Cumartesi Sabahı

Gece Gündüz
A A

“Tam tam ta ta tam tam… Bum! Ta tam tam ta… Bum!”

Renkler birbirine iyice karışmış ve sevecen bir ritimle etrafta dolaşıyor. Sanırım, insanların biraz olsun neşelenmek için hâlâ vakti var. Vakti mi var? Hiç sanmam…

“Sanırım” ve “sanmam”larla dolu bir güne daha uyanmak ne hoş! Sinir krizlerini buruşturarak berimize atıp yeni günleri önümüze dizdiğimizde; karşımızda kalan bir belirsizlik ve ardımızda bıraktıklarımız da görmek istemediğimiz hatıralarımız oluyor sanırım. Fakat bugünün böyle boş hayatlara ya da geçmişteki istenmeyen hatıralara yer ayıracağını sanmam.

Bazen sanırım, bazen sanmam!

Renkler birbirine karışmış, bir ark çalıyor (tanrıçanın elleri benimkilerden büyük ama ark üzerinde oluşturduğu ezgiler benden narin), renkler birbirinden ayrılıyor ve sakin dalgaların kıyılarını okşamakta olduğu bir ada görünüyor. Sisli, puslu, karamsar ya da anksiyetik bir hava yok! Bildiğin güneşli, ılık ve tam da güneşlenmelik. Sanırım tatile çıkmak istiyorum ama bu aralar tatile gideceğimi sanmam.

“Tam tam ta… Bum!”

Çeşit çeşit perküsyonların başında dikilen türlü türlü hayvanlar! Ne de güzel çalıyor o meretleri! “Bum bum ve tam tam!” Bırakın beni limbo oynayacağım. Bana bak, zürafa kardeş. Boynunu böyle dümdüz eğmelisin. Haydi, şekerim. Evet, ben de dans ederek boynunun altından geçeceğim. Ne demek “Huylanırım?” Huysuz musun sen? Eğ haydi, eğ. Aferin; ama ben vazgeçtim. Sanırım sana da güvenmiyorum ve kimseye de güveneceğimi sanmam.

Durun, şurada bir ateş yakalım ve bu şempanzeler de o ateşin etrafında oturup gitar çalsın. Sana ne be, sana ne? Benim içerim yanıyor, bir kazayla bu orman yanmış, çok mu? Oturun bakayım siz de buraya! Heh. Gitar çalmayı bilmiyorsanız, Akdeniz Akşamları falan takılırız… Bu şempanzeleri hiç sevmiyorum. Hep bir sanatçı tripleri var. Yok efendim, insan içinde çalamazmış; insanların kuyrukları yokmuş, bilmem ne… Alın ulan, alın! Yakıyorum işte, oh, mis! Açarım Dubstep müziğimi de; kafa rahat! Sanırım birilerinin kafası rahat, benimkinin rahatlayacağını pek sanmıyorum.

Leyleklere bakın hele! Ne kadar da kırılgan bacakları var… Bununki kırılmış sanırım. Kıyıdan timsahlar fırlayıp bu leyleği gömmesin mi? Gömmesin tabii… Bugün cumartesi olduğundan dolayı pozitif düşüncelerle günümüze “merhaba” demeliyiz. Timsah! Hey! Oradaki! Eğer o leyleğe dokunursan seni; kol saati, çanta ve ayakkabıya çeviririm! Sanırım sen o leyleğe saldırmasan da bunu yaparım ve bu yüzden; insanlığımdan bir şey kaybedeceğimi sanmam…

Şu karıncalar beni deli ediyor! Çalışmayın artık yeter! Gidin sohbet edin, ne bileyim; sportif aktiviteler falan yapın! İş olmayınca aş yok… Tabii ki yer altına erzak depolamak zorundasınız ve neden olduğunu bilmiyorsunuz bile! Ay, karnım ağrıdı. Ne güldüm be! Bildiğin çalışmak zorundalar. Tutsana beni, leopar kardeş; şimdi düşüp bayılacağım. Sen de bunu isterdin, değil mi? Bayılayım da oramı buramı ye, sonra da karnın doysun. Hepiniz çıkarcısınız! Hepinizden nefret ediyorum! Sanırım dün biraz stresliydim ve bu yüzden sesim yükseldi; seninle bir problemim olmasını istemiyorum. Karıncaların umurunda olduğumu da sanmam.

