FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 12: FRANZ KAFKA

Gece Gündüz
A A

felsefeye-girişmek

“Ne kadar da çok mektup var burada! Bunları toplasan kitap olur, kitap” dedim, hayranlığımı gizleyemeyerek. Kafka’nın odası mektuptan geçilmiyordu ve kendisi de çok konuşkan birisi olmadığından mütevellit onun seveceği konular açmaya çalışıyordum. “Kime yazıyorsun bunları” diye sordum, “evli barklı kadınlara yazmıyorsundur, herhalde”

Odanın köşesinde bulunan lambanın bir takım sorunları vardı. Bir yanıp bir de sönüyordu. Lamba sönükken göz gözü görmezken, bazen lamba yanınca hemen sönsün istiyordum. Bu garip adam bir böcek oluyordu bir de insan…

Gregor

“Sana diyorum, sana… Kime yazıyorsun bu mektupları” diye fazla yılışık tavırlarımla Kafka’yı muhabbet etmeye zorladım. Ancak bu adam hiç de konuşacağa benzemiyordu. Ortam karardı ve aydınlandığında gözlerden kayboldu. Tekrar karardı ve aydınlandığında bir masanın başında beni beklediğini gördüm. Bana kağıt ve kalem hazırlamıştı. “Bunları kullanabilirsin” dedi bana ve bu kararıp aydınlanan odada bana mektup yazdırttı -tamam, belki silah zoruyla yazdırtmadı ama yazacağım yeri onun seçmesi hoş değildi.

Uzunca bir süredir filozofların arasında dolaştığım için anlaşılmaz cümleler kurmaktan korktum. Spontane yaşayan bir insanın bilgi dağarcığı ne kadardı, tamamen unutmuşum. Bu sebepten dolayı, semptomum hâline gelen eski sevdiceğime, bir gerizekalı ile konuşurmuş gibi yazma kararı aldım. Çünkü beni anlarsa, ondan vazgeçebilecektim…

Mektubumu bitirdiğimde hemen oda arkadaşım Kafka’dan seslice okumasını rica ettim. Böylece, onun kapılacağı hisleri önceden sezebilecektim;

“Eski sevdiceğim (eski diyorum çünkü artık sen benim sevdiceğim değilsin),

Beni bıçakladığın günü dün gibi hatırlıyorum çünkü aradan çok da zaman geçmedi. Belki de geçmiştir fakat komada da olabilirim ve bir şekilde unutmadım. Bu durumu anlamanı beklemiyorum çünkü sen bir gerizekalısın.

Şimdi okuyacakların seni şaşırtmasın çünkü sen hep karanlıkta yüzüne ışık tutulmuş tavşan gibi bakan bir insansın. İnsanlara gözlerini pörtleterek bakman hiç hoş değil çünkü rahatsızlık verici bir varlıksın. Seni sevmiyorum.

Senin eski tır şoförü arkadaşını gömmek zorundaydım. Onun yerinde sen olsan, seni de gömerdim. Kendimi gömmezdim çünkü benim ölmemem gerekirdi. Bu durumu da anlamanı beklemiyorum, fındık akıllı. Neyse, buradan çıktığımda patates kızartması yiyeceğim ama sen yemeyeceksin, yani, onlar benim patates kızartmalarım.

Mendilimi bana getirdiğin için sana teşekkür ederim. Bu sayede, fikir halayında, halay başı olabileceğim ve bu durum beni mutlu eder. Sen aptal olduğun için anlayamazsın fakat bu durum mutluluk vericidir. Umarım beni bıçakladığın için şişlenerek öldürülürsün fakat benim elime geçmemeni tavsiye ve rica ederim çünkü intikam, mezelerin en soğuğudur.

Canın cehenneme”

Kafka, bu mektubu okuduktan sonra belirli bir müddet volta attı. Düşündü taşındı… Işıklar gitti karanlık oldu, oda aydınlandı ortalıkta yoktu. Bu adamın gizemini çözmeye çalışıyordum ki bir anda karşımda belirdi ve “mektubu ona verdim” dedi.

