FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 19: Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Gece Gündüz
A A

FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 19: Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Buz gibi parmaklarıyla boğazımı sıkıca kavrayan kişi, tam da çenemin eklem yerlerinin hemen ardına bastırarak tutmaya başladı beni. Gözlerim sıkı sıkıya bağlı olduğu için kimin bana bu işkenceleri yaptığını göremiyordum. Ancak konuşanlardan bir tanesi Schopenhauer’dı, eminim.

Sanırım bacağıma basan kişi ile nefes alamayayım diye başımı önümdeki sıvıya daldıran kişi aynıydı. Günahını almamak lazım ama sanki bir kişi, iki durumu da idare ediyormuş gibi geliyordu. Göğüs kafesimin şiddetli bir şekilde teklemesi ve anlık olarak genzimde hissettiğim yanma hissi ile sarsıldı bedenim. Başımı sıvıdan çıkardı biri… İki yumruk salladı diğeri…

“Bir işi beceremedin!” diye haykırdı biri ve devam etti; “Üstelik, sana emanet ettiğim eşeğim de ortalıklarda gözükmüyor. Ne yaptığını sanıyorsun sen?”

Birkaç tekme ve tokattan sonra beni bıraktıklarında yere yığıldım. Gözlerim bağlı olduğu için hiçbir şey göremiyordum ancak kulaklarım sağır değildi. Aralarından bir tanesi “Bırakın oyalanmayı, halaya geç kalacağız.” dedi. Diğeri beni dövmekten vazgeçerek “Halay bugün müydü?” diye sordu. Aralarında biraz daha tartıştıktan sonra, beni orada bıraktılar ve etrafa tam bir sessizlik hakim oldu…

Ne bir ses, ne bir görüntü ne de bir düşünce taşıyordum o esnada. Sızlayan bedenimden başka hiçbir şeyim yoktu. Bağlı durumda olan ellerimi cebime yaklaştırdım ve son gücümle cebimi kontrol ettim. Mendilim cebimdeydi…

Mendilim cebimde duruyordu. Bunu hissedebiliyordum. Mendilim… Mendil… Halay… Halay bugün…

Yanı başımdan bir hışırtı işitince irkildim. Sonra birisinin ellerimi çözmeye başladığını hissettim. Daha da sonrasında gözlerimi açtı ve güneş ışınları gözbebeklerime saldırarak canımı yaktı. Kamaşan gözlerimi ovaladıktan sonra beni çözen adama dikkatlice baktım. Dün dayak yiyen adam ile aynı kişiydi; bana elini uzattı;

“Selam, genç. Benim adım Georg Wilhelm Friedrich Hegel. Kısaca Hegel diyebilirsin… Sanırım bizi iyi dövdüler ancak bir filozofun düşünceleri böyle tepkileri görünce küser ve bir daha meydana çıkmazsa, o kişi bir filozof değil hurafeci olur. Ayağa kalk da halaya gidelim.”

Adımlarımı güçlükle atarken, Hegel bana çok yardımcı oldu. Anlatıları adeta yaralarımı kapatıyor ve bana güç katıyordu. Her konuda kesin olarak haklı görmesem bile, beni bu yıpranmış hâlimden kurtaran bir yapısı vardı. Basacağım yerleri izlerken dinliyordum bu adamı ve bir anda durdum; “Biz şu an Fikir Halayı’na gidiyoruz, değil mi?” diye sordum. O kadar zarif bir şekilde sormuştum ki bu soruyu, Hegel yüzünü tükürüklerimden arındırmak için yirmi beş saniye kadar uğraştı.

“Evet! Fikir Halayı! Felsefenin dirilmesine önayak olacak olan oluşumun ta kendisi! Orada bizim için de bir yer olduğuna eminim ancak Schopenhauer ve diğerleri bizi görmek istemiyorlar. Yine de biz orada olacağız. Merak etme, yetişecek vakte sahibiz”

“Halay başı olacağım!”