Fillerin bana meyve tabağı getireceğine dair bir kehanet dinlemiştim. Bugün gerçek oluyor. Sanırım, bugün o gün! Biraz daha fazla elma yiyerek kan şekerimi dengeler ve sinirlerimi yatıştırmayı becerebilirim. Hani şu umursamaz tavırlı, etrafındakileri görmezden gelen, “Aman, git ötede oyna.” diyen insanlardan birine dönüşebilirim. Ver şu tabağı bana! Sunaklara meyve tabağı taşımak da nedir? İyi be, götür o tepeye koy. Sanki oraya gidip onları yemeyeceğim! İnancınıza saygım sonsuz, fil kardeş fakat bir tanrının sizin meyve tabağınızla karnını doyuracağını sanmam.

Ceylanların hoplamalı zıplamalı dansları da pek etkileyici. İzlemek inanılmaz derecede eğlenceli fakat onların eğlendiklerini sanmıyorum. Sanırım, nefes kontrollerini kaybetmemek için “İmdat, imdat, yardım edin! Peşimizdeki bu aslanları durduracak kimse yok mu? Yaşamayı seviyor ve etrafımızdaki doğaya saygı duyuyoruz! Günahımız ne bizim? Ah! Bacaklarımız yanıyor, artık katlanamıyoruz! Keşke bizim de motorlu taşıtlarımız ve bize saldırma ihtimali olan varlıklara karşı kullanabileceğimiz silahlarımız olsaydı! Ama yok işte! Bacaklarım! Lanet olsun! Lanet, lanet, lanet olsun, adamım! Ah! Bu sefer de tutamadın, değil mi? Açlıktan gebereceksin! Oh, hayır! Lanet olsun! Amcamı kemiriyorlar! Sadece biraz ot yemek istemiştik! Lanet olsun, karaca! Gördün mü, amcamı kemiriyorlar.” diye bağırmıyorlar.

Bak, ben doğduğumda 350 adet kemiğe sahiptim ve kırıkları-çıkıkları dikkate almasak bile bedenimde sadece 206 kemik var şu an. Demek ki vücudumun içerisindeki kemikler bile birleşip bir bütün hâline geliyor, sertleşiyor, kuvvetleniyor ama ben seninle birleşip bütünleşemiyorum. Böyle bir cep telefonu olabilir mi ya? Bu cep telefonuyla birleşemediğim gibi, bugün cumartesi olmasına rağmen alarmını öttürüyor ve ben de bu illeti susturamıyorum! Sanırım dün gece bir hata yapıp bu alarmı ben kurdum, kendime eziyet olsun diye bu alarmı kurduğumu sanmam.

Ortalıkta ne ada kaldı ne de müzisyen hayvanlar. Bildiğin, uyandım. Bir cumartesi sabahına daha kucak açtım. Sanırım biraz daha yatakta debelenip “Hayır ya kalkmayacağım, lütfen beni rahatsız etmeyin!” diye haykıracağım. Haykırdığım kişiler beni duymayacak çünkü Beyaz Saray’ın içerisinde çalışan herhangi bir kimsenin dahili numarasını bilmiyorum ve Amerika’da şu an insanlar yeni uykuya daldı. Onların beni uyandırmaya çalışacak kadar aptal olduğunu sanmam.

“Sanırım” ve “sanmam”larla dolu bir güne daha uyanmak ne hoş! Hoş ama keşke renkler yine birbirine karışıp bir şeyler olsa… Yok! Bitti! İşin yoksa şimdi git ve kahvaltı hazırla… Böyle böyle yaşlanıp böyle böyle devam edeceğiz. Çünkü sanrılar ve sanrısızlıklar bunu gerektiriyor.

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...