FELSEFEYE GİRİŞMEK – Bölüm 1: ARİSTOTELES

Gece Gündüz
A A

felsefeye-girişmek

Bana sürekli sorulan o soruların yanıtlarını düşünmeye anca başlayabildim. “Somurtarak oturmaktan başka işin yok mu” diye soranlara, “somurtarak oturmak bir iş olmasa gerek, eğer birileri seni kayıt altına alırken sana bir ücret ödemiyorsa” gibi bir cevap vermek isterdim. Bu alaycı tavırla vereceğim cevaplardan sonra ise şöyle okkalı bir tokadı bana çok görürlerdi zaten…

Yeni nesil filozofların etrafta halay çektiği şu yüzyılda, her düşünürün niyeti halay başı olmak değil… Ama ben istedim. Hatta bunun için felsefeye inanılmaz derecede hazırlıksız giriştim. Elime o mendili bir alabilsem, kendi felsefemi haykırarak ve arada bir “tey tey” diye inleyerek düşe kalka oynayacaktım. Yalnız ufak bir sorunla karşılaştım ki bu halayın içerisindeki bireylerden bazıları yaklaşık olarak 2500 yıldır bu halayın içerisinde! Elini tutan her kimse, seni bir yere sürüklüyor ve parmaklarını sızlatacak kadar sıkıyorlar.

Deniz kıyısında halay çeken bu gruptan bir kaç adım öteye kaçtıktan sonra ancak soluklanabildim. İnanılmaz derecede sıcak bu yaz gününde, parlak fikirlerden kaçarak, gölgelere sığınmak istedim. Hemen, içerisinde bolca şiddet bulunan hayaller kurdum ki bu kötü düşüncelerin gölgesinde serinleyebileyim…

Aslına bakarsanız ilk başlarda işe yaradı. Fakat belirli bir yerden sonra oldukça üşüdüm ve o zamanlarda da kendimi ısıtacak ışığı hiçbir yerde bulamadım. “Üşüyorum, soğuk! Üzerime uranyum falan atsanıza” diye bağıracak kadar cahil olduğum bu zaman zarfında, sevdiceğimle tanışma fırsatına eriştim.

Evet, o bir uranyum değildi -uranyum belki sıcak bir şey bile değildi- ama beni ısıtacak ışığı onda bulmuştum. Ne beni yakıyordu ışığı ne de üşümeme fırsat bırakıyordu. Ne kadar alıştım ona bir bilseniz, iki beden ile tek ruh olmak nedir anlardınız.

Her neyse, şayet benim bu alışmışlığım elimden alınmasaydı, şu an size felsefe hakkında benzetmeler sunmak yerine, tek sevdiceğimin dün gülerken boğazına nasıl lades kemiği kaçırdığını ve suratı morarmış ıkınırken bile çok hoş gözüktüğünü anlatıyor olurdum.

Günlerden bir gün, bir tır ile yolculuk yapıyorduk. Sevdiceğimin abisi, sevdiceğim ve ben… Huzurlu bir şekilde giderken, tırı kullanan abisi “kız biraz da sen değiştirsene vitesi” dedi ve sevdiceğimin bileğinden tuttuğu gibi kendine doğru çekti. Ben de onlar gibi dondurma yiyordum ancak çeneme ve yanaklarıma bulaştırmadan yiyebilmeme rağmen bu iki gerizekalı her yerlerini dondurma yapmışlardı. Sonra da birbirlerini yalayarak mı temizliyorlardı? Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez, abisi ile sevdiceğimin arasında nereden baksanız 60 yaş var ve sevdiceğim garip hareketlerde bulunarak yolculuğumuza devam ederken bana “seni aldatıyorum, kör müsün” dedi…

Ah! İşte tam da burada hayatımda bir şeyler değişti. Bir kaç litre gözyaşı ve desibeller boyunca çığlıklardan sonra kendime geldim ve “güvenmiyorum lan size, benim katılmak için heveslendiğim bir halay vardı… Mendil sallayacağım ben” diyebildim, kendime.