“Yani Sembolik Sanatı bırakıp Klasik Sanat yapacaksın… İdeal olan düşünce tarzının sana sahip olduğuna inandığın için halay başı olacak ve ideali insanlara göstereceksin. Doğru mu?”

“Evet! Ya da hayır… Anlamadım ama oraya gidip nasıl ki benden öncekiler benim beynimi yaktı, ben de onların beynini yakacağım!”

Ben bunları söylerken sahil görünmüştü bile. Sabırsızlığım artıyordu ve son söylediklerim Hegel’in aklına pek yatmamış gibi gözüküyordu. Beni yakalamak için hamle yaptığında, çevik bedenimle bu hamleden kurtuldum ve Fikir Halayı’na doğru koşmaya başladım. Arkama dönüp baktığımda Hegel’in beni kovalamadığını fark ettim ve yavaşladım. Boş yere koşacak kadar aptal olsaydım, Fikir Halayı’nda ne işim olurdu ki?

Sevgili okur, Georg Wilhelm Friedrich Hegel felsefenin tarih ile birlikte incelenmesi gerektiğini savunan, efendi-köle diyalektiğini ön plana çıkaran bir filozoftur. En tavsiye edilesi eseri olan “Mantık Bilimi”ni size sunarken, bana bakıp yavaşlamam gerektiğini işaret ediyor. Zaten koşmuyorum ki?

Ben Hegel’e bakarken, zurnacı ilk halayı tetikledi. Önüme döndüğümde Fikir Halayı’nın dibine kadar geldiğimi anladım ve olduğum yerde kaldım. Heyecandan ellerim ve ayaklarım titriyordu. O esnada ne diyeceğimi şaşırdım. Nasıl bir felsefeyle halay başı olacaktım ben?

O an, zihnimin derinliklerine doğru hızlı bir yolculuğa çıktım. Birkaç kelime topladım ve bu kelimeleri kullanarak soru cümleleri oluşturdum. Şimdilik cevaplara sahip değildim belki ama sorularım vardı; “Gerçeklik nedir? İki insan iletişim hâlindeyken, bu iki kişinin de düşünmeden konuştuğu anlar olabilir mi? Anladığımızı hissettiğimizi söylerken sahip olduğumuz his, her insanda aynı mı? Büyük patlama gerçek ise patlayan şey neydi? Ortak bilinç, öz bilinçlerin bir toplamı mıdır yoksa tüm öz bilinçlerin toplam yansıması mıdır? Madde nedir? Madde de canlı mıdır? Eğer atom altı parçacıklara kadar enerji sahibi olan her şeye canlı dersek, ölüm mümkün olabilir mi? İnsanoğlunun sahip olduğu siber alem sonrasında meydana gelecek olan çoklu kültürlülük, kültür ve örflerimizi ortadan kaldıracak mı? Eğer kaldıracaksa, bunca yıldır neden Carpe diem demedik? Beden ölümü sonrasında algılamaya devam edebilecek miyiz, yeni algı noktalarına taşınacak mıyız yoksa algılayamaz bir vaziyette, boşlukta olan yolculuğumuza devam mı edeceğiz? …”

İşte yine beynim yanmaya başladı! Buraya kadar nasıl geldiğimi uzun zamandır sizlere anlatıp duruyorum. Olayın özünü siz bana söyleyin! Aklımda bunca soru varken, bu halayı nasıl idare edebilirim ki? Ah! Bu sefer vazgeçmek yok! Geçen sefer hazır olmadığım için onca zamandır acı çekiyordum ancak bu sefer hazırım! Onca filozofla boş yere tartışmadım ya!

Seni alçak ihtiyar! Demek halay başı olabilmek için beni oyalıyordun. Şimdi bana müsaade edin de Schopenhauer’ı def edip halay başı olayım!

-devam edecek-

Çizim: Umut NADERİ

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...