü şoka giren insanlara tekme ya da yumruk atılmaz) ve kadının adını sordum. Cıbıldak kadın “adım Thérèse” dediği anda, ayağıyla psikopat doktorumun başını ezmekte olan Marki “yalan söylüyor! Onun adı Justine” dedi.

Ben Thérèse (ya da Justine) ile sohbete dalmışken, bir yandan da Marki’nin psikopat doktorum üzerinde gerçekleştirdiği felsefesini izliyordum. Gözlerim ayrı bir gerçekliğe, kulaklarım ise bambaşka bir gerçekliğe tanıklık ediyordu. O an için, kalbim olmadığına sevindim. Yoksa bu kafa karışıklığını hangi kalp kaldırabilirdi ki?

Sevgili okur, şayet şehvetin sınırlarında dolaşırken dahi düzeni eleştirebilen ve olmaması ya da olması gerekenleri pornografiye ulaşan açıklığı ile sunan bir adam arıyorsanız, Marquis De Sade tam olarak aradığınız kişidir. Erdem üzerine denemelerini ve “sadizm” temelini atan görüşlerini incelemek isterseniz, sizlere Justine ve Juliette eserlerini tavsiye etmeden duramayacağım. Bu arada, kalbim olmasa bile, bir huzursuzluk sardı bedenimi. “Benim mendilim nerede? Daha geçen gün almamış mıydım onu” diye düşünürken, ben de ağlamaya başladım.

Thérèse ve ben ağlarken, Marki ve psikopat doktorum kahkaha atıyorlardı. Bu esnada hiç kimse zindanın kilidinin açıldığını ve bir başka doktorun kapıda beklediğini fark edememişti. Doktor bana “pişt. Hey, bana bak… Kalkın ve dışarı çıkın. Sizin burada ne işiniz var” demesiyle hemen Thérèse’in elbiselerini aldım ve giyinmesini beklemeden zindandan dışarı çıktık.

Thérèse üstünü giyinirken, yeni doktorumuz bana nereye gitmem gerektiğini anlatıyordu; “altı kat yukarı çıkacaksın. Koridorun sonundan sola dön. O koridorun ortalarına doğru gelince kapı sağında kalacak. Kapı da zaten S. Freud yazıyor” Yol tarifini aldıktan sonra, Thérèse ile vedalaştım ve ona yapabileceğim en iyi şeyi yaparak, onu bu yeni doktora teslim ettim.

Doktor bana “bu kızın annesi ve babası ölmüş mü” diye sordu. “Evet” dedim, “ve aslına bakarsan gidebileceği hiçbir yer yok”. Doktor gülümseyip “yani burada olduğundan kimsenin haberi yok ve bekleyeni de yok, eminsin değil mi” diyerek sordu. Bu iyi kalpli doktora, “bu kızın nüfus cüzdanı bile yok. Kaza belâ kötü insanların eline geçse ve öldürülse bile, arkasından ağlayacak tek bir tanıdığı yok. Sizinle tanıştığına nasıl şükür edecektir, göreceksiniz” diyerek teyit ettim.

Doktor, Thérèse’in koluna girerek yine zindana doğru yöneldi. “Nereye gidiyorsunuz” diye sorduğumda, “bu zindanın bir alt katı daha var. Orada benim gibi doktorlarla birlikte olacak, merak etme” dedi ve yolculuklarına devam ettiler.

Yeni arkadaşlarımla vedalaştıktan sonra hemen altı kat yukarı çıktım. Gördüğüm ilk kişiye “Freud’un odası nerede” diye sordum. “Koridoru bitir ve sola sap” cevabını alınca koridor boyunca yürümeye devam ettim ve karşıma çıkan ikinci ilk kişiye “pardon. Freud’un odasına gidecektim” dedim. O da bana -koridorun sonunu işaret ederek- “şuradan sola sapın. Az ileride sağınızda kalacak kapısı” dedi. Koridorun sonuna varınca arkamı döndüm ve “bu tarafa doğru mu gidecektim” diye bağırdım. Adam da bana “hayır beyefendi, sola dedim. Şimdi şu tarafa doğru gidin. Az ileride sağınızda kalacak” dedi.

Gösterdiği yere doğru ilerledim ve gerçekten de sağ tarafta bulunan kapının üzerinde “S. Freud” yazdığını gördüm. Kapının önünde oturan adam, ben sormama rağmen, “içeride oğlum var” dedi. “Bana ne senin oğlundan” diyerek kapıdan içeri daldım…

 

-devam edecek-

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...