FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 7: GILGAMIŞ

Gece Gündüz
A A

felsefeye-girişmek

Narindi bedenim, okyanusa çakılınca anladım.
Nefesimi tuttum derinlere batarken,
Poseidon güldü bana, “nefes alsana” dedi.
Bir iç çektiğim o esnada, genzime su kaçtı,
“Boğuluyorum ulan, kurtar beni” dedim.

Poseidon okyanustan çıkartınca beni,
“Neden öldürmedin Sokrates’i” dedi.
Aksırmaya devam eden ben, hapşurmaklıydım.
“Nasıl öldürecektim onu, onca şarapçının arasında” dedim.
Poseidon kudurdu ve “senin beceremediğini, ben becereceğim” dedi.

Anlayamadığım için sordum “becermekten kastın nedir” diye.
“Öldüreceğim onu” diye haykırdı Poseidon, ben “ha, tamam” der iken.
“Ancak” dedim, “şunu da bilmelisin ki,
öldürmemeli hiçbir tanrı Sokrates’i.
Onu, kendi halkı öldürmeli. Olur da,
Sokrates’i savunanlar türerse
Tanrılara değil, kendi halkına pislemeli”

“Çocuk haklı” dedi, gökyüzündeki kara bulutların üzerinden, Zeus.
“Bırak onu da biz işimize bakalım” diye ikiledi.

Poseidon bırakınca beni, koskoca okyanusun ortasında kaldım,
Ayaklarım kaşınırken yüzüyordum, nice isimsiz yaratığın üzerinde.
Su dalgalandı ve mavi bir su ejderhası yükseldi az uzağımdan.
Gövdesi tam altmış dört metreydi.
Dişleri kolum kadardı ve gözleri alev sarısı idi.

Gılgamış atladı sırtına, bu isimsiz yaratığın.
Kafasına kafasına vurdu kaya gibi elleri.
Canavarın ağzından söktü o cam gibi dişlerini.
Boğazladı su ejderini, onunla birlikte boyladı suyun dibini.

Ben de az değildim hani,
Yakınlarımda yüzüşen bir gümüş balığını yakaladı ellerim.
Sıktım da sıktım, kımıldayınca irkildim de bıraktım.
Sonra birkaç kez daha yakalamaya çalıştım
Yorulunca bocaladım ve su üstünde sırt üstü uzandım.
Göbeğim oldu hep,
Güneş yanığı.

Gılgamış1

Pek vakit geçmemişken, fark etti beni on başlı bir akbaba.
Süzüldü, okyanusta dalgalanan, leşe benzer bedenime.
O anda sudan fırlamasaydı Gılgamış,
Kopartacaktı tek başımı, bu hain akbaba.

Gılgamış birbirine vurunca akbabanın on başını,
Dengesini kaybetti alçak kuş,
Sırt üstü düşüverdi okyanusa.

Gılgamış korkunç bir haykırıştan sonra söyledi:
“Nedir sizin derdiniz insanoğluyla?
Bilmez misiniz en güçlü benim bu dünyada!
Bir daha dokunmayın benim halkıma”

Sevgili okuyucu, karıştırmasın aklını “bu destanın
ne işi vardır felsefe ile” diye.
Var mıdır bu öyküden eski bir öykü,
Bilgiyi ve gücü yücelten?
Okumalı ki bu destanı, görmeli her kişi
Bir ucundan, hayatın anlamını…

Gılgamış sırtladı beni ve yüzdü kanatsız kuşlar gibi,
“Kadıköy sahile bıraksana beni” dedim ona,
Süzülüyordu kayan yıldızlardan bile kaygan,
Hızına hız katıyordu.

Süzülüyordu kayan yıldızlardan bile kaygan,
Hızına hız katıyordu.

Süzülüyordu kayan yıldızlardan bile kaygan,
Hızına hız katıyordu.

Gılgamış2

(Eğer taşlara kazısaydım bu destansı şiiri, 84 defa daha yazacaktım bu dizeleri. “Kopyala yapıştır” yapınca pek zevk vermiyor…)

Süzülüyordu kayan yıldızlardan bile kaygan,
Hızına hız katıyordu.

Sonunda yaklaştık sahile ve belirdi bir kalabalık.
Kimse bizi fark etmeden yaklaştık kıyıya.
Bıraktı beni çetin yeryüzüne Gılgamış,
“Yolun açık olsun” dedim ona.
Selam verir gibi bir şey yaptıktan sonra,
Daldı suyun dibine, kayboldu gözlerden.

Kalabalığa doğru dönünce,
kısa bir süreliğine göz göze geldik, sevdiceğimle!
Kalbim hızla atmaya başlamışken,
Gözlerim kaybetti onu,
Bu çılgın kalabalığın içerisinde…

 

-devam edecek-

Çizim: Umut NADERİ

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...