FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 16: ARTHUR SCHOPENHAUER

Gece Gündüz
A A

felsefeye-girişmek-500x254

“Bu dünyayı bir beden olarak düşünebilir misin? Nasıl ki senin bir bedenin var ve ihtiyaçlarını gidermek için organlarını/organellerini yönlendiriyor ve tetikliyor; aynı şekilde dünya da bizleri yönlendiriyor ve tetikliyor. Aklımıza bir şeyler geldi diyoruz ancak bu yaratığın istençlerini gidermekten başka bir şey yapamıyoruz.

Çok büyük bir yapının küçücük parçalarıyız. Ortak irade bizi yönlendirdiği müddetçe varız ve olmaya devam edeceğiz. Ancak bu mudur bizim hayat dediğimiz olgu bütünü?

Daha sağlıklı bireyleri dünyaya getirebilmek için, bir yerlerimize sanki sinyalizasyon devreleri kurulmuş gibi, sadece belirli insanlardan etkileniyoruz. Onları seviyor ve birlikteliklerimiz için çalışıyoruz, çabalıyoruz!

Duygu dediğimiz şeylerin, dünyanın dili olduğunu unutarak yaşıyoruz ve bu dünyanın dili çok acı olduğu içindir ki, bizi yalamadığı günler kendimizi şanslı hissediyoruz. Bir bağımlının uyuşturucu müptelası olmasına benzemiyor mu bu dünyanın bizlerden arınmaması?”

Patates kızartması yerken yağlanan ellerimi, bu çok konuşan adamın paltosuna silerek temizledim ve adam paltosunu o kadar hızlı çekti ki, neredeyse yere düşecektim. “Adın ne senin kabalık? Nereden geliyor bu küstahlık?” diyebildim sadece.

O esnada iki kişi kollarımı tutarak sırtıma doğru kıvırdı. Bir diğeri başıma bir çuval geçirdi. Beni sürükleyerek bir araca bindirdiler-fırlattılar-kapakladılar-uçan tekme gibiydi-ya da bisikletten düşmek gibi.

Araç hareket etmeye başladığında bir müzik çalmaya başladı. Bu müzik inanılmaz derecede insanı rahatlatıyor ve zihnini bambaşka dünyalara gönderiyordu. Uzunca bir süre yolculuğumuza bu şekilde devam ettikten sonra araç durdu ve beni araçtan indirdiler-fıydırdılar-püskürttüler-zambakladılar-acı kabak çekirdeği gibiydi-ya da bir arabanın üzerinize çamur sıçırtması gibi.

Başımdaki çuvalı kaldırdıklarında, çok asil bir şekilde dimdik duran iki adet K-9 köpeğinin ortasında duran korkunç adam bana seslendi; “Benim adım Schopenhauer. Sana soylu olmayı öneriyorum. Soysuz davranışlara tahammülüm kalmadı benim”

“Nasıl soylu olabilirim” sorusunu sundum, karşımdaki korkunç adama. Bana felsefe işlerinin pek de güle oynaya gitmediğini, kendisine yapılan saldırılara artık cevap vermek zorunda kaldığını ve Cahiliye Ordusu’nu haraca bağlamamız gerektiğinden bahsetti. Onun tabağındaki patates kızartmalarını izin istemeden yememin soysuzca bir hareket olmasından dolayı beni köpeklerine yem etmek istemiş. Buraya gelince de güzel gözlerime kıyamadığı için vazgeçmiş. Bu köpekler beni boş yere yermiş ve eğer istediklerini yaparsam daha uzun yıllar boyunca düşünceli hayatlar yaşayabilirmişim, bu çivisi çıkmış dünyada.

İnanır mısınız, K-9 köpeklerinin bir hırıltısı var, hemencecik beni ayağa kaldırttı ve “tamam ama tek şartım var! Beni fikir halayına götüreceksiniz” dedirtti. Bunları söylerken sinir krizi geçirdiğimi ve gözlerimden yaşlar boşalırken titreyerek hıçkırdığımı söylememe gerek yok sanırım…

Takım elbiseli adamlar köpekleri bağlamaya götürürken ben olduğum yerde bekliyordum. Schopenhauer ise villasına doğru gidiyordu. Gözüm etrafımdaki sniper ile bekleyen özel güvenliklere takılmasaydı, koşarak uzaklaşmayı deneyecektim. Mendilim hâlâ benimle birlikte olduğu için şanslıydım fakat hiçbir şey düşünemiyordum… Ta ki, Schopenhauer elinde bir paket ve silah ile gelene kadar.

