Cumalıkazık

Gece Gündüz
A A

Tatile çıkamamanın yükü ağır olur, bilirsiniz. Durmuş da bu ağırlığı taşıyamayanlardan oldu. Kiralık Yazlık meselesini tekrardan yaşamamak için Faruk’a değil, Tarık’a ulaştı. “Sessiz sakin yerlere gideceğiz… Kitap falan okursun; valla süper olacak!” diyerek kandırdığı Tarık’ı Bursa’ya götürdü, boş senet imzalattırarak araç kiralattı ve “Sen, benim özel şoförüm olacaksın. Bundan başka bir şey düşünülemez! Bursa’nın sokakları dar ve şekilsizdir. Umarım kaza yapmazsın, Allah da yardımcın olsun!” diyerek tatiline başladı.

Tabii ki araç kiralamak yetmiyor; yer bilen, yol gösteren birine daha ihtiyaç duyuluyordu. Durmuş, derhal daha önceden tanışmış olduğu ve güvenilir bir cinci olan Neriman’a ulaştı; rehberlik hizmeti vermesi için onu ikna etti…

Bursa’da sessizliğe kavuşabileceğiniz birinci mekan, Bakacak’taki Seyir Tepe’dir. Bölgenin -273°C’ye yakın olan sıcaklığı sayesinde kılcal damarlarınız esnekliğini yitirir, derinizde bulunan ve hava almaya yarayan delikçiklerden bile kan fışkırttırır.

Tarık, Seyir Tepe’deki manzaraya büyük bir hayranlıkla baktıktan sonra, “Çok soğuk. İnsan frengi olur burada!” dedi. Durmuş, Tarık’ın yorum yapmasından inanılmaz derecede rahatsız oldu ve nefret içerisinde haykırdı: “Kapa çeneni, köle! Şimdi buradan ayrılıyoruz ama sen istedin diye değil; ben istedim diye!”

Geri dönüş yolculuğunu yaparken çoktan akşam olmuş ve çevre mahal karanlığa bürünmüştü. Tarık, dikiz aynasına baktığında, Neriman’ın arka koltukta yalnız olmadığını fark etti. Neriman’ın yanındaki cinler; birbirlerini bıçaklıyor, kahkahalar atıyor ve sürüş konforunun azalmasına sebep oluyordu. “Bizim buraların bıçakları meşhurdur.” dedi Neriman, “Siz de birer tane alın bence…” Tarık, gözleri dolmuş bir şekilde Durmuş’a baktı ve çoktan uyumuş olduğunu fark etti: “Evet, Neriman Hanım. Çok meşhur gözüküyorlar…”

Tarık ve Durmuş otele girdiklerinde bir sessizlik oluştu ve Durmuş hemen televizyonu açarak çizgi film izlemeye başladı. Tarık ise kitap okumak yerine dualar okudu. “Senin arkadaşın…” dedi Tarık; Durmuş’un gülerken başını yatağın köşesine çarpıp bayılışına tanıklık etti ve sustu.

Ertesi sabah arabaya gittiklerinde, Neriman’ın çoktan arka koltuğa geçtiğini gördüler. Arabanın kilitli olduğunu fark eden Tarık “Dün akşam biz sizi evinize bırakmadık mı?” diye sordu. “Evime kadar getirdiğiniz doğrudur ama çocuk kilidi midir, ne varsa bu kapılarda; anlamadım. İçeriden açılmıyor kapılar. Epey çığlık ve yumruk attım sana ama beni dinlemedin. Çantamdaki bisküvileri yiyerek hayatta kalabildim… Ve bugün Cumalıkızık’a gideceğiz!” cevabını veren Neriman’ın sol gözü seğiriyor ve pek de sağlıklı olmayan gülüşmeler sergiliyordu.

Cumalıkızık, Bursa’nın tarihi köylerinden bir tanesidir. Yolları taşlıdır, evleri ahşaplı taşlıdır, ulaşımı traktörle sağlarlar ve kıraathanelerindeki şelale tipi çeşmelerinin içerisinde 3 tane cam bardak vardır, bardaklar doldukça yaşlı amcalar o bardaklardan su içer, yıkamadan geri koyar, sonra başka bir amca gelip yıkanmamış bardaktan su içer ve siz de “Öpüşmüş kadar oldunuz!” diye çığlık attıktan sonra koşarak uzaklaşırsınız. Fakat köy ahali, köyü ticarethaneye dönüştürmeseydi siz oraları dolaşamazdınız ve hiç kimse size “Çok sağlıklı kahvaltılıklarım var. Bizde 20 çeşit. Aşağıdaki evde 19 çeşit kahvaltılık var ama bizdeki 20 çeşit.” demezdi.

