FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 8: TOPLUM VE BİREY

Gece Gündüz
A A

felsefeye-girişmek

…Sevdiceğimin o kalabalığın arasında bir yerlerde olduğundan emindim. Hemen kalabalığa doğru ilerlemeye başladım ve suratıma doğru mendilini sallayan bir amcaya “Bugün günlerden ne” diye sordum. “Cuma” diyerek cevaplayınca, ipincecik sesimle çığlığı bastım “A! Yarın cumartesi! Halay başlayacak”

Bu ani tepkimden irkilen amca geri adımlarıyla benden uzaklaşırken, ben de omuzlarımı bir kaldırıp bir indiriyor ve ufak adımlar atarak dans ediyordum. “Yarın halayımız başlayacak” diye tekrar ettim ve sevincimi bu kalabalık ile paylaşmaya karar verdim. Koştum kalabalığın arasına karıştım ve haykırmaya devam ettim “Yarın herkesi sahile bekliyorum! Halay başı ben olacağım”

Başını öne eğmiş ve hızlı adımlarıyla sağa sola giden kalabalığa bakınca içim püf etti. Bir yerlerim zortladı ve duygularım depreşti. Kimse beni dinlemiyordu ve hatta ben orada yokmuşum gibi davranıyorlardı. Tekrar ettim “Yarın diyorum size! Halay diyorum, bre düşünürler”

Kalabalıktan bir tek kişiyi bile etkileyemediğim için sinirlenmeye başladığım o esnada, insanların ellerine kaydı gözüm. Herkesin elinde en az bir mendil vardı. Kimisi kirli, kimisi temizdi. Bazılarınınki küçük ve bazılarınınki büyük… Ancak etrafımdakilerde en az bir tane mendil bulunurken, bende mendil olmaması, beni iyice sinirlendirdi.

“Mendilimi hanginiz aldı? Söyleyin bak, bu sorunu insanca, pek insanca çözebiliriz” dedim. Etrafımdaki hiç kimse beni görmediği için sesimi biraz daha yükseltme kararı verdim; “Güzel insanlar! Size söylüyorum! Bu mendilleri nereden ediniyorsunuz? Bunlar kimin mendilidir”

Eğer bu kalabalık beni dinleseydi, yanımdan geçen gencin mendilini elinden almazdım. O mendili kaldırabildiğim kadar yukarı kaldırdım ve gencin mendilini geri almasına engel olmaya çalışırken bağırmaya devam ettim “Bu mendiller bedava değil! Biliyorum! Okullarınızdan, arkadaşlarınızdan, ailelerinizden, işyerlerinizden, mezarlarınızdan, doğumhanelerinizden ve nice farklı birçok yerden alıyorsunuz bu mendilleri! Benim mendilimi çalan haysiyetsizi bulmama yardım edin! Bakın bu genç nasıl da geri almaya çalışıyor mendilini”

Genç herif, ben konuşmama devam ederken kolumu öyle bir sıktı ki canım acıdı. Bu acının etkisiyle “Halay başı mı olmak istiyorsun lan? İstediğin bu mu” diyerek kafayı indirdim. Onun da eli armut toplamadığından mütevellit sağlam bir kavgaya giriştik. Sabahtan beridir dikkatini çekemediğim kalabalık etrafımızda bir halka oluşturarak bizi izlemeye başladı. Bir tekmem boş geçti ama yumruğum sağlamdı. Bu gencin sağlam dişleri elimi koparacak gibiydi ve kalabalık “Vur, vur, vur” diyerek bizi izlemeye devam ediyordu.

Gencin bu kadar çok darbe almasına rağmen benimle kavga etmeye devam etmesi, beni derinden etkilediği için ona “Sen şurada sırt üstü yat. Konuşmam bitsin, sözüm olsun, geri vereceğim mendilini” dedim ve ayağa kalktım. Kalabalık hâlâ bana “Vur, öldür, vursana” diye haykırıyordu fakat ben iki kolumu da havaya kaldırarak onların susmalarını emrettim.

İşte tam da bu esnada, topluma karşı biriktirdiğim onca fikri sunma fırsatına eriştim. Önce gülümsedim ve sonra da konuşmama başladım;

“Düşünülmeden tüketilen her hayata inat, bizler mendilimizi sallamaya ve halayımızı çekmeye devam edeceğiz! Ne öğrettiler sizlere de bu kadar saklar oldunuz kendinizi? Ben mi durduracağım sizleri, sizler mi sonumu getireceksiniz?