Schopenhauer

Sevgili okur; Arthur Schopenhauer metafizik, etik, ahlak, psikoloji, istenç ve kötümserlik üzerine önemli bakış açılarını bırakan bir düşünürdür. İstenç ve Tasarım Olarak Dünya ve Aşkın Metafiziği eserlerini okumanızı tavsiye ederken, bir yandan da bu korkunç adamın bana anlattıklarına odaklanmaya çalışıyorum. Kime verecektim bu paketi ve kimi öldürmem gerekiyordu, unuttum. Ancak, bu korkunç adama söylediklerini ikileterek soysuzluk yapma niyetinde değilim!

O esnada ayağımın dibine düşen bir adamı fark ettim. Cahiliye Ordusu’nun has adamlarındanmış. Tövbeler olsun, böyle şeyler işitmedim. Adam “egzoz” yazmasını dahi bilmiyormuş. Schopenhauer, köpeklerinin aç kalacağından da endişelenmeye başladığını, bu cahil adamın ya derhal köpek maması bulması gerektiğini ya da kendisini köpeklerine yem edeceğini belirtti. Yalan yok, etrafta ne bir market ne de bir pet shop vardı. Köpekler adamı yedi.

“Unutma” dedi Schopenhauer, “paketi Yunus’a vereceksin. O teslim edeceği kişiyi bilir”. Bunları söyledikten sonra da gitti villasına. Ben nereden bulurum bu adamı. Kimi öldürecektim? Hiçbir şey anlamadan, etmeden, didinmeden, selam sana Anadolu, ne yapacağım ben?

Sağ olsunlar bana cahil bir eşek vererek uğurladılar. Eşeğe “git” dedim, gitmedi. “Deh” dedim, dehmedi. “Seninle işimiz var, ne diye gitmiyorsun” dedim, yürümeye başladı. Sonra durdu. “A-” dedim, “ben senin üstüne binmeyi unuttum, değil mi? Bu yüzden mi gitmiyorsun”, sırıttı. Eşek bir rahat durmadığı için, elimdeki paketin de çıkarttığı zorluklarla, eşeğe binemedim. Bir müddet birlikte yürüdük fakat sonra eşek oturdu ve bana “hadi artık bineceksen bin” der gibi baktı. Bende atladım üstüne…

Biraz yavaş da olsa ilerliyordu hayvan. Ancak, sanırım daha önceden yaşadığım aksiyonları yaşayamadığım için, oldukça sıkılmıştım. Fakat bu eşeğin hızlanmaya niyeti yoktu. “Nereden buldular seni, bre yavaş hayvan” diye haykırdım. Yok, beni duyan kimse yok! Yavaş yaşayan insanları da hayvanları da oldum olası anlamamışımdır. Nedir bu yavaşlık? Çileden çıkmak üzereydim.

Yolumuzun üzerinde bir kasaba vardı ve eşekten indiğim gibi o kasabaya koştum. “Hepiniz aptalsınız, aptallar! Anlamıyorsunuz” diye bağırarak birkaç el ateş ettim. Kasabanın vatandaşları da çok yavaştı ve bana bakarak, yorgun tavırlarla “lütfen bizi öldürme” dediler. O kadar sinir bozuculardı ki, onları öldürmedim.

Koşarak eşeğime döndüm ve sırtına atladım. “Hea, he, dehi deh deh! Nozhayda” gibi şeyler haykırdım. Ben bu haykırışlarımı gerçekleştirirken, kasabanın gençleri benim için bir ritim tutturdular. O kadar yavaş bir ritimdi ki, uykum geldi. Eşek ilerlemeye devam ederken uyuyakaldım. Hayatımda hiç olmadığı kadar uzun ve rahatlatıcı bir uykuya…

-devam edecek-

Çizen: Umut NADERİ

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...