FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 18: Yunus Emre

Gece Gündüz
A A

Cahiliye Ordusu’nun iyice zayıfladığına gözlerimle tanık olurken, durum birden bire değişti. Benim sadık yoldaşım olan süper eşek; 74 adımlık, ışıklı bir füzeyi bana nişanladıklarını ve çoktan ateşlediklerini öğrendiğinde, aşırı derecede hızlı bir şekilde füzeye doğru uçtu ve rotasını değiştirerek gökyüzüne yükseldiler. Bulutların üstüne falan çıktılar sanırım. Şiddetli bir gök gürültüsü ardından, etrafımız aydınlandı ve kar yağmaya başladı.

Bu kar tanelerinin bazıları kırmızı, bazıları ise beyazdı. Kar yağışı, tipiye döndü. Bulutlar yeşilleşti. Etrafımı Cahiliye Ordusu çevirdi. Nedendir bilmiyorum ama, dergâha sataşan olmadı. Elimdeki pakete ve silaha el koydukları yetmezmiş gibi, bir de beni sıkıca bağlayarak iki tekerlekli ahşap bir kutunun içerisine hapsettiler.

Konforsuz bir şekilde, beni kendi yerleşkelerine kadar getirdiler ve buz gibi soğuk olan suyla dolu bir fıçının içerisine beni aktardıktan sonra, fıçının ağzını da mühürlediler. Üşüdüm… Üşüdüm… Düşündüm… Düşledim… Neden orada olduğuma bir anlam veremedim. Ben, fikir halayına katılmak isterken, neden böyle pis işlere bulaştım?

“He-y, hey! Hey! Benim burada ne işim var? Bırakın beni, fikir halayına gideyim!”

Bu haykırışlarımdan sonra öğrendiğim şey, eğer Cahiliye Ordusu tarafından tutsak iseniz, fikir halayı hakkında konuşmamanız gerektiği olmuştur. Sadece bir şeylere inanmanız gereklidir ve inandığınız şey hakkında ne kadar çok bilgi edinirseniz, o kadar kötüdür. Olan-bitene hayat denir ve hayat denen şey, hakkında pek de bir şey bilinmeyen başka bir şeyin yönetimindedir. Düşünmek; hayat denen şeyi, yöneten şeyin planlarına müdahalede bulunamayacağı için, aptallık etmekten öte bir davranış olmamaktadır. Kısacası; ya düşünüp aptal bir varlık olacaksınızdır ya da düşünmeyerek zeki bir cahil olarak kalacaksınızdır. Hayat denen şey; taşlar çatlasın, 30-40 yılı verimli geçebilecek, daha da fazlasını istesen, avucunuzu yalayacağınız şey olduğundan dolayı, fikir halayına katılmak isteyen aptallarla uğraşmak bir zaman kaybıdır. Uğraşmamak için onları yok etmek gerekir.

İşte tam da bu eğitimimi, buz gibi suyun içerisinde titreyen bedenim tamamlamışken; büyük bir patlama gerçekleşti. Yerleşkenin yarısını tuzlu suya çeviren bir patlamaydı bu. Evet, yerleşkenin 10 metre altında su varmış. Patlama sebebiyle toprak çökmüş. Tuzlu su açıkta kalmış… Bu kadar detaycı olmayın. Olaya odaklanın.

Benim içerisinde bulunduğum fıçı da paramparça olunca, rüzgârın etkisiyle daha çok üşümeye başladım. İzlemekte olduğum kavga, beni derinden etkiledi. Patlama sonrasında benim için kavga etmekte olan cahiller o kadar güzellerdi ki… Bir kısmı “Getirdiği paket şehrimizin yarısını havaya uçurdu. Ya dergâhı havaya uçursaydı” diyerek bana saldırırken, diğerleri de “Dergâhtakiler de fikir halayına katılacaklarmıştı. Düşünenlere karşı yapılmış bir saldırıya engel olduk. Lanet olsun!” diyerek ötekilerine saldırıyorlardı.