Şu buğulu gözlüklerinizi çıkarın artık! Evet, bizler tek bir organ olarak hareket etmeye programlanmış düşünebilen varlıklarız! İnançlarımız ve duygularımız var! Ve tüm bu sahip olduğumuz şeyler, bizleri susturmak için değil, bizleri konuşturmak için varlar!

Karşıma geçmiş ve şu yerde yatan genci tüketmemi isteyenler, hiç mi utanmıyorsunuz kendinizden? Onun da fikirleri olacak ve gün gelecek halay başı olacak ama yarın değil. Yarın bu halayın başı ben olacağım ve sizler de beni takip edeceksiniz çünkü sizlere anlatacak çok şeyim var”

toplum ve birey

Kalabalığın arasından birisi bağırdı; “Ne anlatacaksan şimdi anlatsana. Neden yarını bekliyorsun” Bu küstah varlığa en narin uçan tekmelerimi sunmak yerine “Ne bileyim ben! O kadar çoklar ki, yarın bir sıraya koyup sunacağım sizlere” dedim. Verdiğim cevap kalabalığın hoşuna gitmemiş olacak ki, herkes gülüşerek ve aralarında fısıldaşarak, etrafımızda oluşturdukları halkayı bozarak, gündelik hayatlarına geri döndüler.

Yerde yatan gence mendilini geri verdikten sonra, bana tek kelime etmeden koşarak uzaklaşmasını izledim. Sanırım o küstah herife verdiğim yetersiz cevaptan dolayı, biraz sinirlerim bozulmuş olacak ki, gözlerim doldu. Tam arkamı dönüp evime doğru ilerlemeye başlamıştım ki, sevdiceğim karşımda belirdi.

Elinde benim mendilimi tutuyordu ve inanılmaz derecede sinirli bir şekilde bana bakıyordu. Hangi filozofun içi bu kadar sızlarken mutluluktan ölecekmiş gibi hissetmiştir bilemem ama sevdiceğime kollarımı açmış onun gelmesini beklerken hissettiğim şeyleri anlatamayacağımı belirtmem gerek.

“Bunu mu istiyorsun” dedi sevdiceğim ve bana mendilimi uzattı. “Evet” diyerek elimi uzattım ve pürüzsüz mendilime kavuşmuş oldum. “Seni ne kadar özlemişim, bir bilsen” diyerek sevdiceğime sarıldıktan sadece birkaç saniye sonra kalbime öyle bir ağrı saplandı ki, sevdiceğimi hafifçe itmek zorunda kaldım. İlk gözüme takılan şey, sevdiceğimin kanlı sağ eli oldu. Sonra ise kalbime saplamış olduğu o hain bıçak.

Dizlerimin üstüne kapaklanırken “Seni gidi hayat kadıncağızı! Neden böyle yapıyorsunuz, kevaşeceğiz hanım” diyebildim. Suratındaki ifadeyi hiç değiştirmeden gözlerime bakan sevdiceğim “Sen benim sevdiğim insanı yok ettin. Bana bu ızdırap dolu mendili musallat ettin… Ne yani, cezasız kalacağını mı zannettin” dedi.

Göğsümdeki bıçağa dokunmaya cesaretim ve dizlerimin üstünde duracak hâlim olmadığı için, yüzüstü düşmekten ve bıçağın iyice derinlere saplanmasından korkarak, kendimi sırtüstü yere bıraktım. Bana doğru bakan sevdiceğime “Ben aklımı(mendilimi mi demeliydim?) sende bırakmışım ve ödülüm bu mu? Aşk belki senin aldatışlarını affeder diye sana kucak açtığım bu günümde, neden sapladın bu bıçağı” dedim.

Göz yaşlarım zemini ıslatmaya başladığı esnada bir müddet siren sesleri duydum. Etrafım kararıyor ve iyice soğuklaşıyordu. Birkaç adamın hararetli tartışmalarına ve beni bir yerlere taşıdıklarını anımsıyorum. “Lütfen ölme” diyordu birisi, “Hayat sana verilmiş en güzel hediye. Sakın vazgeçme”

-devam edecek-

Çizim: Umut NADERİ

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...