Her neyse, Neriman; Durmuş ve Tarık’ı, köyün bilinmeyen yerlerine doğru çıkarmaya başladı bile! “Biliyor musunuz, kışın yerlerden su akıyor…” diyen Neriman biraz üzüldü. Tarık ve Durmuş kahkahalar atarken yoldan geçen köylüleri rahatsız ediyorlardı; onları çimdikliyor, kulaklarına üflüyor, “Etrafta hiç çocuk yok. Kısır mısınız yoksa çocuklarınızı köle olarak evinizde mi çalıştırıyorsunuz?” gibi şeyler haykırıyorlardı. Neriman, kendini inanılmaz derecede kötü hissetti çünkü Tarık ve Durmuş karakterlerini böyle tarihsel bir köye getirme hatasını kabul edemiyordu.

Neriman, yaşlı amcaların bardak aracılığı ile öpüştüğü çeşmenin önüne geldiklerinde, biraz oturup dinlenmek istediğini belirtti. Kıraathanenin içine girdi ve ellerinde kazık olan sekiz tane cinle birlikte dışarı çıktı.

O esnada, cami tarafından Cin İşleri Müdürlüğü Usulsüz Musallat Derneği Başkanı geldi ve üst sokaktan da polisler aşağı indi. Polis memuru megafonla avazı çıktığı kadar bağırıyordu: “Yolun sonuna geldin, Neriman! Teslim ol! Senin yüzünden güzellik merkezinde çalışan bir başka Neriman’ı tutuklamışız ama şu an aranan kişinin sen olduğundan eminiz!”

Başkan ile Neriman bir anlığına göz göze geldiler. Başkan, ahşap baltasını elinden alıp “Seni doğrayayım mı, amcacığım?” diyen Durmuş’a karşı aşırı derecede sinirliydi fakat polislerin önünde kimliğini ortaya çıkarmak istemiyordu. Neriman ise Tarık’ın araba sürerken yaptığı ani frenlemeler sonucunda beyin kanamasına yol açacak darbelere maruz kaldığı ve geçen akşam arabada unutulduğu için öfke doluydu ama kendini ele vermek istemiyordu. Polisler, kıraathanenin önünde nizami sırada dikilmiş eli kazıklı cinleri göremedikleri için o ana kadar bir sorun yoktu. Tarık ve Durmuş’u kazıklatacak daha uygun bir yer ve zaman bulamayacağı için Neriman’ın elleri titriyordu.

Polis amiri silahına davrandı. Başkan, silahına davranan polise kara büyü yaptı. Neriman da cinlerine “Saldırın!” diye emretti. Durmuş, bir traktörün üzerine çıkıp “Ali Desidero!” diye haykırdı. Tarık, okuyacak kitap bulamadığı için evlerin yanlarında bulunan tabelaları okumaya çalıştı ama Arapça bilmiyordu. Cinler, ellerindeki kazıklarla saldırıya geçti! İlk önce silah çeken polis amirine kazığı sapladılar, kazık saplanınca adam kalp krizi geçirdi ve yere devrildi. Sonra diğer polislere saldırdılar. Polisler akıllarını yitirmiş gibi bakınıyor, sebebini bilmemelerine rağmen her şeyden korkuyor ve kıvranıyorlardı. Daha sonra Başkan’a saldırdılar çünkü cinlerin karşısında kara büyü yapmak olağanüstü ayıp bir şeydir. Son olarak da Tarık ve Durmuş’a saldırdılar ve onlar da dehşet içerisinde yerde kıvranmaya başladı.

Can acıtan taşların üzerinde sürünerek birbirlerine yaklaşan Durmuş ve Tarık; inanılmaz derecede korkuyordu. Neriman da yerde kıvranan ikilinin önüne kadar geldi: “Eğer Bursa’nın güzel bir yer olduğunu söylerseniz eski hâlinize nasıl döneceğinizi anlatırım.”

Durmuş “Yeşil!” diye bağırdı; Tarık da “Beyaz!”

Neriman kısa bir kahkaha attı: “Bu çeşmedeki bardaklardan suyu içerseniz bir şeyiniz kalmaz. Haydi, beni eve bırakın…”

Tarık, aklını yitirecek gibi oldu çünkü yaşlı amcalarla öpüşmüş gibi olmak istemiyordu. Durmuş ise üç bardaktan da ayrı ayrı, özellikle amcaların ağzını değdirdiği yerlere denk getirecek şekilde, kana kana suyu içti ve iyileşti. Tarık, su içmeyi reddetti ve hayatının geri kalanını böyle geçirebileceğini söyledi.

Geri dönüş yolundayken Tarık’ın telefonu çaldı: “Bana tatil falan deme, Faruk. Ben evimi özledim!”

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...