Koşarak yolculuğuma başladım ancak 15 adım sonra yürümeye karar vererek yavaşça sahile doğru ilerledim. Şansıma tükürsünler, halay çeken bir tek fikir kalmamış sahilde!

Nereye gittiklerini merak ederek dolaşırken, bu esnada nedense havalara bakıyordum, ihtiyarın tekiyle çarpıştım yolda. Adamı dümdüz yere sermiş olmanın verdiği vicdan azabıyla, elimi uzattım ona ve “önce hareket, sonra imkân” diye çıkıştı bana. “Pardon” dedim, gözüm hafif kelleşen alnına kayarken “bana mı dediniz?”.

Yere iki doksan serdiğim adam Aristoteles’ti. Bana bir müddet “hareketsiz hareket ettiren”den bahsettikten sonra yineledi “önce hareket, sonra imkân”. Aristoteles’in bana neler anlattığını hatırladıkça yeni şeyler öğreniyorum. Felseye Aristoteles ile girişmek, aynen kendisinin de ifade ettiği gibi “önce hareket, sonra imkân” olarak nitelendirilebilinecek bir durumdu.

Neyse, birlikte sohbet ederek o kadar uzun bir mesafe yol almıştık ki, aradığım halay ekibinden uzaklaştığım hissine kapılarak hıçkırdım. Aristoteles, bu hıçkırığın şifresini çözmüştü sanırım. “Benimle gel” dedi ve ekledi, “seni halay ekibinden bir kaç arkadaşımla tanıştıracağım”

Bu habere nasıl sevindiğimi anlatamam. İlk karşılaştığımız anda dikkatimi dağıtan ve yavaş yavaş kendisini kelliğe bırakan alnına bakarken “sen benim akıl hocam olacaksın. Sen ne dersen onu yapacağım” gibi samimiyetten uzak yalanlarımı sundum. Unutmayın ki, halay başı olmak isteyen ben, bu filozofların bilgilerini toplayarak mendilimi elime alacak ve halay başına geçtiğim zaman onları istediğim yöne çekecektim.

“Metafizik… İlk adımımız bu olacak ve şu gördüğün yokuşun sonundaki binada bulunan arkadaşımla seni tanıştıracağım” dedi ihtiyar. Dürüst olmak gerekirse ne yokuşu ne de binayı görüyordum. Güneşin oluşturduğu o ışık yansımaları, ihtiyarın alnından sekerek, gözlerime saplandıkça başka hiçbir yere odaklanamıyordum fakat centilmence elimi yola doğru eğerek “önden buyurun, efendim. Sizi takip ediyorum” demesini de becerebildim.

Sevgili okuyucu, bu adamın bana aktardığı bilgiler/varsayımlar benim halay başı olma arzularımı nasıl ateşlendirdi, sizlere anlatmaya doyamam. “Töz” diye nitelendirilen ve algılayamadığımız bu şeylerin hareketlerimizi meydana getirmesi, üretmesi ve tüketmesi; kısacası var olması, beni inanılmaz derecede etkiledi. Artık dikkatim dağılmıyordu ve tamamen bu kavrama odaklanmıştım. Algılayamadığımız şeyleri yok saymak yerine, algılayamasak dahi varlıklarını kabul etmek konusunda zihnimi yoğurduktan sonra Aristoteles’in bahsettiği binaya iyice yaklaştığımızı fark ettim. Kabul etmek gerekir ki, ihtiyarın bana ilk konuştuğumuzda anlattığı “hareketsiz hareket ettiren” kavramını da ancak bu yolculuktan sonra kavrayabildim. Aranızda felsefeye bodoslama girişmek isteyenler var ise, Theta (metafizik 9) güzel bir başlangıç olacaktır.

Bu arada, o binaya yaklaştığımızda gördüğüm şeyden ne kadar korktuğumu da anlatmam gerek. Şu yemyeşil ve inanılmaz güzellikteki gözlerimle gördüğüm şey, insanları diri diri gömen adamın tekiydi. Bu cani herif ile yaşadığım husumetleri unutmam mümkün değil! Hatta yeri gelmişken size o binada başımdan geçen oldukça önemli ve hayatımı değiştiren olayları da anlatayım…

-devam edecek-

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...