Kafka’dan aldığım bu haber sayesinde kendimi iyi hissetmeye başladım. Ona defalarca teşekkür ettim ve bana defalarca “ne önemi var” dedi. Her söylediğinde biraz daha ciddileşen bir tavır içerisinde olduğunu fark edince “neden sürekli olarak bana ‘ne önemi var’ diyorsun” diye sordum. Kafka da bana “onların istediği doğrultuda yaşamadığın müddetçe, tüm bunların ne önemi var? Sen sanıyor musun ki bir başkasının işini görmez hâle geldiğinde, bir böcekten farkın kalacak” diyerek cevabını verdi.

Kafka’nın bu hastanede ne işi olduğuna bir anlam yüklemeye çalışıyordum ki, ağzını bıçak açmayan bu adam tekrar konuşmaya başladı; “bir toplumun parçası hâline gelen birey, onun bütünü hâline getirdiği toplum tarafından her zaman eleştirilmeye mahkumdur. Eğer, etrafındaki diğer bireylere fayda sunmaktan vazgeçerse, işlevsiz bir organa dönüşür. Bu ilişkide nötr olma durumu yoktur. Ya onlar için faydalısındır ya da zararlı… Aynı bir böcek gibi”

O esnada böceklerin insanlara nasıl zarar verebileceğini düşünmeye başladım. Düşünceli bakışlarımı Kafka’nın odasında dolaştırırken aklımda bir şeyler parıldadı ve “burası tam bir HURDALIK” dedim, “belki de benim hurda dediklerim, senin böcek dediklerinle aynıdır”

Sevgili okuyucu, yabancılaşma adına bulabileceğiniz eserlerden belki de düşünme üzerine en naif tetikleyicileri içeren öykü kitabı Dönüşüm, Franz Kafka tarafından ele alınmıştır. Eğer mevcut sistemi ve bir bireyin değer yargılarını farklı bir açıdan deneyimlemek isterseniz, bu kitabı mutlaka okumalısınız. Bu esnada, Franz Kafka ile vedalaşarak böceksiz koridora ilk adımımı atmış bulunmaktayım.

Yerlere biraz bakındıktan sonra -çünkü her an bir yerlerden böcekler fışkırabilirdi- gözüm karşımdaki duvara takıldı. “Cogito ergo dubito ergo sum” diye koridor boyunca ilerleyen cümleyi takip ettim. Çeşitli geometrik şekiller ve matematiksel formüllerle süslenmiş duvar boyunca, adamın neden böyle bir şey yazdığını düşündüm. “Düşünüyorum, şüphe ediyorum, öyleyse varım” diyen bir adam neden bahsediyordu ki?

Kaçamak gözlerle etrafımı kolaçan ederken, elinde uyuşturucu iğnesiyle bana yaklaşan hemşireyi fark ettim ve sağımda bulunan ilk kapıdan içeri girerek, kapının camından bu cadı hemşirenin beni görmemesini dileyerek beklemeye başladım.

Hemşire beni görmezden gelerek, daha demin benim gitmekte olduğum kapıya doğru ilerledi. Duvara yazılar yazan adamı mı uyutacaklardı? Buna asla müsaade edemezdim ya, hemen sinsice hemşirenin arkasından yaklaştım ve elindeki uyuşturucu iğneyi alarak onu bayılttım.

Ayak bileklerinden sağlamca tutarak, duvara yazılar yazan adamın odasına kadar sürükledim ve içeri girdiğim de, sanki o adamı kurtarmamışım gibi, bana saldırgan tavırlar gösterdi. “Bir hemşireyi uyutmak cesaretini nereden buluyorsun, bre zındık! Şimdi bize neler yapacaklar haberin var mı? Yoksa seni kötü ruh mu gönderdi? Kimin için çalışıyorsun, söylesene”

 

-devam edecek-

Çizim: Umut NADERİ

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...