Cahiliye Ordusu’nun kardeş kanı döktüğü bu kavgayı körükleyen açıklama ise, üstüme kat kat battaniye atarak, beni sıcak tutmaya çalışan Yunus Emre tarafından gerçekleştirildi; “Eğer bir müminin kalbini kırarsan/ Hakk’a eylediğin secde değildir.”

Bundan sonraki kavgalar, tamamen inanış üzerinden gerçekleştirildi. Cahillerin dil bilimcileri “secde” kelimesinin asıl anlamının “bazı durumlarda eğilmek” olarak değiştirilmesini uygun gördü. Bu sayede, Yunus Emre haklı olacaktı ve arkadaşlarını üzen bir kişinin; bazı zamanların dışında eğildiği kabul edilecekti. Cahillerin işçi sendikalarından ise, namaz vakitleri hakkında bir düzenleme talepleri geldi. Çoğunu dövdüler ve bir ara düzenlemeye çalıştılar. Ancak, namaz vakitleri tekrar eski hâlini aldı. Tekrar işçileri dövdüler. İşçi cahiller, tek işi inanıp etrafındakileri dövmek olan cahillere çok kızgındı çünkü kendileri buz gibi havada taş taşırken, sırtlarına tekme atanların sıcak odalarda eğitim amaçlı durmaları, can sıkıcıydı. Sonra ne mi oldu, tekrar dayak yediler. Anlam veremiyorlardı çünkü anlam aramıyorlardı. Cahil olmak bunu gerektirirdi.

Cahiller, belirli bir süre sonra neden kavga ettiklerini unuttukları için, bizi dövmeye gelirken; Yunus Emre haykırdı: ”Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm”

İşçi cahiller ne kadar uzun zamandır etli-kemikli yemekler yiyemediklerini anımsar gibi olurken, inanç yoğurucusu cahiller ise şirke koşmanın böyle olup olmadığını tartışıyorlardı. Sonuç olarak, gidip işçi cahilleri dövdüler.

Sevgili okuyucu; Yunus Emre, İslam edebiyatını şiirsel olarak yüceltmiş düşünürlerden bir tanesidir. Şiirleri sadece aşka olan bağlılığını değil, aynı zamanda ibadet şekillerini de eleştirmesini bilmiştir. Sizler Yunus Emre’nin eserlerini inceleyedurun, benim buralardan kaçmam gerekiyor!

Yunus Emre, bana uzunca bir müddet eşlik ederek, gizlenebileceğim yeri işaret etti ve Cahiliye Ordusu’nun olduğu yere geri döndü. Ona bu cahillerle zaman kaybetmemesinin gerektiğini söyledimse de dinletemedim. Düşünür hâle bürünürlerse, belki kavga etmezler ve mutlu olamasalar dahi, zararsız bir hayata sahip olabilirlermiş… Tamam, oldu… Şuraya doğru anlatalım da; oradakiler de duysun!

Bu sohbetimizin üzerine, filozofların ne kadar dostça ilişkilere sahip olduğu hakkında düşünmeye başladım. Düşünüyorlar, yeni şeyler buluyorlar ve herkesle paylaşıyorlardı. Ne kadar da sevecen canlılardı şu filozoflar… Şu filozoflar… Şuradaki… Bak şu adamın kafasına tekme atan Schopenhauer. Kollarından tutan Nietzsche. Bacaklarını da tutan Kierkegaard olsa gerek…

Dayak yiyen de Hegel mi? Onlar dayak atmaktan yorulana kadar şurada dinleneyim. Yarın sabaha yardıma giderim…

E-, ben o paketi Yunus Emre’ye veremedim ki… Ya Yunus Emre’yi havaya uçursaydım? Bu nasıl bir filozof kavgası?

Yolun aşağısında Cahiliye Ordusu’nun kavgaları, yukarısında filozofların kavgaları. Her yerde kavga var! Neden bu kavgalar?

Mendilim elimde ve bu cehennemden bir an önce kurtulup halay başı olmak istiyorum. Nedense bugün, kendi kendime konuşmaktan, maceracı şeyler de yapamadım. Dur, gidip şu ağacın dalını koparayım. Koparayım da, çok yüksek… Tutamıyorum. Neyse. Bekle beni fikir halayı!

Geliyorum!

-devam edecek-

Çizen: Umut NADERİ

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...